Yargıtay · Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/823 E. 2025/729 K.

Konu: Genel Kurul Kararının İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Hukuk Genel Kurulu
Esas No
2024/823
Karar No
2025/729
Karar Tarihi
Konu
Genel Kurul Kararının İptali

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/196 E., 2024/282 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.02.2024 tarihli ve 2024/183 Esas, 2024/1096 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; ... Yüksek İhtisas Hastanesi Vakfının (...) yönetim kurulu üyesi olduğunu, vakıf genel kurulu toplantısının 25.02.2022 tarihinde yapıldığını, kendisinin toplantıda hazır bulunamadığını, vakıf senedinin 12/3. maddesinde "Yönetim Kurulu üyelerinin görev süresi 3 yıldır. Görev süresi sona erince yeniden seçim yapılır. 3 yıl geçmeden boşalan yönetim kurulu üyeliğine yedek üyelerden atama yapılır. Bu üyenin görev süresi yerine aldığı üyenin görev süresi kadardır" hükmünün yer aldığını, 25.02.2022 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında görev süresi 19.06.2022 tarihinde sona erecek olan yönetim kurulu üyeliklerinin yenilenmesinin gündeme alındığını, bunun üzerine genel kurul toplantısında hâli hazırda yönetim kurulu üyelerinden beş kişinin istifa ettirilerek yeni yönetim kurulu üyeliği seçiminin yapıldığını, yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen yönetim kurulu toplantısına davet edilmediğini, dolayısıyla genel kurul toplantısının yapılacağına ilişkin yönetim kurulu kararından haberdar olmadığını, bu durumun Vakıflar Genel Müdürlüğü Rehberlik ve Teftiş Başkanlığına bildirildiğini ileri sürerek 25.02.2022 tarihli vakıf genel kurul kararının vakıf senedine ve mer'i mevzuata aykırı olması nedeniyle iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın iddialarının afaki olduğunu, iddiasını ispat etmesi gerektiğini, davacının yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle vakıf senedi gereğince her yıl Şubat ayında olağan genel kurul toplantısının yapılacağını bildiğini, yönetim kurulunun 27.01.2022 tarihinde toplandığını ve olağan genel kurul toplantısı yapılması konusunda karar aldığını, 25.02.2022 tarihinde yapılan olağan genel kurulunda da kararların oy birliği ile alındığını, yapılan işlem ve alınan kararların vakıf senedine uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 29.12.2022 tarihli ve 2022/191 Esas, 2022/540 Karar sayılı kararıyla; davacının ... yönetim kurulu üyesi olduğu, 18.06.2019 tarihinde yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, vakıf senedinin 12. maddesi gereğince yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin üç yıl olduğu, görev süresi sona erince yeniden seçim yapılacağı, üç yıl dolmadan boşalan yönetim kurulu üyeliğine yedek üyelerden atama yapılacağı, bu üyenin görev süresinin yerine aldığı üyenin görev süresi kadar olduğu, yönetim kurulunun 27.01.2022 tarihinde toplandığı, olağan genel kurul toplantısı gündeminin 10. maddesinde yeni dönem yönetim ve denetim kurulu asil ve yedek üyelerinin seçiminin yapılacağının belirtildiği, davalı tarafça 27.01.2022 tarihli yönetim kurulu toplantısına davacının katıldığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı, davacı asıla ve diğer bir kısım yönetim kurulu üyelerine 27.01.2022 tarihinde yapılacak yönetim kurulu toplantısının mesajla bildirilmesine karşın vakfın temel organı olan genel kurul toplantısının davacı ve diğer üyelere bildirimine ilişkin sadece bir gazetenin 03.02.2022 tarihli nüshasında yapılan ilanın sunulduğu, gazete ile yapılan ilana herkesin vakıf olmasının fiilen olanaklı olmadığı, bu suretle davacı ve varsa diğer üyelerin ...'ın 18.02.2022-25.02.2022 tarihinde yapılacak olağan genel kurul hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirilmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile vakfın 25.02.2022 tarihinde yapılan genel kurulunun iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 12. Hukuk Dairesinin 21.09.2023 tarihli ve 2023/463 Esas, 2023/1080 Karar sayılı kararıyla; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dava, davalı Vakfın, 25.02.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında yeni yönetim kurulu seçimine dair alınan kararın iptali istemine ilişkindir. 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 26 ncı maddesi gereği, Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; davacının, davalı Vakfın,25.02.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında yeni yönetim kurulu seçimine dair alınan kararın iptalini istemesine rağmen Mahkemece; talep doğrultusunda sadece yönetim kurulu seçimine dair karar yönünden inceleme yaparak karar verilmesi gerekirken 25.02.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının iptaline karar verilerek talebin aşılması, 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 101 inci maddesinde; vakıf gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğu, 69 ncu maddesinde; her üyenin genel kurulda bir oy hakkı bulunduğu ve üyenin, oyunu şahsen kullanmak zorunda olduğu, 73 üncü maddesinde; dernek genel kurulun, derneğin en yetkili karar organı olduğu ve derneğe kayıtlı üyelerden oluştuğu, 83 üncü maddesinde ise; ancak dernek genel kurul kararlarının iptalinin istenebileceği, diğer organlarının kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamayacağı belirtilmiştir. Anayasamızın dernek kurma hürriyeti başlıklı 33 üncü maddesinde; "bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. Anayasanın 33 üncü maddesinde, herkese, önceden izin almaksızın dernek kurma, derneklere üye olma ya da üyelikten çıkma özgürlüğü tanınmıştır. Maddede vakıflar hakkında açık bir düzenlemeye yer verilmemiş ancak son fıkrada, bu madde hükümlerinin vakıflarla ilgili olarak da uygulanacağı belirtilmiştir. Derneklerin ve vakıfların kuruluşları, amaçları, işlevleri, işleyişleri ve yönetimleri aynı değil ise de, Anayasanın 33 üncü maddesinin birinci ve son fıkraları birlikte değerlendirildiğinde, vakıflar hakkında hüküm bulunmayan hallerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundaki derneklere ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği açıktır. Yargıtay uygulamalarına göre uyuşmazlık, öncelikle vakıf hukuku kapsamında mevzuatta yer alan düzenlemeler esas alınarak çözüme kavuşturulacak, hüküm bulunmayan hallerde ise Türk Medeni Kanunu'nun benzer kuruluşlardan olan derneklerle ilgili hükümleri esas alınarak çözüme gidilecektir. Genel Kurula çağrı konusunda vakıf mevzuatında ve dava konusu vakfın vakıf senedinde açık bir düzenleme bulunmazken, Türk Medeni Kanun'un 77 nci maddesi gereği; "Genel kurul, yönetim kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya çağrılır. Bu amaçla toplantının günü, saati, yeri ve gündemi, (...)[7] üyelere (...)(7) bildirilir. Toplantıya çağrı usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin konular, yönetmelikle düzenlenir. [7] Bu arada yer alan “yerel bir gazete ile ilân edilir ve aynı zamanda üyelere bir yazıyla” şeklindeki ibare, (04.11.2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernek Kanunu'un (5253 sayılı Kanun) 38 inci maddesinde “yerel bir gazete ile ilân edilir ve aynı zamanda bir yazıyla” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.) hükmüne istinaden madde metninden çıkarılmıştır." Dernekler Yönetmeliğinin "Çağrı Usulü" başlıklı 14 üncü maddesi "(Değişik: RG-23/1/2013-28537) Yönetim kurulu, dernek tüzüğüne göre genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin listesini düzenler. Genel kurula katılma hakkı bulunan üyeler; en az onbeş gün önceden, toplantının günü, saati, yeri ve gündemi en az bir gazetede veya derneğin internet sayfasında ilan edilmek, yazılı olarak bildirilmek, üyenin bildirdiği elektronik posta adresine ya da iletişim numarasına mesaj gönderilmek veya mahalli yayın araçları kullanılmak suretiyle toplantıya çağrılır. Bu çağrıda, çoğunluk sağlanamaması sebebiyle toplantı yapılamazsa, ikinci toplantının hangi gün, saat ve yerde yapılacağı da belirtilir. İlk toplantı ile ikinci toplantı arasındaki süre yedi günden az, altmış günden fazla olamaz." Dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan davalı Vakfa ait vakıf senedinin 8 inci maddesi gereği vakfın organlarının genel kurul, yönetim kurulu ve denetleme kurulu olduğu, 11 inci madde gereği genel kurul toplantılarının her yıl Şubat ayında yönetim kurulunun çağrısı üzerine olağan olarak toplanacağı, toplantı yeter sayısının genel kurul üye sayısının yarıdan bir fazlası olduğu, birinci toplantıda çoğunluk sağlanamaz ise bir hafta sonra çoğunluk aranmaksızın toplanılacağı, kararların genel kurula katılanların salt çoğunluğu ile alınacağı; 12 inci madde gereği yönetim kurulunun genel kurulun seçeceği 9 asil, 7 yedek üyeden oluştuğu, yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin 3 yıl olduğu, görev süresi dolunca yeniden seçim yapılacağı, görev süresi sona erince yeniden seçim yapılacağı, 3 yıl geçmeden boşalan yönetim kurulu üyeliğine yedek üyelerden atama yapılacağı, bu üyenin görev süresinin yerine aldığı üyenin görev süresi kadar olduğu, 13 üncü madde gereği yönetim kurulunun en az iki ayda bir toplanacağı, toplantı nisabının üye sayısının salt çoğunluğu olduğu, kararların toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınacağı düzenlenmiştir. Genel kurul ile yönetim kurulunun toplantıya çağrı usulüne dair vakıf senedinde bir düzenlenmenin olmadığı anlaşılmıştır. İptali istenilen genel kurul yapılması kararı alındığı yönetim kurulunun 27.01.2022 tarihli toplantısına davacı Whatsapp grubu üzerinden haberdar edilmiş, davacı cevap mesajda toplantıya katılacağını mesaj olarak bildirmiş olup duruşmada bu durumu davacı vekili kabul etmiştir. Yeni yönetim kurulunun seçildiği ve alınan kararın iptali istenilen genel kurula çağrı ise 03.02.2022 tarihli "... Gazetesinde" gündem ile birlikte ilan edilmiş ve genel kurul toplantısının 08.02.2022 tarihinde, çoğunluk sağlanamaz ise; 25.02.2022 tarihinde yapılacağı ilan edilmiştir. Vakıf senedinde toplantıya çağrı usulü düzenlenmemiş olduğundan Dernekler Yönetmeliği 14 üncü maddesi kapsamında somut olayın değerlendirilmesi gerektiği, buna göre genel kurul toplantısının günü, saati, yeri ve gündemi en az bir gazetede genel kuruldan 15 gün önce ilan edilmiş olduğundan artık toplantıya çağrıda usulsüzlükten bahsedilemez. Toplantıya çağrının usulsüz olduğu kabul edilse dahi bu durum Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre bu durumun tek başına iptal sebebi olmadığı, başka iptal nedenleri var ise dikkate alınacağı kuşkusuzdur. Çağrının usulsüzlüğünü iddia eden tarafın genel kurul toplantısında alınan kararların yasaya, ana sözleşmeye veya iyiniyet kurallarına aykırılık iddialarından birine ya da hepsine dayanması ve iddiasını ispat etmesi zorunludur. Çağrıdaki usulsüzlük, alınan kararların salt bu nedenle iptali ya da mutlak butlan sonucunu doğurmamaktadır. Diğer yandan, genel kurul toplantısına çağrılması gereken üyelerin çağrılmamaları nedeniyle gelememeleri hâlinde, toplantı ve karar nisabını etkiliyorsa bu durum, kararın yok sayılmasını gerektirir. Bu nitelikteki kararların yokluğunun tespiti için açılacak dava da herhangi bir süreye tabi değildir.(YHGK 2017/(18)8-2046 E., 2020/527 K) Vakıf senedine göre vakfın her yıl Şubat ayında olağan genel kurul toplantısının yapılması gerekmektedir. İptali istenen toplantı çoğunluk aranmayan ikinci toplantı olup 25.02.2022 tarihinde yapılmış ve 81 üyeden 49 üyenin katılımı ile yapılan toplantıda kararlar oy birliği ile alınmıştır. Dolayısı ile davacı ve dava dışı toplantıya katılmayan diğer üyelerin toplantıya katılmaları toplantı ve karar yeter sayısı üzerinde sonucu değiştirecek etkiye sebep olmadığından bu durum toplantı ve alınan kararların iptalini gerektirmeyeceğinin dikkate alınmaması, 3.Davacının iddia ettiği üzere 3 yıllık görev süresi dolmadan yönetim kurulu üyeliğine seçim yapılmasının iptali gerektirip gerektirmediği üzerinde durulması gerekmektedir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, Davacı ... ve diğer yönetim kurulu üyelerinin vakıf senedine göre Şubat ayında yapılması gereken olağan genel kurul toplantısı yerine 19 Haziran 2019 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim kuruluna seçildiği, yeni yönetim kurulunun seçimi ise 25.02.2022 tarihindeki vakfın olağan genel kurul toplantısında yapıldığı, davacının iddiasının ise görev süresinin 3 yıl olması nedeni ile görevinin 19.06.2022 tarihinde kadar devam edeceği, bu tarihten önce seçim yapılmasının vakıf senedine aykırı olduğu yönündedir. Dosya kapsamında bulunan Teftiş Makamı Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 11.05.2022 tarihli ve 07 sayılı denetim raporunda; "Şikayet konusu yapılan bu 25.02.2022 tarihli Olağan Genel Kurul toplantısına kadar görev alan Yönetim Kurulu üyelerinin 18.06.2019 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul ile belirlendiği, söz konusu toplantıda vakıf senedine uygun olarak 9 asil, 7 yedek üye seçildiği, seçilen 9 asil üyeden 2020 yılında 1üyenin istifa ederek yerine yedek üye seçildiği, 2021 yılında yedekten asil olan bu üye ile birlikte 1 üye daha olmak üzere 2 üyenin istifa etmiş olduğu, 2022 yılında ise Genel Kurulun yapıldığı ay içinde 6 üyenin daha Yönetim Kurulundan istifa etmiş olduğu, bu suretle 2022 yılı Şubat ayı sonunda Genel Kurul öncesi 9 üyeden yalnızca 2 asil üye kaldığı, 7 kişilik yedek üyelerden ise herhangi bir görev almadan 2019 yılı içinde 2 kişinin yedek üyelikten de ayrılmış olduğu 1'sinin asil üyeliğe geçtikten bir müddet sonra istifa ettiği, diğer birinin ise 2019 yılında boşalan asil üyeliğe geçtiği ve böylece Genel Kurul öncesinde yalnızca 3 yedek üye kaldığı, bu kapsamda istifa eden 5 asil üyenin yerine yedek üyelerin atanması suretiyle mevcut Yönetim Kurulunun görev süresinin 19 Haziran 2022 tarihine kadar devam etmesinin mümkün olduğu savının doğru olmadığı," belirtilmiş olup bu hali ile istifa eden Yönetim Kurulu üyelerinin yerine yedek üye ataması yapılarak yönetim kurulu oluşturulmasının mümkün olmadığı, kaldı ki; vakıf senedinde 3 yıllık görev süresinin olağan durumlara göre düzenlenmiş olduğu, olağanüstü Genel Kurul'da Yönetim Kuruluna seçim yapılması halinde bu üyelerin görev süresinin önceki Yönetim Kurulu'nun kalan görev süresi kadar mı olacağı yoksa bunların görev süresinin önceki Yönetim Kurulu görev süresinden bağımsız olarak 3 yıl mı olacağı konusunda düzenleme içermediği, bu boşluğun bilinçli şekilde boş bırakıldığından bahsedilemeyeceği, olağanüstü Genel Kurul'da Yönetim Kuruluna seçilenlerin görev süresi önceki Yönetim Kurulu görev süresinden bağımsız 3 yıl olduğu kabul edilmesi halinde, bu defa olağan Genel Kurul toplantısının Şubat ayında yapılmasında seçim yapılmaması gerektiği, her defasında 3 yıl dolunca Yönetim Kurulu seçimi yapılması için olağanüstü Genel Kurul toplantısı yapılması gerektiği, bu şekilde hareket etmenin istisna olan durumun kural haline gelmesi sonucunu doğuracağı aşikar olup çıkan sonuç vakfın işleyişi ve düzenini bozacaktır. Dolayısı ile vakfın menfaati, kesintisiz yönetim ve temsili yönünden olağanüstü Genel Kurul ile Yönetim Kurulu üyeliği seçimi sonucu 3 yıllık görev süresinin önceki olağan Genel Kurul'da seçilen Yönetim Kurulunun görev süresi esas alınarak belirlenmesi vakfın işleyişi yönünden amaca en uygun çözüm yolu olacağının düşünülmemesi, Doğru görülmemiş, Mahkemece, yukarıda açıklanan sebeplerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, davacının dava dilekçesinde genel kurul çağrı usulünün vakıf senedine ve mevzuata aykırı olduğunu iddia ettiği, vakıf genel kurulunun sadece yönetim kurulu seçimine dair kararının iptalini talep etmediği, bu nedenle talebin aşılması yönündeki bozma gerekçesinin hukuken yerinde olmadığı, ayrıca genel kurul toplantısına, toplantı ve karar nisabını etkileyebilecek ve aralarında davacı yönetim kurulu üyesinin de bulunduğu otuz iki üyenin katılmadığı veya katılamadığı, genel kurul toplantısında davacının görev süresi dolmadan bir nevi yönetim kurulu üyeliğinin sonlandırıldığı, bu durumda ...'ın 25.02.2022 tarihinde yapılan genel kurulunun vakıf senedine ve ilgili mevzuata açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili, davacı tarafın mahkemede ileri sürdüğü hususların tamamını Vakıflar Genel Müdürlüğüne yaptığı şikâyet dilekçesinde de ileri sürdüğünü, ileri sürülen bu hususların tamamının Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişlerince detaylı olarak incelendiğini ve rapor hazırlandığını, düzenlenen raporun yerel mahkemeye sunulmuş olmasına rağmen mahkeme tarafından hiç bir şekilde dikkate alınmadığını ve hangi nedenle dikkate alınmadığı hususunda da hiç bir izah yapılmadığını, davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının olmadığını, genel kurul ile yönetim kurulunun usulüne uygun toplandığını, davacı iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 1- Davalı Vakfın 25.02.2022 tarihinde gerçekleştirilen genel kurul toplantısı hakkında açılan eldeki davada, mahkemece yeni yönetim kurulu üye seçimine dair alınan kararın mı iptaline yoksa 25.02.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının mı iptaline karar verilmesi gerektiği, genel kurul toplantısının iptaline karar verilmesi hâlinde HMK’nın 26. maddesi uyarınca talep aşımının söz konusu olup olmayacağı, 2- Davacı yönetim kurulu üyesinin, 25.02.2022 tarihinde gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısına davet için çıkarılan çağrıdaki usulsüzlüğün alınan kararlarda sonucu değiştirmeyecek olmasının hukuken önem taşıyıp taşımadığı, burada varılacak sonuca göre genel kurul toplantısının iptaline karar verilmesinin gerekip gerekmediği, 3- Üç yıllık görev süresi dolmadan yönetim kurulu üyeliğine seçim yapılmasının 25.02.2022 tarihinde gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısının iptalini gerektirip gerektirmediği noktalarında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 26. maddesi 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 69,73,77, 83... . maddeleri 2. Değerlendirme A- (1) numaralı uyuşmazlığa ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; 1. Uyuşmazlığın çözümünde taleple bağlılık ilkesine ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. 2. Medenî usul hukukuna egemen olan ilkeler mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) dağınık hâlde yer almakta iken, HMK'da sözü edilen ilkelere 1. Kısım 2. Bölümde bir arada yer verilmiştir. HMK, 24. maddesinden itibaren "Yargılamaya Hakim Olan İlkeleri" düzenlemiş ve bu kapsamda Tasarruf İlkesi (md. 24), taraflarca getirilme ilkesi (md. 25), taleple bağlılık ilkesi (md. 26), hukukî dinlenilme hakkı (md. 27), aleniyet ilkesi (md. 28), dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü (md. 29), usul ekonomisi ilkesi (md. 30), hakimin davayı aydınlatma ödevi (md. 31) olarak bu ilkeleri sıralamıştır. 3. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesi; “(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır” hükmünü içermektedir. 4. Taleple bağlılık ilkesi, hâkimin, tarafların talepleriyle bağlı olduğunu, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremeyeceğini, ancak duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebileceğini ifade eder. Belirtmek gerekir ki, hâkim bazı durumlarda taleple bağlı değildir. Bu durumlar Kanunda açıkça belirtilmiştir. 5. Taleple bağlılık ilkesinin taşıdığı ilk anlam, tarafın talep etmediği husus hakkında mahkemenin karar veremeyeceğidir. Buna göre hâkim, tarafların dilekçelerinde talep edilen hususları karşılar. Hâkimin, tarafların talep etmediği bir hususta karar vermesi mümkün değildir. Tarafın neyi talep edip etmediği ve hâkimin ne hakkında karar verip veremeyeceği dava dilekçesine bakılarak tespit edilir. Bu tespitin konusunu, istenilen hukukî sonuç oluşturur. Bu itibarla hâkimin karar verme sınırı dava dilekçesi ile belirlenmiş olur. 6. Taleple bağlılık ilkesinin taşıdığı ikinci anlam ise tarafın talebinden fazlasına mahkemece karar verilememesidir. Tarafın maddî hukuktan kaynaklanan bir hakkının, bazı istisnaî durumlar hariç olmak üzere sadece bir kısmını ileri sürmesine bir engel yoktur. Bu durumda mahkemece, talep edilenden fazlasına karar verilemez. Taleple bağlılık ilkesine yüklenen bu anlam aynı zamanda 24. maddede ifade edilen "tasarruf ilkesi" ve 25. maddesinde yer alan "taraflarca getirilme ilkesi" ile de bağlantılıdır. 7. Nihayet taleple bağlılık ilkesinin üçüncü anlamı ise, çok istisnai hâller dışında hâkimin talep edilenin dışında bir şeye karar verememesidir. Talep edilenden farklı bir şeye karar verememe, verilen hükmün sonuç kısmına bakılmak suretiyle tespit edilir. Buna göre, talepte bulunan kişinin gerçek iradesi ile mahkemenin verdiği hükümdeki sonuç kısmının aynı olup olmadığı, talep edilenden farklı bir şeye karar verilip verilmediği bu şekilde anlaşılır. Nitekim aynı ilkelere Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 Esas, 2019/3 Karar sayılı kararında da yer verilmiştir. 8. Somut olay ve dosya kapsamına göre; davacı dava dilekçesinde, davalı Vakfın 25.02.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında yeni yönetim kurulu seçimine dair alınan kararın iptalini talep etmesine rağmen, mahkemece sadece yönetim kurulu seçimine dair karar yönünden inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile talep aşımına da yol açacak biçimde 25.02.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir. 9. Bu nedenle (1) numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının bozulması gerekir. B- (2) numaralı uyuşmazlığa ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; 10. Uyuşmazlığın çözümü için vakıf genel kurul toplantılarına yapılan çağrı usulünden bahsetmekte yarar vardır. 11. Türk Medeni Kanunu'nun 101. maddesine göre, vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Aynı Kanun'un 109. maddesinde ise vakfın bir yönetim organının bulunmasının zorunlu olduğu ve vakfedenin vakıf senedinde gerekli gördüğü başka organları da gösterebileceği belirtilmiştir. 12. 2709 sayılı ... Cumhuriyeti Anayasa'nın (Anayasa) 33. maddesinde, herkese önceden izin almaksızın dernek kurma, derneklere üye olma ya da üyelikten çıkma özgürlüğü tanınmıştır. Bu maddede vakıflar hakkında açık bir düzenlemeye yer verilmemiş ancak son fıkrada, bu madde hükümlerinin vakıflarla ilgili olarak da uygulanacağı belirtilmiştir. Derneklerin ve vakıfların kuruluşları, amaçları, işlevleri, işleyişleri ve yönetimleri aynı değil ise de vakıflar hakkında hüküm bulunmayan hâllerde TMK'daki derneklere ilişkin hükümlerin vakıflar hakkında da uygulanması gerektiği açıktır. 13. Türk Medeni Kanunu'nun 56 ve devam eden maddelerinde derneklere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Derneklerin vakıflardan ayrı olarak genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu olmak üzere üç tane zorunlu organı vardır. 14. Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur. TMK'nın 74. maddesine göre, genel kurul tüzükte belirtilen zamanda yönetim kurulunun çağrısı üzerine toplanır. Olağan genel kurul toplantılarının en geç üç yılda bir yapılması zorunludur. Kanun'un 77. maddesinde; "çağrı usulü" düzenlenmiştir. Genel kurul, yönetim kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya çağrılır. Bu amaçla toplantının günü, saati, yeri ve gündemi bildirilir. Toplantıya çağrı usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin konular, yönetmelikle düzenlenir. Kanun'un 78. maddesinde ise, "Genel kurul toplantıları, tüzükte aksine hüküm olmadıkça, dernek merkezinin bulunduğu yerde yapılır. Genel kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi hallerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz" düzenlemesi yer almaktadır. 15. Dernekler Yönetmeliği'nin "Çağrı Usulü" başlıklı 14. maddesi "(Değişik: RG-23/1/2013-28537) Yönetim kurulu, dernek tüzüğüne göre genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin listesini düzenler. Genel kurula katılma hakkı bulunan üyeler; en az onbeş gün önceden, toplantının günü, saati, yeri ve gündemi en az bir gazetede veya derneğin internet sayfasında ilan edilmek, yazılı olarak bildirilmek, üyenin bildirdiği elektronik posta adresine ya da iletişim numarasına mesaj gönderilmek veya mahalli yayın araçları kullanılmak suretiyle toplantıya çağrılır. Bu çağrıda, çoğunluk sağlanamaması sebebiyle toplantı yapılamazsa, ikinci toplantının hangi gün, saat ve yerde yapılacağı da belirtilir. İlk toplantı ile ikinci toplantı arasındaki süre yedi günden az, altmış günden fazla olamaz. Toplantı, çoğunluk sağlanamaması sebebinin dışında başka bir nedenle geri bırakılırsa, bu durum geri bırakma sebepleri de belirtilmek suretiyle, ilk toplantı için yapılan çağrı usulüne uygun olarak üyelere duyurulur. İkinci toplantının geri bırakma tarihinden itibaren en geç altı ay içinde yapılması zorunludur. Üyeler ikinci toplantıya, birinci fıkrada belirtilen esaslara göre yeniden çağrılır. Genel kurul toplantısı bir defadan fazla geri bırakılamaz" şeklindedir. 16. Gerçekten, gerek Kanun'da gerek doktrinde kabul edilen ana kural, dernek toplantısının derneğe kayıtlı olan bütün üyelere, toplantının amacını, yerini, zamanını ve toplantıda görüşülecek hususları çok önceden bildirmek suretiyle bütün üyelerin mümkün olduğunca toplantıya katılmalarını sağlamaktır. Derneğe kayıtlı her üyenin toplantıya ilgi gösterip gelmesi kanunun amaçladığı bir yöndür. 17. Genel kurulda alınan kararlara karşı çeşitli dava yollarına başvurmak mümkün olup, genel kurul kararlarına karşı iptal davası açılması bu yollardan bir tanesini oluşturmaktadır (5352 sayılı Dernekler Kanunu md. 32, TMK md. 83). Buna göre, yokluk ve geçersizlik hâlleri dışında kalan sakatlıklarda genel kurul kararları iptal edilebilirlik yaptırımına tâbi olmaktadır. 18. Genel kurul toplantısına çağrının yapılmaması veya usulsüz yapılması hâlinin müeyyidesinin bu toplantıda alınan kararların mutlak butlanı mı, yoksa iptal edilebilirik mi olduğu hususu Türk ve yabancı doktrinde tartışmalı olup, çoğunluk düşüncesi, hukuki işlemlere güvenlik getirme amacı da dikkate alınarak bu nevi sakatlıkların müeyyidesinin iptal edilebilirlik olduğu yönündedir. 19. Nitekim TMK'nın "Kararın iptali" başlıklı 83. maddesi; "Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir. Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamaz. Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır" hükmünü içermekte olup, çağrıdaki usulsüzlük hâlinde, genel kurula bu nedenle katılamayan üyelere bu toplantıda alınan kararların iptali davası açma hakkı verildiğine göre, kanun koyucunun bunun müeyyidesini mutlak butlan olarak kabul etmediği anlaşılmaktadır. 20. Çağrının usulsüzlüğünü iddia eden tarafın genel kurul toplantısında alınan kararların yasaya, ana sözleşmeye veya iyiniyet kurallarına aykırılık iddialarından birine ya da hepsine dayanması ve iddiasını ispat etmesi zorunludur. Çağrıdaki usulsüzlük, alınan kararların salt bu nedenle iptali ya da mutlak butlan sonucunu doğurmamaktadır. Diğer yandan, genel kurul toplantısına çağrılması gereken üyelerin çağrılmamaları nedeniyle gelememeleri hâlinde, toplantı ve karar nisabını etkiliyorsa bu durum, kararın yok sayılmasını gerektirir. Bu nitelikteki kararların yokluğunun tespiti için açılacak dava da herhangi bir süreye tâbi değildir. 21. Dosya içerisinde yer alan davalı Vakfa ait vakıf senedinin 8. maddesinde, vakfın organlarının genel kurul, yönetim kurulu ve denetleme kurulu olduğu, 11. maddesinde, genel kurul toplantılarının her yıl Şubat ayında yönetim kurulunun çağrısı üzerine olağan olarak yapılacağı, toplantı yeter sayısının genel kurul üye sayısının yarıdan bir fazlası olduğu, birinci toplantıda çoğunluk sağlanamaz ise bir hafta sonra çoğunluk aranmaksızın toplanılacağı, kararların genel kurula katılanların salt çoğunluğu ile alınacağı; 12. maddesinde, yönetim kurulunun genel kurulun seçeceği dokuz asil, yedi yedek üyeden oluştuğu, yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin üç yıl olduğu, görev süresi dolunca yeniden seçim yapılacağı, görev süresi sona erince yeniden seçim yapılacağı, üç yıl geçmeden boşalan yönetim kurulu üyeliğine yedek üyelerden atama yapılacağı, bu üyenin görev süresinin yerine aldığı üyenin görev süresi kadar olduğu, 13. maddesinde ise, yönetim kurulunun en az iki ayda bir toplanacağı, toplantı nisabının üye sayısının salt çoğunluğu olduğu, kararların toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınacağı düzenlenmiştir. 22. Vakıf senedinde genel kurul ile yönetim kurulunun toplantıya çağrı usulüne dair bir düzenlenme bulunmamaktadır. Bilindiği üzere genel kurulu toplantıya yönetim organı çağırır ve toplantı gündemini de yönetim organı belirler. İptali istenilen genel kurul yapılması kararının alındığı yönetim kurulunun 27.01.2022 tarihli toplantısına davacı "Whatsapp grubu" üzerinden haberdar edilmiş, davacı verdiği cevapta toplantıya katılacağını mesaj olarak bildirmiş olup duruşmada bu durumu davacı vekili de kabul etmiştir. 23. Genel kurula çağrı ise 03.02.2022 tarihli "... Gazetesinde" gündem ile birlikte ilan edilmiş ve ilanda genel kurul toplantısının 08.02.2022 tarihinde, çoğunluk sağlanamaz ise; 25.02.2022 tarihinde yapılacağı belirtilmiştir. Vakıf senedinde toplantıya çağrı usulü düzenlenmemiş olduğundan somut olayda Dernekler Yönetmeliği'nin 14. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Buna göre genel kurul toplantısının günü, saati, yeri ve gündemi en az bir gazetede genel kuruldan on beş gün önce ilan edilmiş olduğundan artık toplantıya çağrıda usulsüzlükten bahsedilemez. 24. Öte yandan, toplantıya çağrının usulsüz olduğu kabul edilse dahi bu durumun tek başına iptal sebebi olmadığı, başka iptal nedenleri var ise dikkate alınacağı kuşkusuzdur. 25. Vakıf senedine göre, olağan genel kurul toplantısının her yıl Şubat ayında yapılması gerekmektedir. İptali istenen toplantı çoğunluk aranmayan ikinci toplantı olup 25.02.2022 tarihinde yapılmış ve seksen bir üyeden kırk dokuz üyenin katılımı ile yapılan toplantıda kararlar oy birliği ile alınmıştır. 26. Bu durumda, yapılan çağrıda bir usulsüzlük olmadığı gibi davacı ve dava dışı toplantıya katılmayan diğer üyelerin toplantıya katılmalarınıı toplantı ve karar yeter sayısı üzerinde sonucu değiştirecek etkiye sahip olmadığı da gözetildiğinde, bu durum toplantı ve alınan kararların iptalini gerektirmeyecektir. Mahkemece bu hususlar dikkate alınmaksızın direnme kararı verilmesi doğru görülmemiştir. 27. Bu nedenle (2) numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının bozulması gerekir. C- (3) numaralı uyuşmazlığa ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; 28. Dosya incelendiğinde, davacı ile diğer yönetim kurulu üyelerinin vakıf senedine göre Şubat ayında yapılması gereken olağan genel kurul toplantısı yerine 19.06.2019 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim kuruluna seçildiği, yeni yönetim kurulun seçiminin ise 25.02.2022 tarihinde olağan genel kurul toplantısında yapıldığı, davacının, görev süresinin üç yıl olması nedeniyle görevinin 19.06.2022 tarihinde kadar devam edeceğini, bu tarihten önce seçim yapılmasının vakıf senedine aykırı olduğunu ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. 29. Olağanüstü genel kurulda yönetim kuruluna seçilenlerin görev süresi önceki yönetim kurulu görev süresinden bağımsız olarak üç yıl olduğunun kabul edilmesi hâlinde, Şubat ayında yapılacak olan olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu seçimi yapılmamasını gerektirdiği, her defasında üç yıl dolunca yönetim kurulu seçimi yapılması için olağanüstü genel kurul toplantısı yapılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. 30. Olağanüstü genel kurul toplantıları zorunlu ve ivedi hâllerde yapılmakta olup aslolan olağan genel kurul toplantısında karar alınmasıdır. Olağanüstü genel kurul istisnai nitelikte olup yönetim kurulunun her zaman bu toplantıda seçilmesi vakfın işleyişini ve düzenini zedeler. 31. Bu durumda, vakfın menfaati, kesintisiz yönetim ve temsili yönünden olağanüstü genel kurul ile yönetim kurulu üyeliği seçimi sonucu üç yıllık görev süresinin önceki olağan genel kurulda seçilen yönetim kurulunun görev süresi esas alınarak belirlenmesi gerekmektedir. 32. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. 33. Hâl böyle olunca; her üç uyuşmazlık yönünden de Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; A, B ve C bentlerinde gösterilen gerekçelerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.11.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/823, K. 2025/729, T. 19.11.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-hukuk-genel-kurulu-2024-823-e-2025-729-k-2f77f574ff70