Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/90 E. 2026/63 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Hukuk Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/90
- Karar No
- 2026/63
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/130 E., 2022/170 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 01.07.2020 tarihli ve 2020/931 Esas, 2020/4233 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne dair 21.06.2022 tarihli ve 2021/130 Esas, 2022/170 Karar sayılı kararın davalılar vekili ile asli müdahiller ve vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Davacı İstemi 2. Davacı vekili asıl ve birleştirilen davada; Marmaris/... Köyü 250 parsel sayılı taşınmazda inşa edilecek villaların yapılıp, pazarlanması için davalı ... ... ile kendi adına asaleten diğer davalıları da temsilen 09.09.2002 tarihli prensip anlaşması imzalandığını, yapılan anlaşma uyarınca dava konusu taşınmazın davacı Şirket adına alınması gerekirken taşınmazın kötüniyetli şekilde davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek bu anlaşma uyarınca tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuş, 10.03.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile de tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalı ... ...’e gönderilen 500.000 İngiliz Sterlininin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 3. Asli müdahale talebinde bulunanlar ve vekilleri; 250 parselde 6, 11, 13, 16, 19, 20 numaralı bağımsız bölümlerin bedellerini davacı .... Şti. aracılığı ile davalı ... ... hesabına havale edilmek suretiyle ödendiği ileri sürerek ödemiş oldukları bedellerin faizi ile birlikte tahsilini talep etmişlerdir. Davalılar Cevabı 4. Davalılar vekili asıl ve birleştirilen davaya sundukları cevap dilekçesinde; 09.09.2002 tarihli prensip anlaşmasının davacı şirkete mülkiyet aktarımı isteminde bulunma hakkı vermeyeceğini, bu anlaşmaya göre davacı şirketin inşaat masrafı olarak 13.12.2002 ilâ 17.10.2005 tarihlerinde davalı ... ... hesabına gönderdiği toplam 561.821 İngiliz Sterlini (GBP) havale tutarına bir itirazlarının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı 5. Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.06.2010 tarihli ve 2005/484 Esas, 2010/319 Karar sayılı kararı ile; davacının 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen nitelikte bir delil sunamadığı ve davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 6. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve asli müdahale talebinde bulunanlar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 7. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 07.07.2011 tarihli ve 2011/7324 Esas, 2011/9020 Karar sayılı kararı ile; “…1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve dosya içeriğine göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir. 2-…Islah kurumuna ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde; davacı usulüne uygun 10.03.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile netice-i talebini arttırarak tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde taşınmazın satın alınması ve üzerine inşaatlar yapılması amacı ile davalı ... ...’e yapılan havale tutarından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 500.000 İngiliz Sterlininin yasal faizi ile tahsilini istemiştir. Mahkemece ıslah dilekçesi çerçevesinde inceleme yapılarak sonucuna göre tazminat istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken, bu istem hakkında olumlu-olumsuz bir karar verilmemesi doğru görülmemiştir. 3-…Somut olayda ise; asli müdahalede bulunanlar bu taleplerini, harcını ödemek suretiyle mahkemeye verilen dilekçeleri ile ileri sürdüklerinden, muayyen bir şey üzerinde hak iddiasında bulundukları sabittir. Mahkemece, asli müdahale isteklerinin kabulü ile istemlerinin esası hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken asli müdahale talebinin ara kararıyla reddedilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple de kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı 8. Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.11.2015 tarihli ve 2011/361 Esas, 2015/866 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; davacı vekilince açılan asıl ve birleşen davalarda inançlı işlem ve muvazaaya dayanıldığı, dosyada bulunan belgelerden davacının iddiasını kanıtlar mahiyette bir delil bulunmadığından açılan davalar yönünden ıslah edilen kısımda dahil olmak üzere davanın reddine karar verildiği, asli müdahale talebinde bulunanlardan ...'nin kendisine davalılar tarafından ev teslim edileceği gayesiyle toplam 96.960.00 GBP, ...'ın 63.750.00 GBP, ...-...'nin 11 No.lu bağımsız bölüm için 60.000 GBP ödemiş iseler de hüküm fıkrasında sehven 42.710.00 GBP yazıldığı, kısa kararla gerekçeli karar arasında uyumsuzluk olmaması için bu hususun düzeltilmediği, mahkemece esasen 11 No.lu bağımsız bölüm için asli müdahillerin toplam 60.000 GBP ödeme yaptıklarının kabul edildiği, ...-... bakımından toplam 225.000.00 GBP tutarında davalılara ödeme yaptıkları ancak taşınmazların devrinin resmî şekilde yapılmamasından dolayı ancak ödemiş oldukları tutarı faizi ile isteyebileceklerinden bu tutarlar bakımından davanın kabulüne karar verildiği, ...-...'nin açmış oldukları dava bakımından 6 No.lu bağımsız bölüm için ödedikleri bedeli istemiş iseler de bu taşınmazın tapusunun asli müdahiller üzerinde bulunduğu, dolayısıyla bedel isteminde bulunamayacakları gerekçeleriyle, asıl ve birleştirilen davanın reddine asli müdahale talebinde bulunanlar bakımından davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 9. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili ve asli müdahiller vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 20. 06.2017 tarihli ve 2017/3041 Esas, 2017/5311 Karar sayılı kararı ile; "...Asli müdahale talebinde bulunan davacılar, ... Ltd. Şti. temsilcisinin taraf olduğu adi yazılı şekilde düzenlenen sözleşmeye dayanılmıştır. Bu sözleşmede, tapuda kayıtlı bir taşınmazda inşaat yapımından sonra bağımsız bölümünün mülkiyetinin asli müdahillere aktarılacağı yazılıdır. Gerçekten, Borçlar Kanununun 11. maddesinin 2. fıkrasına göre kanunun öngördüğü bir şeklin kapsam ve sonuçları hakkında başka bir hüküm konulmamışsa, bu şekle uyulmadan yapılan sözleşme sahih olmaz. Başka bir anlatımla, kanunun öngördüğü şekil bir geçerlilik (sıhhat) şartı olarak düzenlenmiş bulunduğundan, buna uyulmadan yapılan sözleşmeler hukuki sonuç doğurmaz. Fakat, 25.01.1984 tarihli ve 3/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da ifade edildiği üzere Türk Medeni Kanununun 2.maddesinin 2.fıkrası hakkın kötüye kullanılması yasağına ilişkin düzenleme getirmiştir. Hakkın kötüye kullanılması yasağının amacı, hakime özel ve istisnai hallerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağı sağlamaktadır. Türk Medeni Kanununun 2.maddesinin 2.fıkrasındaki kuralla, kanunun ve hakkın mutlaklığı ilkesine bir istisna getirilmiştir. Hiç kuşkusuz, bu kuralın her meseleye uygulanmaması, haksızlığın giderilmesi amacıyla istisna olarak uygulanması gerekir. Aynı konu, 30.09.1988 tarihli ve 1987/2, 1988/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da tartışılmış, o kararın sonuç bölümünde Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazlarda, bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi, satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması halinde Türk Medeni Kanununun 2.maddesine dayanılarak açılan tescil davasının kabul edilebileceği vurgulanmıştır. Türk Medeni Kanununun 2.maddesinin 2.fıkrasındaki hakkın kötüye kullanılması yasağına ait açık hüküm ve sözü edilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları çerçevesinde sorun değerlendirildiğinde, yapması gereken bütün ödemeleri yapan davacının ifa talebini, sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek yerine getirmeyen davalının tutumu açıkça hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırıdır. Sözleşme, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. Burada, biri diğerinin karşılığı olan borçlar vardır. Başka bir anlatımla, taraflar, birbirine karşı hem alacaklı ve hem de borçludur. Kendi borcunun ifa eden veya ifaya hazır olduğunu bildiren diğer taraf alacaklı (BK m.81), edimini yerine getirmeyen taraf ise borçludur. Dayanılan sözleşmesinin iki tarafa borç yükleyen sözleşme olması özelliğinden dolayı borçlunun temerrüdü halinde Borçlar Kanununun m.102’ye değil, BK m.106-108’e bakmak gerekir. BK m.106-108 birlikte değerlendirildiğinde iki tarafa borç yükleyen sözleşmeyle temerrüde düşen borçluya karşı, alacaklıya üç ayrı seçimlik hak tanındığı görülmektedir. Bunlar; aynen ifa veya gecikmeden dolayı tazminat isteme hakkı, aynen ifayı reddederek ademi ifa sebebiyle müspet zararının talep hakkı ve sözleşmeyi feshederek menfi zararını istemektir. Teslimde temerrüt halinde alacaklı, Borçlar Kanununun 106.maddesindeki seçimlik haklardan birini kullanabileceği gibi, Borçlar Kanununun 97/ilk maddesine dayanarak “ifaya izin” talebinde de bulunabilir. Borçlunun temerrüdüne, alacaklının seçimlik haklarına ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya gelince; asli müdahillerin dayandıkları adi yazılı sözleşmelerin tarafı ... Ltd. şirketidir ve davalılar bu sözlşemelerde taraf değildir. Her ne kadar dosya içeriğinden davalı ... ...'in ... Ltd.Şirketinde yönetici müdür olduğu anlaşılmakta ise de dava konusu villalar davacılara dava dışı ... Ltd. Şti. tarafından satıldığı başka bir ifade ile davalıların bu sözleşmelerde taraf olmadıkları görülmektedir. Mahkemece asli müdahillerin ... Ltd. Şti ile yaptığı sözleşmeler ve ödemeler incelenerek ... Ltd. Şti'nin asli müdahillerin taleplerini kabul beyanları da dikkate alınarak belirlenecek tazminat tutarının ... Ltd. Şti'den tahsiline karar verilmesi gerekirken, aralarında akdi bir ilişki bulunmayan davalılardan tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Üçüncü Kararı 11. Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.01.2019 tarihli ve 2018/552 Esas, 2019/53 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davalı şirketin asli müdahillerin talebini kabul ettiğine dair beyanı doğrultusunda asli müdahillerin davasının davalı .... Şti. yönünden kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine, asli müdahillerin davalarının ise ... Ltd. Şti. yönünden kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı 12. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Şirket temsilcisi ve asli müdahiller vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 13. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 01.07.2020 tarihli ve 2020/931 Esas, 2020/4233 Karar sayılı kararı ile; "...Tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin devrini öngören her türlü sözleşmelerin resmi şekilde yapılması geçerlilik koşuludur (743 Sayılı Kanunun 634. ; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706; Borçlar Kanunu m. 213; Tapu Kanunu m. 26; 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60). Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak Kanunun öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davası kural olarak kabul edilemez. Yasa hükümlerinin öngördüğü biçimde yapılmayan sözleşmeler hukuken geçersizdir; burada öngörülen şekil, sözleşmenin geçerlilik koşulu olup, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle doğrudan göz önünde tutulur. Somut olayda; dava konusu 250 parsel numaralı taşınmazda inşa edilecek villaların yapılıp, pazarlanması için davacı şirket ile davalılardan ... ... arasında 09.09.2002 tarihli prensip anlaşması imzalanmış, davacı şirket tarafından ... ...'e bir kısım ödemeler yapılmıştır. Asli müdahale talebinde bulunanlar ise; 250 parselde 6, 11, 13, 16, 19, 20 no’lu bağımsız bölümlerin bedellerini ... Ltd. Şti. aracılığı ile davalı ... ... hesabına havale edilmek suretiyle ödediklerini iddia ederek davaya müdahale talebinde bulunmuşlardır. Taraflar arasındaki ( davacı şirket ile davalı ... ..., davacı şirket ile asli müdahale talebinde bulunananlar) sözleşmeler TMK'nın 706, BK'nın 213 (TBK'nın 237), Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60... . maddeleri uyarınca resmi şekilde yapılmadığı için geçersiz olduğundan mahkemece tescile ilişkin taleplerin reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebileceklerdir. Davalılardan ... ... kendisine davacı şirket tarafından yapılan ödemeler nedeniyle ve sözleşme ifa ile sonuçlanmadığından sebepsiz zenginleşmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı ... ...'e yapılan ödemeler davacı şirket tarafından yapılmış, asli müdahillerin dayandıkları adi yazılı sözleşmelerin tarafı ... Ltd. Şirketi olup davalı ... ... bu sözleşmelerde taraf değilse de davacı şirket yargılama sırasında davalı ... ...'e yaptıkları ödemeler için alacak taleplerinden asli müdahalede bulunanlar lehine feragat ettiklerini bildirmiştir. Bir dava açıldıktan sonra da sahip olunan tasarruf yetkisi gereği dava konusu olan hak veya malın üçüncü kişilere devri mümkündür. Bu durumda bir dava şartı olan davayı takip yetkisi ortadan kalkmış olduğundan davanın açıldığı haliyle devam etmesi düşünülemez. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 125/2. maddesinde; Davanın açılmasında sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder.”, hükmüne yer verilmiştir. Taraflardan birinin, dava sırasında dava konusunu başkasına devretmesi halinde, artık dava konusu üzerinde bir tasarruf yetkisi kalmaz. Başka bir deyimle, dava konusunu devreden tarafın, artık o davada taraf sıfatı kalmaz. Bu nedenle, dava konusunu başkasına devretmiş olan tarafın, o davaya taraf sıfatıyla devam etmesine veya kendisine karşı o davya devam edilmesine imkan yoktur. (Prof. Dr. Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, Ekim 2016 s.568) Davacı vekilinin 16.06.2016 tarihli dilekçesindeki ve duruşmalardaki beyanlarım Hukuk Muhakemeleri Kanununun 125/2. Maddesinde belirtilen dava konusunun devri niteliğindedir. O halde mahkemece yapılacak iş; geçersiz sözleşmeler nedeniyle davacı şirketin davalılardan ... ...'e yaptığı ödemelerin tespit edilmesi, asli müdahillerin ... Ltd. Şti ile yaptığı sözleşmeler gereği yaptıkları ödemelerin ayrı ayrı tespit edilmesi, asli müdahillerin alacak tutarı kadar davacı şirketin davalılardan ... ...'e yaptığı ödemeler nedeniyle belirlenecek tutar kapsamında kalmak şartıyla asli müdahillerin tazminat talepleri hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Dördüncü Kararı 14. Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.06.2022 tarihli ve 2021/130 Esas, 2022/170 Karar sayılı kararıyla bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; davacı vekilinin 16.06.2016 tarihli dilekçesindeki ve duruşmalardaki beyanlarının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 125/2. maddesinde belirtilen dava konusunun devri niteliğinde olduğu hususunun bozma ilâmında belirtildiği,uyulan bozma ilâmı doğrultusunda davacı şirketin davalıya, müdahillerin davacı şirkete yaptıkları ödemelerin tespit edilerek müdahillerin davalı ... ... aleyhine açılan davaların kabulüne, diğer davalılar yönünden ise reddine karar verildiği gerekçesiyle asli müdahillerin davasının kısmen kabulüne ve hüküm altına alınan tazminatın davalı ... ...'den tahsiline karar verilmiştir. Özel Dairenin Gönderme Kararı 15. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili ile asli müdahiller ve vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 16. Özel Dairenin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararı ile; “…20.06.2017 tarihli bozma kararında hüküm altına alınan tazminatın davacıdan tahsil edilmesi gerektiği belirtilerek kesin bozma kararı verildiği ve verilerde bir değişiklik olmadığı halde, 01.07.2020 tarihli bozma kararında, önceki bozmayı ortadan kaldıracak ve önceki bozmayla çelişkili olacak şekilde hüküm altına alınan tazminatın davalı ... ...'den tahsil edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Hâl böyle olunca, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin önceki kesin nitelikteki bozma kararına uyularak verilen Mahkeme kararının Dairece önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde bozulması üzerine Mahkemece bozma kararına uyularak verilen hükmün temyiz incelemesinin 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerekmektedir…” gerekçesiyle dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir. II. ÖZÜ 17. Somut olayda geçersiz sözleşmeler nedeniyle davacı şirketin davalılardan ... ...'e yaptığı ödemeler ile asli müdahillerin davacı .... Şti. ile yaptığı sözleşmeler gereği yaptıkları ödemelerin ayrı ayrı tespit edilmesi, asli müdahillerin alacak tutarı kadar davacı şirketin davalılardan ... ...'e yaptığı ödemeler nedeniyle belirlenecek tutar kapsamında kalmak şartıyla asli müdahillerin tazminat talepleri hakkında bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır. III. ÖN SORUN 18. Hukuk Genel Kurulunca yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, Özel Dairenin üçüncü bozma kararının, ikinci bozma kararını ortadan kaldırır nitelikte olup olmadığı, 1086 sayılı HUMK’nın 429/4. fıkrasına göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yoksa Özel Daire tarafından mı yapılması gerektiği hususu tartışılıp değerlendirilmiştir. IV. GEREKÇE 19. Öncelikle belirtilmelidir ki; 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle, 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 439/5. maddesinde ve HUMK'nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429/3. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen fıkra: “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” hükmünü haizdir. 20. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir. “Kesin Bozma”, denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği hâlde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir…” denilmektedir. 21. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde ve yine kesin mahiyette yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür. 22. Madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere kesin bozma içeren kararlar, denetimle görevli Yargıtay ilgili özel dairesinin denetlediği davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının reddedilmek üzere veyahut davanın reddine ilişkin kararın kabuledilmek üzere açıkça bozularak ortadan kaldırılmasını sağlayan kararlarıdır. 23. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı olmakla birlikte bu görev dahi her iki bozma kararının da verildiği sırada aynı mevzuat hükümlerinin uygulanıyor olması, diğer anlatımla mevzuatta değişiklik bulunmaması ve inceleme kapsamındaki verilerde herhangi bir değişiklik bulunmaması ön koşullarına bağlıdır. 24. Bu noktada “nihaî karar” kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. 25. Hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihaî kararlar denilmektedir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise nihaî karar (son karar); bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 661-662). 26. Nihaî kararlar, usule ilişkin nihaî kararlar veya esasa ilişkin nihaî kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihaî karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihaî kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C. III, s. 1973-1974). 27. Esasa ilişkin nihaî kararlar (hüküm) ise hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HUMK md. 381/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihaî karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa kesin hükümden dolayı reddedilir. 28. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davanın reddine dair verilen ilk kararın davacı vekili ile asli müdahale talebinde bulunanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece; davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ıslah dilekçesi çerçevesinde inceleme yapılarak sonucuna göre tazminat istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken, olumlu-olumsuz bir karar verilmediği, asli müdahale isteklerinin kabulü ile istemlerinin esası hakkında bir hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu; asıl ve birleştirilen davanın reddine asli müdahillerin taleplerinin kısmen kabulüne ve hüküm altına alınan tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiş, hükmün, davalılar vekili ile ayrı ayrı asli müdahalede bulunanlar vekili temyiz edilmesi üzerine; Özel Dairece; “…asli müdahillerin ... Ltd. Şti ile yaptığı sözleşmeler ve ödemeler incelenerek ... Ltd. Şti'nin asli müdahillerin taleplerini kabul beyanları da dikkate alınarak belirlenecek tazminat tutarının ... Ltd. Şti'den tahsiline karar verilmesi gerekirken, aralarında akdi bir ilişki bulunmayan davalılardan tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu; asıl ve birleştirilen davanın reddine, asli müdahillerin davalarının ise ... Ltd. Şti. yönünden kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, hükmün davacı şirket temsilcisi ve asli müdahiller vekili ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine karar; "... mahkemece yapılacak iş; geçersiz sözleşmeler nedeniyle davacı şirketin davalılardan ... ...'e yaptığı ödemelerin tespit edilmesi, asli müdahillerin ... Ltd. Şti ile yaptığı sözleşmeler gereği yaptıkları ödemelerin ayrı ayrı tespit edilmesi, asli müdahillerin alacak tutarı kadar davacı şirketin davalılardan ... ...'e yaptığı ödemeler nedeniyle belirlenecek tutar kapsamında kalmak şartıyla asli müdahillerin tazminat talepleri hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda asli müdahillerin davasının kısmen kabulü ile hüküm altına alınan tazminatın davalı ... ...'den tahsiline karar verilmiş ve hüküm davalılar vekili ve asli müdahil asli müdahiller vekili tarafından temyiz edilmiştir. 29. Yukarıda da belirtildiği üzere 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle usul yasalarına eklenen fıkra uyarınca mevzuatta veya dosya kapsamında bir değişiklik olmadan, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden kesin mahiyette bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için mevzuatta ya da dosya kapsamında bir değişiklik olmaksızın davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden kesin bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir. 30. Maddenin farklı şekilde yorumlanması, Yargıtay dairelerinin İlk Derece Mahkemesini araştırmaya yönelten birden fazla bozma kararı verdiği tüm durumlarda temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı sonucunu doğurur ki, bu da HUMK'nın 429/4. maddesinin ruhuna aykırıdır. 31. Netice itibariyle eldeki davada, Özel Dairece verilen her iki bozma kararı da kesin bozma niteliği taşımamaktadır. 32. Hâl böyle olunca, HUMK'nın 429/4. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmediğinden, Mahkemece Özel Dairenin ikinci bozma kararına uyularak verilen son kararın temyiz incelemesini yapma görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye ait olup mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gereklidir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalılar vekili ile asli müdahiller ve vekillerinin temyiz itirazlarının temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.02.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.