Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/192 E. 2026/320 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2025/192
Karar No
2026/320
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi EK KARAR TARİHİ : 10.09.2024 SAYISI : 2024/67 E., 2024/781 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.09.2023 tarihli ve 2022/3146 Esas, 2023/5413 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararı ile direnme kararının miktar itibariyle kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı yasal süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmekle yapılan inceleme sonucunda gereği düşünüldü: A. Ön Sorun Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; davacı vekilinin direnme kararının temyizine ilişkin isteminin miktar nedeniyle reddine dair verilen Bölge Adliye Mahkemesi ek kararının yerinde olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

B. Gerekçe Değerlendirme 1. Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 2. Bilindiği üzere, mahkeme kararlarının yeniden incelenip denetlenebilmesi için başvuruya konu karar hakkında olağan kanun yolunun açık tutulmuş olması gerekmektedir. Aksi hâlde başvuru yapılsa dahi kanun yolu mahkemesi öncelikle başvuru koşullarının mevcut olup olmadığını inceleyeceğinden gerekli koşulu taşımayan başvuruyu salt bu nedenle reddedecektir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2023 tarihli ve 2021/5 Esas, 2023/2 Karar sayılı kararı). 3. Temyiz edilemeyeceği kanunda açıkça düzenlenen karar nedeniyle, yani verildiği anda miktar itibariyla temyiz kabiliyeti bulunmayan bir karar hakkında mahkemece kararın temyiz edilebileceği yanlışlıkla kararda yazılması veya kesin olduğu kararda açıkça belirtilmesi hâlinde dahi taraflardan birinin yine de temyize başvurması sonucunda, verildiği anda değer itibariyla temyiz sınırın altında kalan kararın değişen temyiz inceleme tarihine göre temyiz edilebilir hâle getirilmesi mümkün değildir. Usul kuralları hak yaratan kurallar değildir. Çünkü temyiz edebilme hakkı hükmün verildiği tarihte kazanılmıştır/belirlenmiştir. Verildiği anda değer itibariyla istinaf veya temyiz sınırının altında kalan kararların o anda kesinleştiğinden şüphe yoktur. Bir kararın verildiği tarihte kesin olması, temyize kabil olmaması yani tamamlanmış usuli işlem niteliğinde olması durumunda, daha sonra yapılan kanun değişikliği o kararı temyize açık hâle getiremez, bir karar verildiği anda ya temyizi kabildir ya değildir. 4. Her ne kadar 04.06.2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7550 sayılı Kanun (7550 sayılı Kanun) ile "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek Madde 1'in 2. fıkrasında "200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır" şeklinde değişiklik yapılmış ise de Bölge Adliye Mahkemesince temyiz dilekçesinin miktardan reddine dair 10.09.2024 tarihli ek kararın verildiği tarihte bu yeni hükmün uygulanması mümkün olmadığından, somut olayda temyiz kesinlik sınırının tespitinde karar tarihindeki parasal sınırların esas alınması alınması gerekir (Hukuk Genel Kurulunun 25.06.2025 tarihli ve 2025/9-356 Esas, 2025/386 Karar ve 25.06.2025 tarihli ve 2025/12-221 Esas, 2025/387 Karar sayılı kararları). 5. Önemle vurgulamak gerekir ki; HMK ve uygulamaya göre dava konusunun değeri dava tarihine göre belirlenmesi gerekmekte olup, bu husus yukarıda açıklanan temyiz kesinlik sınırından farklıdır. Bu nedenledir ki; HMK'nın 119/1-d bendinde mal varlığı haklarına ilişkin davalarda dava konusunun değerinin gösterilmesi dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlar arasında sayılmıştır. 6. Bu noktada yabancı para alacağına değinmek gerekirse, yabancı para alacağı Türk Lirası dışındaki bir para birimine göre ödenmesi gereken para borçlarını ifade eder. Daha evrensel bir tanıma göre, ödenmesi gereken para borcu borcun ifa edileceği yerin değil de başka bir ülkenin milli para birimiyse, yabancı para borcu vardır (Serkan Ayan, Yabancı Para Borçlarının İfası, Yaşar Üniversitesi E-Dergisi, (8), 2013, s. 514). 7. Yabancı para alacağı aynen veya kanunun izin verdiği tarihlerdeki kur üzerinden dava konusu yapılabilir. Dava dilekçesinde talep sonucu yabancı para alacağı olarak gösterilebilir ve mahkeme yabancı paraya hükmedebilir. 8. Yabancı para alacağı için ilâmsız takip yapılması hâlinde, yabancı para takip tarihi itibariyle Türk lirasına çevrildiğinden, takibe devam edilmesi için ödeme emrine itirazın kaldırılması talep edilmesi ya da itirazın iptali davası açılması hâlinde, yargılamanın ve davanın konusu itiraza konu alacak olduğundan, kesinlik sınırının uygulanmasında bu alacak miktarı dikkate alınmaktadır. Zira itirazın kaldırılması veya itirazın iptali davasında amaç takip konusu alacak için takibe devam edilmesidir. 9. Yabancı para alacağı için önce takip yapmadan doğrudan dava açılması hâlinde de kanun yolu ve özellikle temyiz kesinlik sınırının uygulanmasında yabancı paranın davanın açıldığı tarihteki efektif satış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmesi ve bu miktarın kesinlik sınırının üstünde olması hâlinde temyiz yolunun açık olması gerekir. 10. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; itirazın iptali istemine ilişkin eldeki davada dava tarihi 03.11.2017 itibariyle Merkez Bankası USD efektif satış kurunun 3.8330 TL olduğu esas alınarak yapılan hesaplama sonucunda davacı vekili tarafından talep edilen 54.516 USD’nin Türk Lirası karşılığı 208.796,28 TL; Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilen miktarın 4.452 USD Türk Lirası karşılığı ise 17.064,41 TL'dir. 11. Buna göre; HMK’nın 362/1-a maddesinde miktarı ve değeri 378.290,00 TL'yi (2024 yılı yeniden değerleme oranına göre) geçmeyen kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamaz hükmünün yer aldığı, temyize konu dava değerinin dava tarihi tibariyle 208.796,28 TL (54.516 USD X 3,83 TL) olduğu, itirazın kısmen iptal edildiği ve kabul edilen değerin dava tarihi itibariyle 17.064,41 TL (4.452 USD X 3.83 TL) olduğu, bu durumda kabul ve reddedilen kısımların temyiz kesinlik sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır. 12. Şu hâlde direnme kararının davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dava tarihi esas alınarak yapılan hesaplama sonucunda temyiz dilekçesinin miktardan reddine dair verilen 10.09.2024 tarihli ek karar usul ve yasaya uygundur. 13. Hâl böyle olunca; 10.09.2024 tarihli ek karar usul ve yasaya uygun olmakla onanması gerekmektedir. C. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesine verilen 10.09.2024 tarihli ek kararın ONANMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/192, K. 2026/320, T. 10.09.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2025-192-e-2026-320-k-c6e226df2c4b