Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/11553, 24.10.2019

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2015/11553
Karar Tarihi

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

M.Q. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/11553)

Karar Tarihi: 24/10/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, insan haysiyetiyle bağdaşmayan koşullarda hukuka

aykırı olarak idari gözetim altında tutulma nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı ile kötü muamele yasağının, idari gözetim kararına itiraz kabul

edildiği hâlde lehe vekâlet ücreti hükmedilmemesi

nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra başvuru Komisyona sunulmuştur.

3. Başvurucu bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama

imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

4. Komisyonca 13/1/2017 tarihinde adli yardım talebinin kabulüne

ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına

karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve ilgili

kurumlardan temin edilen bilgilere göre olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu 1985 doğumlu olup Özbekistan Cumhuriyeti

vatandaşıdır. Başvurucu hangi tarihte, ne şekilde Türkiye'ye giriş yaptığını

belirtmemiştir.

7. Başvurucu, Türkiye'de yaşamaktayken İstanbul Valiliğinin

21/5/2015 tarihli kararıyla -4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve

Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi

uyarınca- başvurucunun sınır dışı edilmesine ve bir ay süreyle idari gözetim

altına alınmasına karar verilmiştir.

8. Başvurucunun itirazı üzerine İstanbul 8. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 26/6/2015 tarihli kararıyla idari gözetim kararının

sonlandırılmasına karar verilmiş, başvurucu tutulduğu Kumkapı Geri Gönderme

Merkezinden 29/6/2015 tarihinde salıverilmiştir.

9. Verilen karardan başvurucu vekili 26/6/2015 tarihinde

haberdar olmuştur.

10. Başvurucu 10/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

11. İlgili hukuk için bkz. B.T.

([GK], B. No: 2014/15769, 30/11/2017, §§ 19-38) başvurusu hakkında

verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

12. Mahkemenin 24/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

13. Başvurucu; usule ilişkin güvencelerden faydalandırılmaksızın

hukuka aykırı şekilde idari gözetim altında tutulduğunu, tutulma koşullarının

insan haysiyetiyle bağdaşmayacak ölçüde kötü olduğunu, dış dünyayla iletişim

kurma imkânı tanınmadığını ve bu koşullara karşı makul sürede sonuç alabileceği

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca itiraz

üzerine Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla serbest bırakılmasına rağmen lehe vekâlet

ücretine hükmedilmediği belirterek Anayasa'nın 15., 17., 19., 35., 36., 38. ve

40. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

14. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder(Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucunun geri gönderme merkezinde tutulmasına ilişkin şikâyetleri kötü

muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında ele alınmıştır.

1. Kötü Muamele Yasağı

ile Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

15. Başvurucu, usule ilişkin güvencelere aykırı olarak idari

gözetim altında tutulması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, insan

haysiyetiyle bağdaşmayan koşullarda geri gönderme merkezinde tutulması

nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş; bu konulardaki

şikâyetini ileri sürebileceği etkili bir başvuru mekanizması bulunmadığını

ifade etmiştir.

16. Anayasa Mahkemesi, B.T. başvurusunda

idari gözetim altında tutulma yerlerinin yönetim, denetim ve işletilmesinin

İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen bir kamu hizmeti olduğunu, 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesine göre idari

işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakkı doğrudan etkilenenlerin idari yargıda

tam yargı davası açılabileceğini, teorik düzeyde mevcudiyeti tespit edilen bu

yolun -sırf bilgi eksikliği nedeniyle- fiiliyatta hiç işletilmemesinin etkisiz

olduğu biçiminde yorumlanamayacağını belirtmiş ve yabancının salıverilmesi

hâlinde etkili hukuk mekanizmasının tam yargı davası olduğunu ifade etmiştir (B.T., §§ 45-58).

17. Anayasa Mahkemesi aynı başvuruda; idari gözetimi sona

erdirilen başvurucuların hukuka aykırı olarak idari bir kararla

özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle uğradıklarını öne sürdükleri

maddi ve manevi zararlarının karşılanması bakımından başarı şansı sunma,

yeterli giderim sağlama kapasitesini haiz ve ulaşılabilir olduğu görülen tam yargı davası yolu tüketilmeden yapılan

başvuruların incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varmıştır (B.T., § 73; A.A., B. No: 2014/18827, 20/12/2017, § 37).

18. Anayasa Mahkemesi R.M. ve

diğerleri (B. No: 2015/19133, 17/4/2019, § 31) başvurusunda bir kez

daha yukarıda yer verilen ilkelere bağlı kaldığını vurgulamıştır. Başvurucunun

geri gönderme merkezinde tutulması nedeniyle kötü muamele yasağı ile kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiaları bakımından açıklanan

ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmamaktadır.

19. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

20. Bununla birlikte bu aşamada oluşan durum nedeniyle mevcut

başvuru yönünden işbu kararın ardından açılması muhtemel idari davanın süresine

ilişkin olarak bir hususun açıklığa kavuşturulması zorunluluğu hasıl olmuştur.

21. Öncelikle vurgulanmalıdır ki idari yargı yerlerinde açılacak

davaların süresine ilişkin koşulları incelemek ve idari davaların süresinde

açılıp açılmadığını değerlendirmek ilgili mahkemelerin takdirindedir. Öte

yandan inceleme konusu başvuruda olduğu gibi B.T.

kararındaki içtihat değişikliğinin Resmî Gazete'de

yayımlandığı 16/2/2018 tarihinden önce tam yargı davası yolu tüketilmeden,

doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan müracaatların başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmasını müteakip açılacak davalarda

dava açma süresinin derece mahkemelerince bu kişilerin mahkemeye erişim

haklarının ihlaline neden olmayacak biçimde değerlendirilmesi gerektiğine de

işaret edilmelidir (B.T., § 59).

22. Kötü muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

yönünden başvuru yollarının tüketilmemesine istinaden kabul edilemezlik kararı

verildiğinden anılan yasak ve hakla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40.

maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasının bu

aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

2. Lehe Vekâlet Ücretine

Hükmedilmediğine İlişkin İddia

23. Başvurucu, sulh ceza hâkimliğince idari gözetim kararına

itirazının kabul edilmesine rağmen lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, anayasal açıdan önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara

uğramadığı başvuruların esastan incelenmeksizin reddedilebileceği hüküm altına

alınmıştır.

25. Anılan hükümle anayasal ve kişisel önemden yoksun

başvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik

kriteri getirilmiştir. Dolayısıyla diğer tüm kabul edilebilirlik kriterlerini

taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek

nitelikte olsa bile kanunda belirtilen nitelikteki bir başvuru kabul edilemez

bulunabilecektir (K.V. [GK], B.

No: 2014/2293, 1/12/2016, § 55).

26. Kanun’da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların

kabul edilemez bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür: Anayasal önem olarak adlandırılabilecek

olan birinci koşul başvurunun Anayasa’nın

uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının

belirlenmesi açısından önem taşımaması, kişisel önem olarak adlandırılabilecek olan ikinci koşul ise

başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır

(K.V., § 57).

27. Anayasa hükümlerinin yorumlanması açısından önem taşıma

unsurunun başta Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla daha önce

yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte

Anayasa Mahkemesi, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa’nın ilgili

hükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yeniden

yorumlama ihtiyacı duyabilir. Bu durumda da o meseleye ilişkin başvurunun

anayasal öneminin bulunduğunu kabul etmek gerekir(K.V., § 63).

28. Anayasa’nın uygulanması açısından önem taşıma unsurunda ise

Anayasa hükümlerinin uygulanması açısından başvurunun önem taşıdığının

söylenebilmesi için kamu makamları ve derece mahkemelerinin belli bir meseleye

ilişkin uygulamalarının Anayasa Mahkemesi yorumlarından farklı olması ve bu

farklılığın da önemli olması gerekir (K.V.,

§ 64).

29. Kişisel önemin bulunmaması koşulu ise -başvurucunun içinde

bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere- her olayın kendine özgü koşulları

dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi

tarafından değerlendirilir (K.V.,

§§ 66, 67).

30. Somut olayda başvurucu, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi

gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun

iddiasının özü mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik olup başvurucu tarafından dile getirilen

şikâyete benzer şikâyetlerin Anayasa Mahkemesince daha önce incelendiği

anlaşılmaktadır (Daygınat MAGOMEDZHAMILOVA ve diğerleri, B. No:

2015/516, 20/3/2019, §§ 33-42).

31. Başvurucu açısından kişisel olarak önem taşıyan husus, kesin

nitelikteki kararla yararına bir miktar vekâlet ücreti takdir edilmemesidir.

Takdir edilmeyen vekâlet ücreti nedeniyle başvurucunun içinde bulunduğu kişisel

koşullara göre kendisine ciddi

anlamda zarar verdiği ve kendisi için ne denli önemli olduğu hususunda herhangi

bir açıklamasının olmadığı da gözetildiğinde önemli bir zarar olduğu kanaatine

ulaşılamamıştır.

32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın yorumlanması ve

uygulanması açısından önem taşımadığı gibi başvurucunun da önemli bir zarara

uğramadığı sonucuna varıldığından anayasal ve kişisel önemden yoksun olduğu

anlaşılan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kötü muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Lehe vekâlet ücretine hükmedilmediğine ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca adli yardım talebi

geçici olarak kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN

MUAF TUTULMASINA 24/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Sinan

ARMAĞAN

Başvurucu

:

M.Q.

Vekili

:

Av.

Abdulhalim YILMAZ

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2015/11553, T. 24.10.2019, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2015-11553-basvuru-24-10-2019-2d62ec16fdf5