Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/15891, 09.10.2019

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2015/15891
Karar Tarihi

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

R.A. BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2015/15891)

Karar Tarihi: 9/10/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; insan haysiyetiyle bağdaşmayan koşullarda hukuka

aykırı olarak idari gözetim altında tutulma nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı ile kötü muamele yasağının, idari gözetim kararına itiraz kabul

edildiği hâlde lehe vekâlet ücreti hükmedilmemesi nedeniyle de mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra başvuru Komisyona sunulmuştur.

3. Başvurucu bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama

imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

4. 6/5/2016 tarihinde tespit edilen birtakım eksikliklerin on

beş günlük süre içinde tamamlanmadığı gerekçesiyle başvuru, idari yönden

reddedilmiştir. Başvurucu vekili, verilen karara süresinde itiraz etmiştir.

5. Komisyonca 16/5/2017 tarihinde gizlilik talebi konusunda

oybirliği sağlanamaması nedeniyle itiraz ve kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve ilgili

kurumlardan temin edilen bilgilere göre olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 1977 doğumlu olup Rusya Federasyonu vatandaşıdır.

Başvurucu, eşi ve iki çocuğuyla birlikte 10/3/2015 tarihinde İstanbul Atatürk

Havalimanı'ndan yasal yollarla ülkeye giriş yaptığını beyan etmektedir.

8. Başvurucu, Türkiye'de yaşamaktayken adli bir soruşturma

kapsamında 20/6/2015 tarihinde gözaltına alınıp tutuklanması istemiyle Sulh

Ceza Hâkimliğine sevk edilmiş fakat adli kontrol şartıyla serbest

bırakılmıştır. Başvurucu, bu karara rağmen İstanbul Emniyet Müdürlüğünde idari

gözetim altında tutulduğunu ileri sürmektedir. Daha sonra İstanbul Valiliğinin

22/6/2015 tarihli kararıyla -4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve

Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) ve

(e) bentleri uyarınca- başvurucunun sınır dışı edilmesine ve bir ay süreyle

idari gözetim altına alınmasına karar verilmiştir.

9. Başvurucunun itirazı üzerine İstanbul 7. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 17/8/2015 tarihli kararıyla idari gözetim kararının

sonlandırılmasına karar verilmiş, başvurucu tutulduğu Kumkapı Geri Gönderme

Merkezinden aynı gün salıverilmiştir.

10. Verilen karardan başvurucu vekili 17/8/2015 tarihinde

haberdar olmuştur.

11. Başvurucu 16/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

12. İlgili hukuk için bkz. B.T.

([GK], B. No: 2014/15769, 30/11/2017, §§ 19-38) başvurusu hakkında

verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

14. Başvurucu; usule ilişkin güvencelerden faydalandırılmaksızın

hukuka aykırı şekilde idari gözetim altında tutulduğunu, tutulma koşullarının

insan haysiyetiyle bağdaşmayacak ölçüde kötü olduğunu, dış dünyayla iletişim

kurma imkânı tanınmadığını ve bu koşullara karşı makul sürede sonuç alabileceği

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca

itiraz üzerine Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla serbest bırakılmasına rağmen lehe

vekâlet ücretine hükmedilmediği belirterek Anayasa'nın 17., 19., 36., 38. ve

40. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. İdari Ret Kararı

Yönünden

15. Başvurucunun itirazının değerlendirilmesi neticesinde, eksiklik

bildirimine ilişkin tebligatın başvurucunun vekili yerine sehven başka bir

avukata gönderildiği ve inceleme tarihi itibarıyla başvurunun ele alınmasına

ilişkin bir engel bulunmadığı anlaşılmakla itirazın kabul edilerek Komisyonlar Başraportörlüğünün 6/5/2016 tarihli idari ret kararının

kaldırılması gerektiğine karar verilmiştir.

2. Adli Yardım Talebi

Yönünden

16. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen

ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

3. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

17. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder(Tahir

Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun Geri Gönderme

Merkezinde tutulmasına ilişkin şikâyetleri kötü muamele yasağı ile kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında ele alınmıştır.

a. Kötü Muamele Yasağı

ile Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

18. Başvurucu; usule ilişkin güvencelere aykırı olarak idari

gözetim altında tutulması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, insan

haysiyetiyle bağdaşmayan koşullarda geri gönderme merkezinde tutulması

nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve bu

konularda şikâyetini ileri sürebileceği etkili bir başvuru mekanizması

bulunmadığını ifade etmiştir.

19. Anayasa Mahkemesi B.T. başvurusunda

idari gözetim altında tutulma yerlerinin yönetim, denetim ve işletilmesinin

İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen bir kamu hizmeti olduğunu, 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesine göre idari

işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakkı doğrudan etkilenenlerin idari yargıda

tam yargı davası açabileceğini, teorik düzeyde mevcudiyeti tespit edilen bu

yolun -sırf bilgi eksikliği nedeniyle- fiiliyatta hiç işletilmemesinin etkisiz

olduğu biçiminde yorumlanamayacağını belirtmiş ve yabancının salıverilmesi

hâlinde etkili hukuk mekanizmasının tam yargı davası olduğunu ifade etmiştir (B.T., §§ 45-58).

20. Anayasa Mahkemesi aynı başvuruda, idari gözetimi sona

erdirilen başvurucuların hukuka aykırı olarak idari bir kararla

özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle uğradıklarını öne sürdükleri

maddi ve manevi zararlarının karşılanması bakımından başarı şansı sunma,

yeterli giderim sağlama kapasitesini haiz ve ulaşılabilir olduğu görülen tam yargı davası yolu tüketilmeden yapılan

başvuruların incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varmıştır (B.T., § 73; A.A., B. No: 2014/18827, 20/12/2017, § 37).

21. Anayasa Mahkemesi R.M. ve

diğerleri (B. No: 2015/19133, 17/4/2019) başvurusunda bir kez daha

yukarıda yer verilen ilkelere bağlı kaldığını vurgulamıştır (aynı kararda bkz.

§ 31). Başvurucunun geri gönderme merkezinde tutulması nedeniyle kötü muamele

yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiaları

bakımından açıklanan ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmamaktadır.

22. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

23. Bununla birlikte bu aşamada oluşan durum nedeniyle mevcut

başvuru yönünden işbu kararın ardından açılması muhtemel idari davanın süresine

ilişkin olarak bir hususun açıklığa kavuşturulması zorunluluğu hasıl olmuştur.

24. Öncelikle vurgulanmalıdır ki idari yargı yerlerinde açılacak

davaların süresine ilişkin koşulları incelemek ve idari davaların süresinde

açılıp açılmadığını değerlendirmek ilgili mahkemelerin takdirindedir. Öte

yandan inceleme konusu başvuruda olduğu gibi B.T.

kararındaki içtihat değişikliğinin Resmî Gazete'de

yayımlandığı 16/2/2018 tarihinden önce tam yargı davası yolu tüketilmeden,

doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan müracaatların başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmasını müteakip açılacak davalarda

dava açma süresinin derece mahkemelerince bu kişilerin mahkemeye erişim

haklarının ihlaline neden olmayacak biçimde değerlendirilmesi gerektiğine de

işaret edilmelidir (B.T., § 59).

25. Kötü muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

yönünden başvuru yollarının tüketilmemesine istinaden kabul edilemezlik kararı

verildiğinden anılan yasak ve hakla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40.

maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasının bu

aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

b. Lehe Vekâlet Ücretine

Hükmedilmediğine İlişkin İddia

26. Başvurucu, Sulh Ceza Hâkimliğince idari gözetim kararına

itirazının kabul edilmesine rağmen lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, anayasal açıdan önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara

uğramadığı başvuruların esastan incelenmeksizin reddedilebileceği hüküm altına

alınmıştır.

28. Anılan hükümle anayasal ve kişisel önemden yoksun

başvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik

kriteri getirilmiştir. Dolayısıyla diğer tüm kabul edilebilirlik kriterlerini

taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek

nitelikte olsa bile kanunda belirtilen nitelikteki bir başvuru kabul edilemez

bulunabilecektir (K.V. [GK], B.

No: 2014/2293, 1/12/2016, § 55).

29. Kanun’da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul

edilemez bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür: Anayasal önem olarak adlandırılabilecek olan birinci koşul başvurunun Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması

veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem

taşımaması, kişisel önem

olarak adlandırılabilecek olan ikinci koşul ise başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır (K.V., § 57).

30. Anayasa hükümlerinin yorumlanması açısından önem taşıma

unsurunun başta Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla daha önce yorumlamadığı

meseleleri kapsadığında kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesi, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa’nın ilgili hükümlerini

yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yeniden yorumlama

ihtiyacı duyabilir. Bu durumda da o meseleye ilişkin başvurunun anayasal

öneminin bulunduğunu kabul etmek gerekir(K.V.,

§ 63).

31. Anayasa’nın uygulanması açısından önem taşıma unsurunda ise

Anayasa hükümlerinin uygulanması açısından başvurunun önem taşıdığının

söylenebilmesi için kamu makamları ve derece mahkemelerinin belli bir meseleye

ilişkin uygulamalarının Anayasa Mahkemesi yorumlarından farklı olması ve bu

farklılığın da önemli olması gerekir (K.V.,

§ 64).

32. Kişisel önemin bulunmaması koşulu ise -başvurucunun içinde

bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere- her olayın kendine özgü koşulları

dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi

tarafından değerlendirilir (K.V.,

§§ 66, 67).

33. Somut olayda başvurucu, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi

gerektiğini ileri sürmektedir. Başvurucunun

iddiasının özü adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik olup başvurucu tarafından dile getirilen

şikâyete benzer şikâyetler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiştir (Daygınat Magomedzhamılova ve

diğerleri, B. No: 2015/516, 20/3/2019, §§ 33-42).

34. Başvurucu açısından önem taşıyan husus; kesin nitelikteki

kararla, yararına bir miktar vekâlet ücreti takdir edilmemesidir. Takdir

edilmeyen vekâlet ücreti nedeniyle içinde bulunduğu kişisel koşullara göre kendisine ciddi anlamda zarar verdiği ve

kendisi için ne denli önemli olduğu hususunda başvurucunun herhangi bir

açıklamasının olmadığı da gözetildiğinde önemli bir zarar olduğu kanaatine

ulaşılamamıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın yorumlanması ve

uygulanması açısından önem taşımadığı gibi başvurucunun da önemli bir zarara

uğramadığı sonucuna varıldığından anayasal ve kişisel önemden yoksun olduğu

anlaşılan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

C. Başvurucunun idari ret kararına karşı yaptığı itirazın

KABULÜNE,

D. 1. Kötü muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Lehe vekâlet ücretine hükmedilmediğine ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

E. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca adli yardım talebi kabul edilen

başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 9/10/2019

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Sinan ARMAĞAN

Başvurucu

:

R.A.

Vekili

:

Av. Ferdi AMCA

Av. Zerrin KIZILTÜRK

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/15891, T. 09.10.2019, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2015-15891-basvuru-09-10-2019-669bf380a5de