Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/9747, 22.01.2019

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2015/9747
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AZMİ OKYAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/9747)

Karar Tarihi: 22/1/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör olayı nedeniyle uğranılan manevi zararın

tazmin edilmesi istemiyle açılan tam yargı davasının esasının incelenmeksizin

reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Aydın'ın Kuşadası ilçesinde 16/7/2005 tarihinde terör

amacıyla bir bombanın patlatılması sonucu birinci ve ikinci başvurucuların

çocukları, üçüncü başvurucunun kardeşi olan E.O. vefat etmiştir.

9. Başvurucular, özel yetkili İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin

29/12/2009 tarihli kararıyla bir terör eylemi olduğu tespit edilen olay nedeniyle

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesine

istinaden Aydın Valiliğinden manevi tazminat talebinde bulunmuş; talebin

reddedilmesi üzerine Aydın 1. İdare Mahkemesinde taraflarına toplam 200.000TL

manevi tazminat ödenmesi istemiyle dava açmışlardır.

10. İdare Mahkemesi 23/3/2007 tarihli kararıyla davanın kısmen

kabulüne ve 70.000 TL manevi tazminatın davacılara ödenmesine karar vermiştir.

Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 16/2/2011 tarihli kararıyla bozulmuştur.

Bozma gerekçesinde özetle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un yargısal ve

bilimsel içtihatlarla kabul edilen sosyal risk ilkesinin yasalaşmış hâli

olduğu, buna göre öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idarenin

kusurunun var olup olmadığını tespit edilmesi gerektiği, idarenin kusurunun

saptanması hâlinde uyuşmazlığın 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre

çözümlenmesi gerektiği, kusurun bulunmadığının tespiti hâlinde ise uyuşmazlığın

5233 sayılı Kanun kapsamında sosyal risk ilkesine göre çözülmesi gerektiği

belirtilmiştir.

11. İdare Mahkemesi, bozmaya uyarak 24/1/2012 tarihli kararıyla

idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı tespit edilen olayın 5233 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilebileceği, 5233 sayılı Kanun'da ise terör olayları nedeniyle

kişilerin uğradıkları maddi zararların karşılanmasına olanak bulunmadığı

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

12. Karar Dairenin 17/4/2013 tarihli kararıyla onanmıştır. Onama

kararında şu gerekçeye yer verilmiştir:

"27.7.2004 tarihinde

yürürlüğe giren 5233 sayılı Yasa, yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul

edilen 'sosyal risk' ilkesinin yasalaşmış halidir. Anılan Yasanın uygulama

alanı yalnızca terör nedeniyle "sosyal risk ilkesi" uyarınca tazmini

mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunmaktadır. Bu Yasanın yürürlüğe girdiği

tarihten sonra yargısal içtihat yoluyla sosyal risk ilkesinin uygulanması

mümkün değildir.

Olayda idarenin hizmet kusuru veya kusursuz

sorumluluğu olmadığı sonucuna varılmakla birlikte, idarenin 5233 sayılı Yasadan

doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Davacıların başvurusu halinde5233

sayılı Yasa çerçevesinde, sosyal risk ilkesine göre idarece ödeme

yapılabileceği; ödenmesine karar verilip, henüz tahsil edilmeyen tutarların

davacılar tarafından istenebileceği tabiidir. Bu nedenle İdare Mahkemesince

uyuşmazlığın 5233 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilerek, 5233 sayılı Yasa

hükümlerine göre, terör olayları nedeniyle kişilerin uğradığı manevi zararların

karşılanmasına olanak bulunmadığından davanın reddi yolunda verilenkararda

hukuka aykırılık bulunmamaktadır."

13. Başvurucuların karar düzeltme istemi, Dairenin 12/3/2015

tarihli kararıyla reddedilmiş ve nihai karar 7/5/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

14. Başvurucular 8/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

15. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).

16. 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“1. İdari

dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

...”

17. 2577 sayılı Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İdari

eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu

eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini

istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu

konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış

gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,

dava süresi içinde dava açılabilir.”

18. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,

K.2009/97 sayılı kararı şöyledir:

"5233 sayılı Yasa,

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna

gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla

karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan

vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif

bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca

uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin

esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.

İdare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu

olan, nedensellik bağı kurulabilen zararları kusur sorumluluğu ilkesi uyarınca

tazminle yükümlüdür. Ancak bazen idare, kusur koşulu ve nedensellik bağı

aranmadan da meydana gelen bazı zararlardan sorumlu olabilmektedir. Bunlar,

idarenin kendi faaliyet alanıyla ilgili önlemekle yükümlü olduğu halde

önleyemediği zararlardır. 5233 sayılı Yasa'da yer alan sorumluluğun dayanağını

da kusursuz sorumluluğun bir türü olan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla

geliştirilen 'sosyal risk ilkesi' oluşturmaktadır.

Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari

bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların

karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun

sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine

yasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal

risk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden

ibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir

yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle

sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda

değerlendirmek gerekir.

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik

bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen

zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk

alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını

genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında

meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminine

ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan

kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,

12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birinci

fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu

ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere

karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir."

19. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve

E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına

dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna

başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece

maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle

giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen

nitelikte bir yasadır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin

18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer -

Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'Tazminat

Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu

doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için

tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.

Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydana

gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca

karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat

taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve

kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak

manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması

gerekmektedir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 22/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

21. Başvurucular, tazminat hukukunun genel ilkelerine göre

açtıkları davanın 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek manevi

tazminat talebinin reddedilmesinin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına aykırı

olduğunu ileri sürmüş ve bu durumun Anayasa'nın 2. maddesinde güvence altına

alınan hukuk devleti ilkesi ile 125. maddesinde belirtilen idarenin her türlü

eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ilkesini ihlal ettiğini

iddia ederek ihlalin tespiti ile manevi tazminata hükmedilmesi talebinde

bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Manevi tazminat isteminin reddedilmesi ile

ortaya çıkan temel sorun başvurucuların mahkemeye etkili erişiminin

engellenmesi olduğundan başvurucuların manevi tazminat istemi hakkındaki

iddiasının adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden

incelenmesi uygun görülmüştür (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Mehmet Emin Timurtaş, B. No: 2014/2008,

22/11/2017, § 46).

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

24. 5233 sayılı Kanun Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği üzere maddi zararların

özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi zararların genel hükümlere göre

karşılanmasına da engel olmayan bir yasadır. 2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13.

maddelerinde idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal

edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol 5233

sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan

zararın tazminine imkân sağlamaktadır (Abbas

Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 81)

25. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin (Emir Ağgül ve diğerleri,

B. No: 2014/16320, 21/11/2017) kararında belirtildiği üzere bir tazminat veya

tam yargı davasına konu olan alacağa ilişkin mevzuat hükümleri kapsamında

yürütülen yargılamada, kişilerin taleplerini başlattıkları usulde hataya

düşülerek incelemenin yapılacağı mevzuat kaynaklarının daraltılmasının

belirtilen anlamda dava açılması ile ilgili bir kısıtlama olarak

değerlendirilmesi ve bu müdahalenin mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

26. Nitekim, 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi tazminat

ödenmesine ilişkin benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve

Anayasa Mahkemesi, terör ve terörle mücadele kapsamında gerçekleşen zararlara

ilişkin manevi tazminat taleplerinin karşılanması için 5233 sayılı Kanun’da

hüküm bulunmamakla birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında

başvurucuların anılan talep hakkına sahip olduklarını belirtmiştir. Anayasa

Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla

birlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan bir kanun olduğunu,

2577 sayılı Kanun’un 12. ve 13.maddelerinde, idarenin işlem veya eyleminden

kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı

tanındığını belirterek idareye yaptıkları başvuru ve açtıkları davayı tazminat

hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum kalan

başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Özden Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No:

2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).

27. Somut olayda, manevi tazminat istemiyle açılan dava özetle

5233 sayılı Kanun'un yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen sosyal risk

ilkesinin kanunlaşmış hâli olduğu ve terör nedeniyle sosyal risk ilkesi

uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı uygulanacağı, Kanun'un

yürürlüğe girdiği tarihten sonra yargısal içtihat yoluyla sosyal risk ilkesinin

uygulanmasının artık mümkün olmadığı, anılan Kanun çerçevesinde sosyal risk

ilkesine göre idarece ödeme yapılabileceği ancak 5233 sayılı Kanun hükümlerine

göre terör olayları nedeniyle kişilerin uğradığı manevi zararların

karşılanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

28. Oysa, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre açılan

manevi tazminat istemli davada 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesinin son

fıkrasındaki ve 2577 sayılı Kanun’un 2. ve 13. maddelerindeki (bkz. §§ 16, 17)

açık düzenlemeler ile Danıştay (bkz. § 19) ve Anayasa Mahkemesi (bkz. §

18)içtihatları dikkate alındığında başvurucuların manevi tazminat talebi

hakkında idare hukukunun genel hükümleri kapsamında inceleme yapılarak bir

karar verilmesi yoluyla başvurucuların mahkemeye erişimine olanak

sağlanmalıdır.

29. Açtıkları manevi tazminat davasını tazminat hukukunun genel

hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum kalan başvurucuların mahkemeye

erişim hakkına müdahalede bulunulduğu açıktır.Yukarıdaki

belirtilen ilkeler ışığında yapılan incelemede başvurucuları manevi tazminat

davasını tazminat hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum

bırakan müdahale yönünden yukarıda değinilen içtihatlardan (Örneğin diğerleri

arasından Emir Ağgül

ve diğerleri, Mehmet Emin

Timurtaş başvuruları) ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı ve

ölçüsüz müdahalenin başvurucuların mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna

varılmaktadır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

32. Başvurucular, ihlalin tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.

33. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

34. Bu durumda adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken

iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Aydın 1. İdare Mahkemesine

(E.2011/2013, K.2012/76) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

35. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Aydın

1. İdare Mahkemesine (E.2011/2013, K.2012/76) GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onuncu Dairesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucular

:

1. Azmi

OKYAY

2. Emel

OKYAY

3. Ece

SAYGIN

Vekilleri

:

Av. Meral Tükezban KÜÇÜK

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/9747, T. 22.01.2019, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2015-9747-basvuru-22-01-2019-fada5f58df22