Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/5723, 04.07.2018

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2015/5723
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

BEHİCE ÇALIŞKAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/5723)

Karar Tarihi: 4/7/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; karar sonucunu değiştirebilecek esaslı iddiaların

kararda tartışılmaması, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması ve

delillerin takdirinde hata yapılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucular, zorunlu göçe tabi tutulmaları nedeniyle Bulgaristan'dan

Türkiye'ye gelmiş ve Ankara'ya yerleştirilmişlerdir.

9. Zorunlu göçe tabi olan soydaşların iskân edilmelerine destek

olmak amacıyla Yüksek Planlama Kurulunun 27/11/1990 tarihli kararı ile 20.000

adet konut yapımı kararlaştırılmıştır.

10. Başvurucular, bu kapsamda konut sahibi olmak amacıyla T.C.

Emlak Bankası Dışkapı Şubesindeki hesaba 1991 ve 1992

yıllarında toplam 15,20 TL (15.200.000 eski Türk Lirası) peşinat yatırdıklarını

ileri sürmüşlerdir.

11. Başvurucular 29/6/2006 tarihli dava dilekçelerinde konutun

teslim tarihine kadar yatırdıkları toplam 15,20 TL'nin inşaat maliyetinden

mahsubu gerekirken edilmediğini ve taraflar arasında yapılan sözleşme gereğince

ödenmesi gereken borç tamamen ödendiğinden fazladan yapılan bu ödeme nedeniyle

fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL'nin ilgili idareden

tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.

12. Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi 17/6/2008 tarihli karar

ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın konut satışından kaynaklanması nedeniyle

yargılama görevinin tüketici mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik

kararı vermiştir.

13. Başvurucular süresi içinde dosyanın görevli mahkemeye

gönderilmesini talep etmekle dosya Ankara 1. Tüketici Mahkemesine (Mahkeme)

gönderilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 26/4/2010 tarihli kararla

davanın reddine karar verilmiştir.

14. Gerekçeli kararda davacılar tarafından yatırılan 15,20

TL'nin taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 11. maddesinde belirtilen

tahsisten öncelikle yararlanma hakkına ilişkin olduğu, hesap hareketlerine göre

başvurucuların hâlen borçlu bulunduğu ve bu durumda herhangi bir alacak söz

konusu olmadğından davanın reddine karar verildiği

belirtilmiştir.

15. Hüküm başvurucular tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay

13. Hukuk Dairesi (Daire) 1/2/2011 tarihli kararla başvurucular tarafından

konutun teslim tarihine kadar yatırılan 15,20 TL peşinatın mahsubu

gerektiğinden bu paranın güncellenmiş değerinin tespit edilerek mahsuplaşmada

gözetilmesi amacıyla ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

16. Bozma kararına karşı davalı idare karar düzeltme isteğinde

bulunmuştur. Daire 26/12/2011 tarihli kararla yeniden bir bilirkişi incelemesi

yaptırılarak borçlandırma işleminin başlangıcında mahsuplaşma yapılıp yapılmadığı

ve konutun maliyet bedelinin borçlandırma bedelinden yüksek olması hâlinde

başvuruculardan bu hususu açıklamaları istenip dosya içindeki ve emsal

dosyalardaki listeler ve yazışmalar değerlendirilerek sonucuna göre karar

verilmesi gerektiğine işaret ederek önceki bozma kararını ortadan kaldırmış ve

başka bir gerekçeyleyeni bir bozma kararı vermiştir.

17. Mahkeme 26/12/2011 tarihli bozma kararına uymuş ve 1/3/2013

tarihinde davanın reddine hükmetmiştir. Mahkeme gerekçeli kararında;

başvurucuların konut satın aldıkları tarihte 15,20 TL peşinat yatırdıklarının

sabit olduğu, yapılan bu ödemeye ilişkin bilirkişi raporlarına göre ödemenin

asıl borçtan mahsup edildiği, dosyada bulunan ve banka tarafından Devlet

Bakanlığına hitaben yazılan müzekkeredeki ''...21.556

kişi konut sahibi olmuş, konut sahibi olan 21.556 kişiden 6629 kişinin peşinatı

borçlarından kesin borçlandırma işlemleri aşamasında mahsup edilecek olup, bu

kişilerin haricindekilerin yatırdıkları peşinatlar borçlarından mahsup

edilmiştir.'' şeklindeki ifadeyle

Devlet Bakanlığının bankaya hitaben yazdığı 24/5/2002 tarihli

müzekkeredeki ''konut sahibi olmak üzere

işin başında yatırılan 2.500.000 TL bedel maliyet hesabından tenzil

edilmiştir.'' şeklindeki ifadeden mahsup işleminin yapıldığı kanaatine

ulaştığını bildirmiştir.

18. Hüküm, başvurucular tarafından temyiz edilmiş, Daire

28/1/2015 tarihinde hükmü onamıştır.

19. Nihai karar başvuruculara 25/3/2015 tarihinde tebliğ

edilmiş, başvurucular31/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 4/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucular, yargılamanın uzaması nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

23. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 50, 52).

24. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

25. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 8 yıl 6 ayı aşan

yargılamanın süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucular; borçlandırıldıkları miktarın Pursaklar'da yapılan en yüksek peşinat ve avans ödemesini

içerdiğini, bu ödemenin konut maliyetinin üzerinde olduğunu, esas olarak bu

hususların dahi tek başına mahsup işleminin yapılmadığını kanıtladığını, hâl

böyle iken derece mahkemelerinin bu yöndeki itirazları kararlarında

cevaplamadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

28. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından

açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli

karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok

kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul

edilmesi gerekir (Abdullah Topçu,

B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

29. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma

yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa

kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,

§ 76).

30. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm

iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu

nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre

değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:

2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun yolu incelemesi yapan mercinin

yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi

kullanarak veya atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması

bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi,

B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

31. Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda tarafların,

davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının tartışılarak

verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir.

Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda, değerlendirme konusu hüküm ve

gerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına

yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Diğer İhlal İddiaları

33. Başvurucular; dosyada bulunan üç ayrı bilirkişi raporunun

mahsup yapılmadığını açıkça ortaya koyduğunu, esas alınan raporun varsayıma

dayalı olduğunu, Yargıtayın emsal bir kısım dosyada

davacılar lehine karar verdiğini ve dosyada lehe olan bir kısım yazılı kanıtın

dikkate alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerse de bu yöndeki iddiaları konut tesliminden önce

yapılan ödemelerin toplam borçtan mahsup edilmediğine dair mahkeme kararının

doğru olmadığına bir başka ifadeyle yargılamanın sonucunun adil olmadığına

ilişkin olduğundan iddialar adil yargılanma hakkı kapsamında

değerlendirilmiştir.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması

bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya

açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar

Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

36. Başvurucular tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelerce

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup

mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

oluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının

kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

37. Öte yandan benzer konularda aynı derecedeki yargı mercileri

arasındaki içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi derece mahkemeleri ile itiraz ya da temyiz

mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri

arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemez (Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Yay. San. Tic. A.Ş., B. No: 2012/1056,

16/4/2013, § 36).

38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

40. Başvurucular tazminat talebinde bulunmuşlardır.

41. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

42. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara müşterekennet 10.800TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

43. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve yargılamanın sonucunun

adil olmadığına ilişkin iddiaların açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 10.800 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 1. Tüketici

Mahkemesine (E.20102/681, K.2013/401) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Başvurucular

:

1. Behice ÇALIŞKAN

2. Hakkı

ÇALIŞKAN

3. Suzan

ÇALIŞKAN

Vekili

:

Av. Ceyhan

MUMCU

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/5723, T. 04.07.2018, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2015-5723-basvuru-04-07-2018-55cc8acabe1b