Anayasa Mahkemesi · Birinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/14245, 22.02.2017

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi
Daire
Birinci Bölüm
Esas No
2014/14245
Karar Tarihi

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUSTAFA ÇOTURA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/14245)

Karar Tarihi: 22/2/2017

R.G. Tarih ve Sayı: 16/3/2017-30009

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; icra takibinin iptali ile menfi tespit ve iptal

davalarında yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma

hakkının, haciz şerhinin kaldırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Başvurucular tarafından yapılan 2014/14245, 2014/14246 ve

2014/14247 numaralı başvurular, aralarında konu yönünden irtibat bulunduğu

anlaşıldığından birleştirilmiş; incelemeye 2014/14245 numaralı bireysel başvuru

dosyası üzerinden devam edilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucuların murisinin borçlu sıfatıyla yer aldığı

10/10/2001 vade tarihli ve 160.000 $ bedelli senede ilişkin İzmir 12. İcra

Müdürlüğünün E.2002/17879 sayılı dosyasında icra takibine başlanmıştır. Anılan

takibe ilişkin olarak İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2002/1420 Değişik

İş sayılı kararı ile murise ait taşınmazlara yönelik ihtiyati haciz kararı

verilmiştir.

10. Anılan senede ilişkin resmî belgede sahtecilik suçunu

işlediği iddiasıyla şüpheli hakkında kamu davası açılmış, murislerinin vefatı

üzerine başvurucular yargılamaya müşteki sıfatıyla dâhil edilmişlerdir. Muğla

1. Ağır Ceza Mahkemesi 21/5/2009 tarihinde sanığın mahkûmiyetine karar vermiş

ve karar 19/2/2014 tarihinde Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından onanmıştır.

11. Diğer taraftan başvurucuların murisi, anılan senede ilişkin

icra takibinin iptali talebiyle 10/12/2002 tarihinde İzmir 2. İcra Hukuk

Mahkemesinde dava açmıştır. Murislerinin vefatı üzerine başvurucular davaya

dâhil olmuşlardır. Mahkemece 17/7/2014 tarihli karar ile davanın kabulüne karar

verilmiştir. Temyiz talebinde bulunulmamış olup karar 1/8/2014 tarihinde

kesinleşmiştir. Başvurucular anılan kararı 25/8/2014 tarihinde öğrendiklerini

beyan etmişlerdir.

12. Başvurucuların murisi 3/10/2003 tarihinde anılan senede

ilişkin menfi tespit ve iptal davası açmıştır. İzmir 4. Asliye Ticaret

Mahkemesinin E.2003/622 sayılı dosyasına kaydedilen davada murislerinin vefatı

üzerine başvurucular davaya dâhil olmuşlardır. 2012 yılında dava dosyası İzmir

10. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2012/66 sayılı dosyasına aktarılmış, bu Mahkemenin

kapatılmasının ardından da İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2014/696

sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam edilmiştir. Mahkemece 18/11/2014

tarihinde davanın kabulü ile dava konusu senedin iptaline karar verilmiştir.

Davalı tarafından temyiz talebinde bulunulmuş, temyiz harcı verilen kesin süre

içinde yatırılmadığı gerekçesiyle Mahkemece 1/4/2016 tarihli ek karar ile

temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Ek karar davalı tarafından

temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam etmektedir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Mahkemenin 22/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

14. Başvurucular, kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizli

tutulması talebinde bulunmuşlardır. Başvuruya konu olayın niteliği dikkate

alınarak gizlilik talebinin reddine karar vermek gerekir.

Hicabi DURSUN bu görüşe katılmamıştır.

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

15. Başvurucular, murisleri tarafından 10/12/2002 tarihinde

açılan icra takibinin iptali davası ile 3/10/2003 tarihinde açılan menfi tespit

ve iptal davasında yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

17. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih esas alınır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 50).

18. Başvuruya konu dava, başvurucuların miras bırakanlarından

intikalle takip etmekte oldukları bir uyuşmazlık olup bu yönüyle makul süre

değerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin başlangıç anı mirasçıların

yargılamaya katıldıkları an değil somut olayda muris açısından değerlendirmeye

esas alınan sürenin başlangıç anıdır (Gülseren

Gürdal ve diğerleri, B. No: 2013/1115, 5/12/2013, § 51).

19. Sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını

da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam eden davalar

yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, § 52).

20. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

21. Anılan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin benzer

başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 10/12/2002

tarihine açılan icra takibinin iptali davası ile 3/10/2003 tarihinde açılan

menfi tespit ve iptal davasında sırasıyla 11 yıl 7 ay süren ve 13 yıl 4 aydır

devam eden yargılamanın sürelerinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucular; murislerinin borçlu sıfatıyla yer aldığı

10/10/2001 vade tarihli ve 160.000 $ bedelli senede ilişkin icra takibi

yapıldığını, anılan takibe ilişkin olarak murislerine ait taşınmazlara yönelik

ihtiyati haciz kararı verildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, murisleri

tarafından bahsi geçen senede ilişkin icra takibinin iptali talebiyle

10/12/2002 tarihinde İzmir 2. İcra Hukuk Mahkemesinde dava açıldığını, senedin

sahte olduğunun yargı kararlarıyla kesinleşmesi üzerine İzmir 2. İcra Hukuk

Mahkemesince de davanın kabulüne karar verilerek icra takibinin iptaline

hükmedildiğini ve kararın kesinleştiğini, buna rağmen taşımazlar üzerindeki

haciz şerhinin devam etmesi nedeniyle taşınmazlar üzerinde tasarrufta

bulunamadıklarını belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar

tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

25. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§ 17).

26. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 16.

maddesi şöyledir:

"Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı

hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler

hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı

icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği

tarihten yedi gün içinde yapılır.

Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya

sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir."

27. 2004 sayılı Kanun'un 17. maddesi şöyledir:

"Şikayet icra mahkemesince, kabul

edilirse şikayet olunan muamele ya bozulur, yahut düzeltilir.

Memurun sebepsiz yapmadığı veya geciktirdiği

işlerin icrası emrolunur."

28. 2004 sayılı Kanun'un 259. maddesi şöyledir:

"İhtiyati haciz isteyen alacaklı hacizde haksız çıktığı taktirde

borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesul ve

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96 ncı maddesinde

yazılı teminatı vermeğe mecburdur.

...

Tazminat davası ihtiyati haczi koyan mahkemede dahi görülür."

29. 2004 sayılı Kanun'un 16. ve 17. maddelerine göre icra

müdürlüğünce yapılan işlemlere karşı icra hukuk mahkemesine şikâyette

bulunularak yapılan işlemin kaldırılması veya düzeltilmesi talep edilebilir.

30. Diğer taraftan 259. madde ile ihtiyati haciz kararı

nedeniyle zarara uğradığını iddia eden kişilerin tazminat davası açabilecekleri

hüküm altına alınmıştır. Buna göre açılacak dava sonucunda tazminata

hükmedilebilmesi için haciz talep edenin haksız çıkması ve hacizden dolayı bir

zarar doğmuş olması gerekir.

31. İhtiyati haciz kararının uygulanması sonucu karşı tarafın

zarar görüp görmediğinin tespiti ile uğranılan zararın miktarı 2004 sayılı

Kanun'un 259. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava yoluyla karşı tarafın zarar gördüğü tespit edildiğinde

tazminata hükmedilebilecektir.

32. Bireysel başvuru formu ile eki belgelerin incelenmesinden

başvurucuların haciz şerhinin kaldırılmadığına yönelik iddialarına ilişkin

olarak 2004 sayılı Kanun'un 16. ve 17. maddelerinde düzenlenen şikâyet yoluna

başvurduklarına, yine aynı Kanun'un 259. maddesine göre tazminat davası

açtıklarına ilişkin herhangi bir bilgi veya belgeye rastlanılamamıştır.

Başvurucuların durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu

olan 2004 sayılı Kanun'un 16. ve 17. maddeleri ile 259. maddesinde düzenlenen

başvuru yolları tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin ikincillik ilkesi gereği mümkün olmadığı

sonucuna varılmıştır.

33. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

34. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

35. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

36. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

37. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında -dava dosyalarındaki mirasçı sayısı da dikkate alınarak-

başvuruculara ayrı ayrı net 12.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

38. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 618,30 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.418,30 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucuların kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizli

tutulması taleplerinin REDDİNE, Hicabi DURSUN'un karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,

D. Başvuruculara ayrı ayrı net 12.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

E. 618,30 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.418,30 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

OYBİRLİĞİYLE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın birer örneğinin Yargıtay 19. Hukuk Dairesi ile İzmir

2. İcra Hukuk Mahkemesine (E.2002/961, K.2014/477) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

KARŞI OY

1. Somut olayda, başvurucuların murisinin borçlu sıfatı ile yer

aldığı 160.000 $ bedelli bir senet için icra takibi başlatıldığı ve ihtiyati

haciz kararı verildiği, muris tarafından icra takibinin iptali talebiyle icra

mahkemesine, menfi tespit ve senedin iptali talebiyle asliye ticaret

mahkemesine davalar açıldığı, ayrıca senedin sahte olduğu iddiasıyla “resmi

belgede sahtecilik” suçundan kamu davası bulunduğu anlaşılmaktadır.

2. Başvurucular murisinin davalar sonuçlanmadan vefatı üzerine

başvurucular, hukuk davalarına davacı, ceza davasına müşteki sıfatı ile müdahil

olmuşlardır. Ceza yargılaması sonucunda senedin sahteliği tespit edilmiş ve

sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Hukuk davası sonunda taleplerin

kabulüne karar verilmiş, icra takibinin iptali davası temyiz incelemesinden

geçerek kesinleşmiş, menfi tespit ve senedin iptali davası ise temyiz edilmeden

sonuçlanmıştır. Davalı tarafından yapılan gecikmiş temyiz talebinin Yargıtay

inceleme süreci tamamlanmamıştır.

3. Başvurucuların avukatı, gizlilik talebi ile ilgili olarak,

”Müvekkillerimiz basit işlerde çalışan, maddi imkânları kısıtlı ve eğitimi

olmayan saf insanlardır. Hükmün yayınlanması halinde, kendilerini de kandırarak

yer itibarı ile çok değerli mal varlıklarını ele geçirmek veya zarar vermek

isteyen kötü niyetli kişiler olabilecektir. Müvekkillerimizin saf ve kolay

zarar verilebilecek kişiler oldukları, ceza yargılaması sırasında da aşikâr

olmuştur.” nedenlerine dayanmıştır.

4. Bireysel başvuru incelemelerinde başvurucuların hangi

hallerde gizlilik talebinde bulunacağı açıkça tadat edilmemiştir. Ancak

bireysel başvuru formunda bulunması gereken hususları düzenleyen Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 59. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının “ı” bendinde; “Varsa kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebi ile bunun gerekçeleri [yer alır]“ denilerek başvurucuların bu

tür talepte bulunabilecekleri açıkça belirtilmiştir.

5. Somut olayda başvurucular, kötü niyetli kişilerin düzenlediği

sahte senetle kandırıldıklarını iddia etmektedirler. Davalardan birisi ile

ilgili olarak gecikmiş temyiz başvurusuna dayalı inceleme devam etmekle

birlikte derece mahkemeleri senedin ve icra takibinin iptaline karar vermiştir.

Başvurucuların avukatı müvekkillerinin kötü niyetli kişiler tarafından

kandırılıp benzer mağduriyetler yaşayabileceği tehlikesine vurgu yaparak

başvurucuların kimlik bilgilerinin gizli tutulmasını talep etmektedir. Bu

talebin haklı gerekçeye dayandığı açıktır.

6. Çoğunluğun katıldığı görüşte “olayın niteliği dikkate

alınarak gizlilik talebinin reddine” denmiştir. Bu gerekçe yeterince

anlaşılabilir ve başvurucunun gizlilik talebinin dayandığı nedenleri karşılayan

bir gerekçe değildir. Öte yandan kararda başvurucuların kimlik bilgilerinin

açıkça yer almasında herhangi bir kamu yararı da bulunmamaktadır. Bu nedenle

başvurucuların kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizli tutulması

taleplerinin reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmadım.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör Yrd.

:

Derya ATAKUL

Başvurucular

:

1. Mustafa

ÇOTURA

2. Hüseyin

ÇOTURA

3. Selda CAN

Vekili

:

Av. Naciye

TEKER

Üye

Hicabi DURSUN

Atıf: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, B. No: 2014/14245, T. 22.02.2017, www.arakarar.com/karar/anayasa-mahkemesi-birinci-bolum-2014-14245-basvuru-22-02-2017-5b748571b666