Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/7584, 07.02.2019

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2015/7584
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ALYA DEMİR VE MEHMET DEMİR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/7584)

Karar Tarihi: 7/2/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçlerince gözaltına alındığı iddia edilen

bir kişiden bir daha haber alınamaması ve bu olay hakkında başlatılan ceza

soruşturmasının etkisiz yürütülmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerine,eksiklik

bildirim yazısına karşı verilen cevap dilekçesinin ekindeki belgelere ve

başvuruya konu soruşturmayı yürüten Kulp Cumhuriyet Başsavcılığından

(Cumhuriyet Başsavcılığı) temin edilen soruşturma evrakına göre ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. İstanbul'da faaliyet gösteren bir dernek; bir grup insanın

güvenlik güçlerince öldürüldüğüne veya zorla kaybedildiğine ilişkin iddiaları

içeren, birçok mağdur ve maktul yakınınca imzalanan dilekçeleri üst bir

dilekçeye ekleyerek 23/5/2003 tarihinde Bakanlığa göndermiştir. Üst dilekçe

ekinde yer alan ve başvurucu Mehmet Demir tarafından 9/9/1999 tarihinde biri

Türkiye'de faaliyet gösteren bir derneğin Adana şubesine, diğeri de

uluslararası bir kuruluşa gönderilmek üzere yazılan iki dilekçe ile başvurucu

Mehmet Demir'in oğlu C.D. tarafından doldurulan Faili Meçhul Cinayet ve Kayıp

Tespit Formu'nda şu iddialar yer almıştır:

i. Başvurucu Mehmet Demir'in oğlu, diğer başvurucu Alya Demir'in

ise eşi olan B.D., Muş'un Merkez ilçesi Kızılağaç beldesine bağlı Eğirmenç mezrasında yaşayan A. isimli bir kişinin evinde

misafir iken Alya Demir ve müşterek bir çocukları ile birlikte 13/10/1993

tarihinde güvenlik güçlerince gözaltına alınmıştır.

ii. Alya Demir ile çocuğun ifadeleri alınıp ertesi gün serbest

bırakılmışlardır.

iii. B.D., bir helikoptere bindirilerek bilinmeyen bir yere

götürülmüş ve gözaltına alınmasından sonra kendisinden bir daha haber alınamamıştır.

iv. B.D.nin akıbetiyle ilgili olarak

çeşitli devlet kurumlarına sözlü ve yazılı yapılan başvurular sonuçsuz

kalmıştır.

9. Bakanlık söz konusu dilekçeleri İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da Fatih Cumhuriyet

Başsavcılığına iletmiştir. Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı ise B.D.nin kaybolması ile ilgili soruşturma dosyasını

3/12/2003 tarihli yetkisizlik kararıyla Muş Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir.

10. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı 21/1/2004 tarihinde istinabe

yoluyla başvurucuların ifadelerini almıştır.

i. Başvurucu Alya Demir ifadesinde; bal almak amacıyla eşi B.D.

ve bir çocuğu ile birlikte Muş'a bağlı Badinek

köyüne, S. isimli bir kişinin yanına gittiklerini, burada S.nin

kayınbabasının evinde kaldıklarını, Badinek köyünde

bulunurlarken askerlerin köyde operasyon yaptıklarını, Adana'da tanışmalarına

rağmen S.nin B.D.yi

tanımadığını söylemesi üzerine eşi ve çocuğu ile birlikte bir helikopterin

yanına kadar götürüldüklerini ve daha sonra B.D.nin

askerlerce helikoptere bindirilerek bilmediği bir yere götürüldüğünü

söylemiştir. Başvurucu Alya Demir 4/3/2004 tarihli ifadesinde de olayın geçtiği

yerin Muş'a bağlı Badinek köyü olduğunu ifade

etmiştir.

ii. İfadesinde başvurucu Alya Demir ile benzer yönde beyanda

bulunan Başvurucu Mehmet Demir 1/3/2004 tarihinde alınan ifadesinde, olayın

geçtiği yerin Muş'a bağlı Badinek köyü olduğunu

söylemiştir.

11. Kolluk görevlilerince yapılan araştırmada Badinek'in Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Alacak köyünün mezrası

olduğu, 13/10/1993 tarihinde Eğirmenç köyünde

herhangi bir operasyon yapılmadığı, Eğirmenç köyünde

A.A. isimli bir kişinin bulunduğu ancak ifadesine göre A.A.nın B.D.yi tanımadığı, A.A.nın damadı olan kişinin S.T. olduğu ve bu kişinin Adana'da

ikamet ettiği tespit edilmiştir.

12. Kolluk görevlileri 21/2/2004 tarihinde A.A.nın ve A.A.nın oğlu F.A.

ile kardeşi İ.A.nın ifadelerini alıp geçici köy

korucuları İ.G., C.K. ve Ab.A.nın beyanlarını tespit

etmiştir. A.A. ve yakınları ifadelerinde, B.D.yi tanımadıklarını ve Eğirmenç

köyünde 13/10/1993 tarihinde herhangi bir operasyon yapılmadığını

söylemişlerdir. İfadeleri alınan geçici köy korucuları da anılan tarihte Eğirmenç köyünde herhangi bir operasyon olmadığını beyan

etmiştir.

13. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın Diyarbakır'ın Kulp

ilçesi sınırlarında meydana geldiği gerekçesiyle 23/3/2004 tarihinde

yetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma evrakını Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir.

14. Cumhuriyet Başsavcılığı 18/10/2004 tarihinde, istinabe

yoluyla S.T.nin tanık sıfatıyla ifadesini almıştır.

İfadesinde S.T., B.D. ile birlikte 1993 yılının sonbaharında Badinek'e gittiklerini, kayınbabasının evinde bir gece

kaldıklarını, ertesi gün jandarma ve özel askerî birliğin mezrada bir operasyon

yaptığını, bu operasyon kapsamında askerlerin kendisini, kayınbabasını ve B.D.yi gözaltına alıp dağın yüksekçe bir yerinde bulunan

karargâha götürdüklerini, bir saat kadar sonra kendisinin ve kayınbabasının

serbest bırakıldığını ancak B.D.nin alıkonulduğunu,

gözaltına alınmasından sonra B.D.yi bir daha

görmediğini beyan edip onu gözaltına alanlar arasında binbaşı rütbesinde bir

subayın da bulunduğunu söylemiştir.

15. İstinabe suretiyle 1/1/2005 tarihinde tanık sıfatıyla ifadesi

alınan A.A., köylerine misafir olarak gelen B.D.nin

askerlerce gözaltına alındığını söylemiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığı; Van Jandarma Asayiş Komutanlığının

suç tarihini de kapsayacak şekilde Kulp'ta bir operasyon yaptığı, Bolu 2'nci

Komando Tugay Komutanlığına bağlı iki bölükten oluşan askerî bir bölüğün Alaca

köyü ve çevresinde bir operasyon icra ettiği, ayrıca suç tarihine yakın

zamanlarda bazı askerî birliklerce Kulp ilçesinde operasyon yapıldığı, açık

kimlik bilgileri tespit edilemeyen askerlerce B.D.nin

gözaltına alındığı gerekçesiyle 8/2/2005 tarihinde görevsizlik kararı vermiş ve

soruşturma evrakını görevli gördüğü Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askerî

Savcılığına (Askerî Savcılık) göndermiştir. Görevsizlik kararının gerekçesinde

yazılı hususların Alaca köyünde bulunan on bir kişinin kayıp olduğu iddiasıyla

yürütülen başka bir soruşturma kapsamında yapılan yazışmalar sonucunda elde

edildiği anlaşılmıştır.

17. Askerî Savcılık, Alaca köyünde bulunan on bir kişinin kayıp

olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma konusunda Cumhuriyet Başsavcılığından

bilgi almıştır.

18. Askerî Savcılığın talebi üzerine 1993 yılının Ekim ayında Badinek'te yaşayan kişilerin isim ve adreslerini araştıran

kolluk görevlileri, düzenledikleri 24/4/2005 tarihli tutanakta terör olayları

nedeniyle Badinek'in 1993 yılında boşaltıldığını ve

bu nedenle araştırma yapılamadığını belirtmiştir.

19. Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı 13/10/1993 tarihinde,

Kulp İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yapan kişilerin

tespit edilemediğini 6/2/2007 tarihli yazısıyla Askerî Savcılığa bildirmiştir.

20. 26/11/2007 tarihli yazıyla 1993 yılında İlçe Jandarma

Komutanlıklarında sivil memur ve işçi kadrosu bulunmadığını, Kulp ve Lice İlçe

Jandarma Komutanlıklarında askerlik yapan erbaş ve erlerin tespit edilemediğini

belirten Jandarma Genel Komutanlığı, 1993 yılında anılan komutanlıklarda görev

yapmış rütbeli personelin isim ve adres bilgilerini talebi üzerine Askerî

Savcılığa göndermiştir.

21. Askerî Savcılık 6/11/2008 tarihinde, Bolu 2'nci Komando

Tugayı Komutanlığından Alaca köyü ve civarında operasyon icra eden bölükte

görevli tüm rütbeli personelin açık kimlik bilgilerini istemiştir. Söz konusu

yazıya verilen 4/12/2008 tarihli yazılı cevapta, arşivin bulunduğu binanın

12/11/1999 tarihinde meydana gelen depremde hasar gördüğü, kalorifer

borularının patlaması sonucu arşivin sular altında kaldığı ve arşiv belgelerine

ulaşılamadığı belirtilmiştir.

22. Askerî Savcılık 2005-2009 yılları arasında, 13/10/1993 tarihinde

Kulp İlçe Jandarma Komutanlığında veya Kulp Jandarma Komando Bölüğünde görev

alan askerlerden on altısının ve Y.C. isimli bir askerin istinabe suretiyle

ifadelerini almıştır. Y.C. 13/10/1993 tarihinde Kulp ilçesinde görev

yapmadığını beyan etmiş, ifadeleri alınan diğer kişiler ise operasyon ve B.D.nin gözaltına alınması hakkında bilgi sahibi

olmadıklarını ifade etmişlerdir.

23. Askerî Savcılık 28/11/2011 tarihinde Millî İstihbarat

Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığına bir müzekkere yazarak B.D.nin

terör örgütü mensuplarınca kaçırılıp kaçırılmadığı, bu kişinin ölü olup

olmadığı hususlarında bilgi istemiştir.Bahse

konu yazıya verilen 6/2/2012 tarihli cevaptan, istenen hususlarda MİT'in elinde

herhangi bir bilgi bulunmadığı öğrenilmiştir.

24. Askerî Savcılık, terörle mücadele kapsamında kalsa bile

soruşturmaya konu eylemlerin askerî bir görev olarak kabul edilemeyeceği ve

soruşturma görevinin kendisine ait olmadığı gerekçesiyle 26/11/2013 tarihinde

görevsizlik kararı vermiş ve soruşturma evrakını Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığına (TMK 10. madde ile görevli) göndermiştir.

25. Başvurucu Alya Demir'in vekili 21/2/2014 tarihli bir

dilekçeyle soruşturma evrakının fotokopisini istemiştir.

26. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ile

görevli) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10.

maddesi uyarınca kurulan mahkemelerle Cumhuriyet başsavcılıklarının 21/2/2014

tarihli ve 6526 sayılı Kanun'la görevlerine son verildiği gerekçesiyle

19/3/2014 tarihinde görevsizlik kararı vermiş ve soruşturma evrakını Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da

8/9/2014 tarihli yetkisizlik kararıyla soruşturma evrakını Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiştir.

27. Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmaya konu fiilin kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma suçunu

oluşturduğu kanaatine varıp B.D.nin öldüğüne veya

öldürüldüğüne dair delil veya emareye rastlanmadığı, suç tarihinde yürürlükte

olan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen en uzun dava

zamanaşımı süresinin-bu süre 20 yıldır-dolduğu gerekçesiyle 3/11/2014

tarihinde, kimlik bilgileri tespit edilemeyen şüpheli/şüpheliler hakkında

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

28. Başvurucular vekilinin bu karara yaptığı itiraz, Diyarbakır

3. Sulh Ceza Hâkimliğinin (Hâkimlik) 5/3/2015 tarihli kararıyla kesin olarak

reddedilmiştir.

29. Nihai karar başvurucular vekiline 5/3/2015 tarihinde tebliğ

edilmiş olup başvuru, süresi içinde 24/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

"Bir suçun işlendiğini öğrenen

Cumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı 160. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir

suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu

davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini

araştırmaya başlar."

B. Uluslararası Hukuk

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygıyükümlülüğü"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki

alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan

hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."

32. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

1. Gözaltındaki Kişinin

Kayıp Olduğu (Zorla Kaybedilme) İddiasıyla Yapılan Başvurular Yönünden

33. Şimdiye kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

yakınlarının kaybolduğunu ileri süren pek çok kişinin Sözleşme'nin 2.

maddesinin ihlal edildiğine ilişkin başvurusunu incelemiştir. Bu başvuruların

tamamına yakınında kaybolmanın gözaltı sırasında gerçekleştiği ve/veya devletin

koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği iddia edilmiştir.

34. Gözaltı sırasında kaybolmaya ilişkin iddiaları incelerken

AİHM, öncelikle delillerin değerlendirmesini ve olayların tespitini

yapmaktadır. Bunu yaparken de her türlü

makul şüphenin ötesindeki kanıt kriterini uygulamaktadır. AİHM'e göre bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık

ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden

oluşabilir; ayrıca delillerin toplanması sırasında tarafların tutumu da dikkate

alınabilir (Cülaz ve diğerleri/Türkiye, B. No: 7524/06,

39046/10, 15/4/2014, §§ 167-171; Tekçi ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 13660/05, 10/12/2013, §§ 89-93) .

35. Başvurucuların yakınlarının gözaltına alındığına dair makul

şüphenin ötesinde kanıt unsuru bulunmuyorsa AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesinin

maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar vermektedir (Şeker/Türkiye, B. No: 52390/99, 21/2/2006,

§§ 63-66; Aydın Eren ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 57778/00, 21/2/2006, §§ 35-46).

36. Başvurucuların yakınlarının gözaltına alındığına dair makul

şüphenin ötesinde delil bulunması hâlinde AİHM, devletlerden yeterli ve ikna

edici açıklamalar -görevlilerinin ölümcül güce başvurmalarını haklı gösterecek

nitelikte gerekçeler dâhil- sunmasını ummakta ve bu tür bir açıklama

yapılmaması hâlinde davalı devlet aleyhine olumsuz sonuçlar çıkarma hakkına

sahip olduğunu vurgulamaktadır (Cülaz ve

diğerleri/Türkiye, §§ 170, 173; Tekçi

ve diğerleri/Türkiye, §§ 92, 95).

37. Başvurucuların yakınlarının gözaltına alındığına dair makul

şüphenin ötesinde delil bulunsa bile AİHM; kayıp kişinin ölmüş olduğu tahminine

düşünülmeden varılamayacağını, buna ancak davanın kendi koşulları içinde

yapılacak bir değerlendirmeden sonra karar verilebileceğini ve bu bağlamda

kişinin son kez görüldüğü tarihin önemli bir unsur olduğunu hatırlatmaktadır (Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], B. No:

16064/90... § 143;Vagapova ve Zoubirayev/Rusya, B. No: 21080/05, 26/2/2009, §§

85, 86). Diğer taraftan AİHM'e göre kayıp kişiden en

son haber alındığı tarihten itibaren geçen süre, kayıp kişinin ölü kabul

edilmesine karar verilmesi için tek başına yeterli değildir. Ölümün kabul

edilebilmesi için kaybolma olayının hangi şartlarda gerçekleştiğinin ve mağdurun

silahlı çatışmanın hangi tarafında yer aldığının da dikkate alınması gerekir (Timurtaş/Türkiye, B. No: 23531/94,

13/6/2000, §§ 82, 83; Osmanoğlu/Türkiye,

B. No: 48804/99, 24/1/2008, §§ 55-58).

38. AİHM, anılan Vagapova ve Zoubirayev/Rusya başvurusunda, hayatını

tehlikeye atan koşullarda dört yılı aşkın bir süreden beri kayıp olan genç bir

kişinin öldüğünü varsaymıştır. Yine Tanış ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 65899/01, 2/8/2005, § 210) başvurusunda;

hayatlarını tehlikeye atan koşullarda jandarma karakolunda gözaltına

alınmalarının ardından dört yıldan fazla bir süreden beri kayıp olan iki

kişinin ölmüş olabileceği yönündeki varsayımı kabul etmiştir.

39. AİHM, başvurucuların yakınlarının gözaltına alındığına dair

makul şüphenin ötesinde kanıt bulunduğu başvurular yanında bu nitelikte

delillerin bulunmadığı başvurularda da başvurucuların yaşam hakkının etkili

soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine yönelik

şikâyetlerini incelemiştir. Hatta AİHM, başvurucuların yakınlarının gözaltına

alındığına dair bir iddialarının bulunmadığı ve başvurucuların yakınlarının

yaşamı için doğrudan ve gerçek bir tehlikenin mevcut olmadığı bir başvuruda,

yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti incelemiştir

(başvurucuların yakınlarının gözaltına alındığına dair makul şüphenin ötesinde

kanıt bulunmadığı durumlarda yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine

yönelik iddiaların incelendiği başvurular için bkz. Bozkır ve diğerleri/Türkiye, B. No: 24589/04, 26/2/2013; Toğcu/Türkiye, B. No: 27601/95, 31/5/2005, §

109; gözaltı iddiasının bulunmadığı ve başvurucuların yakınlarının yaşamı için

doğrudan ve gerçek bir tehlike bulunmadığı bir durumda yaşam hakkının usul

boyutunun ihlal edildiğine dair iddianın incelendiği başvuru için bkz. Nebahat Tüzer ve Muhammed

Sait Tüzer/Türkiye (k.k.),

B. No: 22519/06, 17/12/2013).

40. Sözü edilen incelemeleri yaparken AİHM, ilk önce

Sözleşme'nin 2. maddesini Sözleşme'nin 1. maddesiyle birlikte yorumlayarak

devletin yaşama hakkı kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün

bulunduğunu hatırlatmakta ve bu yükümlülüğün öldürme eyleminin bir devlet

görevlisi tarafından gerçekleştirildiğinin açık olduğu davalarla sınırlı

olmadığına dikkat çekmektedir (Bozkır ve

diğerleri/Türkiye, § 56; Şeker/Türkiye,

§ 67; Toğcu/Türkiye, § 109).

41. Daha sonra AİHM, soruşturmanın sorumlu kişilerin tespiti ve

cezalandırılmasını sağlama bakımından da etkili olması gerektiğini ancak bu

yükümlülüğün bir sonuç yükümlülüğü olmadığını, yetkili makamların olaya ilişkin

tüm kanıtları toplamak için mümkün olan makul önlemlerin tamamını almaları

gerektiğini ve soruşturmadaki ölüm nedenini ya da sorumlu kişinin tespitini

engelleyen herhangi bir kusurun bu standarda uymama tehlikesi yaratacağını

belirtmektedir (Bozkır ve diğerleri/Türkiye,

§ 57; Toğcu/Türkiye, § 110). Ayrıca soruşturmanın

makul bir süratle yürütülmesi gerektiğine işaret eden (Şeker/Türkiye, § 68; Toğcu/Türkiye, § 111) AİHM, yaşamı tehdit eden koşullarda ortadan

kaybolan kişiden haber alınmadan geçen süre uzadıkça söz konusu kişinin ölmüş

olma ihtimalinin attığını kabul etmektedir (Tahsin

Acar/Türkiye [BD], B No: 26307/95, 8/4/2004, § 226).

42. Son olarak AİHM, anılan ilkelerin hayati tehlike arz eden

koşullar altında kaybolan kişilere yönelik başvurular için de geçerli olduğunu

belirterek başvuruya konu edilen ve etkisiz olduğu ileri sürülen soruşturmayı

incelemektedir (Bozkır ve diğerleri/Türkiye,

§ 58; Şeker/Türkiye, § 69; Toğcu/Türkiye, § 112).

2. Süre Aşımı Yönünden

43. Konuyla ilgili bilgiler Anayasa Mahkemesinin Sultani Acar (B. No: 2014/16344,

22/3/2018, §§ 43-61) başvurusu hakkında verdiği kararda yer almaktadır.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin 7/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

45. Başvurucular, güvenlik güçlerince gerçekleştirilen bir

operasyon kapsamında B.D.nin gözaltına alındığını, o

zamandan itibaren yakınlarından haber alamadıklarını ve kendi düşüncelerine

göre yakınlarının güvenlik güçlerince öldürüldüğünü iddia etmişlerdir. Öte

yandan başvurucular, evrensel hukuk kuralları gereğince soruşturmaya konu olay

hakkında zamanaşımı kurallarının uygulanmaması gerektiğini, buna rağmen zamanaşımı

süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini,

bahse konu karara yaptıkları itirazın duruşmasız olarak incelendiğini ve itiraz

üzerine verilen kararı üst bir mahkemeye taşıyamadıklarını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğini öne sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Uygulanabilirlik Yönünden

46. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü

şöyledir:

"Herkes, yaşama...

hakkına sahiptir."

47. Anayasa'nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

48. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri de doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesidir.

Bununla birlikte başvurucuya karşı gerçekleştirilen eylemin niteliği ve failin

amacı gibi somut olayın koşulları dikkate alınarak ölüm olayının

gerçekleşmediği bazı durumların da yaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi

mümkündür (Mehmet Karadağ, B. No:

2013/2030, 26/6/2014, § 20).

49. Nitekim Anayasa Mahkemesi, elektrik akımına kapılma sonucu

meydana gelen yaralanmaların konu edildiği iki başvuruyu (Hüseyin Münüklü,

B. No: 2014/5973, 13/9/2017, § 47; Gürkan

Kaçar ve diğerleri, B. No: 2014/11855, 13/9/2017, § 50),başvurucunun

hayati tehlike geçirmesiyle sonuçlanan ve üçüncü kişi tarafından

gerçekleştirilen silahlı saldırı olayının konu edildiği başvuruyu (Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017,

§§ 111),başvurucuların kolluk görevlileri tarafından silahlı güç kullanılması

sonucunda yaralanmalarına ilişkin bir başvuruyu (Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran,

B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 71) ve kamuoyunda tanındığı görüşleri nedeniyle

marjinal bir grubun tepkisini çeken başvurucunun yaşamına yönelik tehditlerin

konu edildiği başvuruyu (Baskın Oran, B.

No: 2014/4645, 18/4/2018, § 62) başvurulara

konu olayın koşullarını dikkate alarak yaşam hakkı kapsamında

incelemiştir.

50. Somut olayda başvuru, ne ölen bir kişinin yakınları

tarafından ne de yaşamsal bir tehlikeye maruz kalan bir kişi tarafından

yapılmıştır. Mamafih B.D.nin kayıp olması olayı

hakkında yürütülen soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan S.T. ve A.A., B.D.nin 13/10/1993 tarihinde askerler tarafından gözaltına

alındığını beyan etmişler (bkz. §§ 14, 15), başvurucular da anılan tarihten

beri B.D.den haber alamadıklarını ifade etmişlerdir.Bütün bu hususlar ile başvurucuların

iddialarını dikkate alan Anayasa Mahkemesi somut olayın koşullarında, B.D.nin kaybolması ile ilgili başvurunun Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

sonucuna varmıştır.

2. Hukuki Nitelendirme

Yönünden

51. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özü,

yakınlarının askerler tarafından gözaltına alınmasından sonra kaybolmasına ve

bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesine ilişkindir. Bu

nedenle başvurucuların şikâyetlerini sunma şekillerini de gözönünde

bulunduran Anayasa Mahkemesi, başvurunun sadece Anayasa'nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

kanaatindedir.

3. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

53. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

54. Yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gereken bir olayla ilgili

soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünden inceleme yapılabilmesi için -mutlak

surette gerekli olmasa da- yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması

şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi,

bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun

olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,

17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

55. Başvurucuların yetkili makamlara müracaat etmelerine rağmen

doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa, başlatılan

soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl almışsa

başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve

şikâyetlerini çok uzun süre geçmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira

soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde

anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir

(Yasin Ağca, § 121). Böyle bir

durumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları

veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuruda

bulunmalıdırlar. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma

yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her başvurunun şartlarına

bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, B.

No: 2014/15732, 24/1/2018, § 87; Sultani Acar,§ 84).

56. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici

gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu ve soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını

tüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde

dahi soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun

farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde

bireysel başvuruda bulunmalıdırlar (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 88;

Sultani Acar, § 85).

57. Soruşturmanın etkisizliğinin fark edildiği veya fark

edilmesi gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuru yapılmayıp

zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmesinin beklenmesi hâlinde soruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun

zaman gerçeklerin ortaya çıkmasını zorlaştıracak ve neredeyse imkânsız hâle

getirecektir. Böylesi bir durumda Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve

pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığını inceleyemeyecek; yaşam

hakkının usul boyutu yönünden yapacağı değerlendirmede yeniden yargılamaya

karar veremeyecek ve şartları gerçekleştiğinde sadece ihlali tespit edip

tazminata hükmedebilecektir. Oysa ölüm olayının sebep ve koşulları ile

sorumluların tespitine imkân veren etkinlikte bir soruşturma yapılması ve

gerektiği takdirde sorumluların caydırıcı bir ceza ile cezalandırılmaları için

yeniden yargılamaya karar verilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin

önlenmesinde oynadığı rolün önemi tartışmasızdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 89;

Sultani Acar, § 86).

58. Somut olayda başvurucuların yakınlarının kaybolmasından

haberdar edilen soruşturma makamları, olaydan haberdar olur olmaz soruşturma

başlatmışlardır. Farklı soruşturma makamlarınca yürütülen soruşturmalar

kapsamında başvurucuların, olay hakkında bilgi sahibi olabileceği

değerlendirilen S.T.nin, A.A.nın, A.A.nın oğlu F.A.

ile kardeşi İ.A.nın, geçici köy korucuları İ.G., C.K.

ve Ab.A.nın beyanları alınmış; olay tarihinde B.D.nin gözaltına alındığı iddia edilen bölgede operasyon

yaptığı tespit edilen askerî birliklerde görev alan bir kısım askerin de

ifadesine başvurulmuştur. Ayrıca 28/11/2011 tarihinde, MİT Müsteşarlığına

müzekkere yazılarak B.D.nin terör örgütü

mensuplarınca kaçırılıp kaçırılmadığı, bu kişinin ölü olup olmadığı

hususlarında bilgi istenmiştir. Ne var ki sonraki süreçte olayın

aydınlatılabilmesini ve sorumluların belirlenebilmesini sağlayabilecek

nitelikte bir soruşturma işlemi yapılmamış, yakınlarının kaybolması ile ilgili

şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede güçlük çektikleri yönünde herhangi bir

iddiaları bulunmayan başvurucular da soruşturmayla ilgili herhangi bir talepte

bulunmamışlardır.

59. 28/11/2011 tarihinden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmesine kadar geçen sürede soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut

verici bir gelişme yaşanmadığını, soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı herhangi

bir tedbirin de alınmadığını, bu sebeple başvurucuların bireysel başvuru yapmak

için soruşturmanın sonuçlanmasını beklemelerinin gerekmediğini dikkate alan

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmesinden çok uzun bir zaman önce B.D.nin

kaybolmasıyla ilgili soruşturmanın etkisizliğinin farkına varıp Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden makul

bir süre sonra bireysel başvuru yapmaları gerektiği kanısındadır. Bu nedenle

zaman bakımından yetkinin başladığı tarihten makul kabul edilemeyecek kadar

uzun bir zaman sonra 24/4/2015 tarihinde yapılan başvurunun süresinde yapılmış

bir başvuru olmadığı sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

7/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucular

:

1. Alya

DEMİR

2. Mehmet

DEMİR

Vekili

:

Av. Tugay

BEK

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/7584, T. 07.02.2019, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2015-7584-basvuru-07-02-2019-ebd005d79163