Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/582 E. 2026/183 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/582
- Karar No
- 2026/183
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 581-245
I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan suça sürüklenen çocuğun 6545 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-a maddesi delaletiyle 103/1-1. cümlesi, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 5 ay 10 gün hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/2, 109/3-f, 109/5, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezalarıyla cezalandırılmasına ilişkin Burdur Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.10.2014 tarihli ve 230-160 sayılı hükümlerin, suça sürüklenen müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.09.2022 tarih ve 2577-8150 sayı ile; "...ilk derece mahkemesince aynı zamanda olayın tek tanığı konumunda bulunan mağdurun maddi hakikatın ortaya çıkarılması açısından duruşmaya getirilerek iddiaya konu hususlarla ilgili dinlenip, bu mümkün olmadığı takdirde soruşturma evresinde verdiği görüntülü ifade CD’sinin duruşmada taraflarla birlikte izlenerek beyanlarının alınmasından sonra suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken duruşmada dinlenmeyen mağdurun çocuk izlem merkezinde alınan görüntülü ifade CD’si de izlenmeksizin yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Burdur Ağır Ceza Mahkemesince 17.04.2024 tarih ve 581-245 sayı ile; beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından suça sürüklenen çocuğun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, bu hükümlerinde katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.01.2025 tarih, 5899-215 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ve ...; "...bozma ilamına uyan mahkemece mağdurenin duruşmada beyanının alındığı ve yargılama neticesinde mağdurenin önceki ifadesi ile duruşmadaki ifadesi arasında çelişkiler bulunduğu ve soruşturma aşamasında yapılan 18.09.2013 tarihli teşhisin usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle SSÇ’nin beraatine karar verildiği anlaşılmaktadır. ...Mağdurenin bu hususlardaki beyanlarının failin kimliğine yönelik olmadığı, olayın ayrıntısına ilişkin olduğu, eylemin sübutu konusunda bir tereddüt bulunmayıp mahkemesince failin kimliğine ilişkin şüphe nedeniyle beraat kararı verildiği, oysa bu konuda da şüphe bulunmadığı zira mağdurenin ilk beyanında eylemi gerçekleştiren kişinin arkadaşı ...’in abisi olduğunu bildirdiği, mağdurenin uzaktan akrabaları olan ve SSÇ’nin ifadesine göre de birden fazla defa aile ortamında görüp tanıdığı SSÇ’nin kimliğinde yanılmasının söz konusu olmadığı, yapılan teşhis işleminde de SSÇ’yi teşhis ettiği hususları birlikte değerlendirildiğinde eylemin SSÇ ... tarafından gerçekleştirildiği hususunda şüphe bulunmayıp mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile verilen beraat hükmünün bozulması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.05.2025 tarih ve 64522 sayı ile; "...Mağdur ile akraba olmalarına ve cinsel organının civarındaki yaralanmaların mağdurun sık sık bisiklete binmesi nedeniyle oluşmuş olabileceğini ifade etmesine karşın, SSÇ'nin savunmasında, bu hususlarla çelişecek şekilde mağduru yalnızca 2-3 defa gördüğünü söylemesi, mağdurun soruşturma aşamasında verdiği detay içeren beyanları ve bu beyanların adli görüşmeci tarafından spontan ve tutarlı olduğunun belirtilmesi, her ne kadar mağdurun soruşturma aşamasında alınan beyanları ile bozmadan sonra yapılan yargılama sırasında alınan beyanları arasında, bazı detaylar yönünden kısmi farklılıklar varsa da, her iki beyanın alındığı tarihler arasında on yıldan fazla bir zaman geçmesi nedeniyle bu farklılıkların doğal karşılanması gerektiği, kaldı ki mağdurun soruşturma beyanları alındığı sırada beş yaşında olması nedeniyle cinsel eylem ihtiva eden olayları kurgulama yeteneğinin yaşı itibariyle gelişmemiş olduğu, ayrıca mağdurun annesi katılan ...'nın beyanları ile adli rapor içeriğinin mağdurun beyanlarını doğrulaması, akraba olan SSÇ ile katılanlar arasında suç isnadını gerektirir nitelikte bir husumetin bulunmaması, olayın katılanlar tarafından öğrenildikten sonra derhal polise intikal ettirilmesi dikkate alındığında SSÇ'ye atılı basit cinsel istismar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sübut bulduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.09.2025 tarih, 4114-6733 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğa isnat edilen beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Suça sürüklenen çocuğun anneannesiyle katılan mağdurenin dedesinin kardeş oldukları, 11.06.2008 doğumlu olan katılan mağdurenin beyanının alındığı tarihte 5 yıl 3 ay 3 günlük, suça sürüklenen çocuğun ise şikâyet tarihinde 16... ay 3 günlük olduğu, 03.09.2013 tarihinde Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk izlem merkezinde düzenlenen rapora göre; pubis üst kısım solda yeşil renkli soluk-hafif ekimoz ile bunun zemininde, cilt altı bölgesinde şişlik olduğu, sağ uyluk bölgesi ön-orta kısımda iki adet ortası yeşil, çevresi sarı renkte eski ekimoz görüldüğü, katılan mağdurenin vajina ya da anal bölgesine penis ya da sair cisim sokulması suretiyle gerçekleşmiş bir cinsel istismar eylemine maruz kalmadığı, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 04.09.2013 tarihinde çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından düzenlenen rapora göre; fiziksel muayene ve tetkikler neticesinde cinsel istismar ile ilgili bir bulgu saptanmadığı, 04.09.2013 tarihinde çocuk izlem merkezinde düzenlenen adli görüşme ve değerlendirme raporuna göre; ön görüşmede katılan mağdurenin anlama ve ifade etme yetisinin yaşıyla uyumlu olduğunun gözlemlendiği, gerçek-yalan kavramlarını ayırt edebildiği, iyi-kötü dokunma ve cinsiyet ayrımı yapabildiği, vücut bölgelerinin isimlerini bildiği, cinsel organına dokunan olup olmadığının sorulması üzerine; olduğunu, kim olduğunun sorulması üzerine; arkadaşının dokunduğunu, adını bilmediğini, ...'in ağabeyi olduğunu, iç çamaşırının üstünden dokunduğunu, uzun boylu ve kilolu mu sorularına "Evet." anlamında başını salladığı, katılan mağdurenin kalem isteyip resim çizeceğini söylediği, adli görüşmecinin o kişinin resmini çizmesini istediği, katılan mağdurenin kıvırcık saçlı birisinin resmini çizdiği, saçlarının kıvırcık olduğunu söylediği, katılan mağdurenin anlatımlarının birbiriyle tutarlı ve spontan olduğunun değerlendirildiği, 18.09.2013 tarihinde düzenlenen teşhis tutanaklarında; katılan mağdurenin; iddia ettiği fiilleri gerçekleştiren kişi olarak suça sürüklenen çocuğu teşhis ettiği, 22.05.2014 tarihinde Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında düzenlenen heyet raporuna göre; ruh sağlığının bozukluğunun ve belirtilere göre bu durumun aileden kaynaklı şiddetten kaynaklandığının tıbbi kanıtlarının bulunmadığı, ailesinin baskı ve yönlendirmesi ile ifade vermesine neden olacak veya tek başına beyanlarına itibar edilebilmesine engel bir psikiyatrik bulgu saptanmadığı, 29.08.2013 tarihinden bir hafta önce maruz kaldığı cinsel istismar eylemi nedeniyle ruh sağlığının bozulmuş olduğu, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure savcılıkta; suça sürüklenen çocukla evlerinin karşı karşıya olduğunu, suça sürüklenen çocuğun yakalamaca oynamak için çağırdığını, üzerinde pantolon varken cinsel bölgesine cinsel organıyla sürterek dokunuğunu, ikinci kez ise eliyle donunun -pantolonunun olarak anlaşıldığı belirtilmiş- içerisinden sürterek cinsel bölgesine dokunduğunu, bunu bir kez yaptığını, evde başka kimsenin bulunmadığını, oradan kendisini bir arkadaşının çıkardığını, cinsel bölgesine dokunulduğunu yalnızca arkadaşına ve annesine anlattığını, kendisine kızabilecekleri için başkalarını bu olaydan haberdar etmediğini, mahkemede; olayın ne zaman yaşandığını bilmediğini, annesinin söylediği kadarıyla 4-5 yaşlarında olduğunu hatırladığını, eylemi gerçekleştirenin oturduğu evin altında bir tane bodrum olduğunu, güvercinleri sevmek için kendisini çağırdığını, genital bölgesine eliyle dokunduğunu, kıyafetinin altından dokunduğunu hatırladığını, olayın gündüz yaşandığını, bulundukları yerin çok az ışık gördüğünü, çelişki sebebiyle sorulması üzerine; dışarısının aydınlık olduğunu, ancak bulundukları yere güneşin çok az girdiğini, yanındaki kişinin boyunu, kilosunu, fiziksel özelliklerini, saçını vs çıkaramadığını, sorulması üzerine; zayıfla ortanın arası bir şey olduğunu düşündüğünü, saç şeklini hiç hatırlamadığını, bağırmadığını, bağırsa duyacaklarını hatırladığını, bunun dışında bir şey anımsamadığını, ağlamış olabileceğini, güvercinlere bakmak için çağırdığını, o sırada kendisinin oyun oynadığını, direkt kendisini oraya sokup, alt kıyafetlerini çıkarttığını, ilk önce kendisini sobanın üzerine oturttuğunu, ondan sonra cinsel bölgesine dokunduğunu, oradan nasıl çıktığını hatırlamadığını, eve geldiğinde üzerini annesinin değiştirdiğini, annesinin "Sana bunu kim yaptı?" dediğini, o bölgesinin kızarmış olduğunu, ağlamaya başladığını, tek dediğinin "...’in abisi" olduğunu, sonra polislerin geldiklerini, kendisinden onu göstermesini istediklerini, Katılan ... 04.09.2013 savcılıkta; 29.08.2013 tarihinde katılan mağdureye banyo yaptırdığı sırada cinsel bölgesinin üst kısmında morluk, kasık kısımlarında ise kızarıklıklar fark ettiğini, bunun kim tarafından yapıldığını sorduğunda "Bir abi yaptı." dediğini, eliyle cinsel bölgesini ve etrafını sıktığını söylediğini ancak isim vermediğini, doktorun eylemi gerçekleştirenin yaşı büyük birisi olabileceğini, morarmaların elle sıkılmasından ve dokunulmasından meydana geldiğini belirttiğini ve kendilerini çocuk şubeye sevk ettiğini, katılan mağdurenin kendisine şu ana kadar bir isim vermediğini, 18.09.2013 tarihinde savcılıkta; ilk gittikleri doktorun katılan mağdurenin kızlık zarında yırtılma olmadığını söyleyip çocuk şubeye sevk etmesinden sonra katılan mağdurenin ifadesinde karşı komşuları ...'in ağabeyi olan suça sürüklenen çocuğun eylemi gerçekleştirdiğini söylediğini, katılan mağdurenin arkadaşlarıyla oynamak için ara sıra dışarı çıktığını, bu olayın hangi ara meydana geldiğini bilmediğini, suça sürüklenen çocuktan şikâyetçi olmadığını, mahkemede; katılan mağdureye banyo yaptırırken cinsel bölgesinin üst kısmında morluk ve kasık kısmında kızarıklıklar fark edip ne olduğunu sorduğunu, ancak katılan mağdurenin korktuğunu söyleyip yatağına giderek yattığını, o gece ateşlendiğini, sürekli sayıkladığını ve altına yaptığını, ertesi sabah konudan bahsettiği eşinin katılan mağdureyle konuştuğunu, katılan mağdurenin babasının elinden tutarak onu olayın meydana geldiği yere götürdüğünü, bu yerin suça sürüklenen çocuğun oturduğu evin altı olduğunu, kızının anlattığına göre suça sürüklenen çocuğun güvercinlere bakma ve saklambaç oynama bahanesiyle kızını oraya götürüp kendisine cinsel hareketlerde bulunduğunu, cinsel organını çıkararak alt kıyafetlerini soyduğu kızının vücuduna sürttüğünü, aynı gün öğleden sonra saat 15.00 gibi katılan mağdureyi evlerine alıp sanığı göstererek "Bu mu yaptı?" dediklerini ve katılan mağdurenin korkudan "Hayır." dediğini öğrendiğini, bunun üzerine kendisini ve eşini çağırdıklarını, tekrar aynı soruyu sorduklarını, katılan mağdurenin suça sürüklenen çocuğa bakarak "Yapmadı." dediğini, bunun üzerine eşiyle birlikte katılan mağdureyi odanın dışına çıkartıp korkmamasını, ne biliyorsa söylemesini istediklerini belirttiklerini ve tekrar odaya girdiklerini, katılan mağdurenin suça sürüklenen çocuğun yaptığını söylediğini, ertesi sabah erkenden doktora götürdüklerini, suça sürüklenen çocuğun babasının da kendileriyle geldiğini, Tanık ... mahkemede; suça sürüklenen çocuğun dedesi olduğunu, olaydan 5-6 gün sonra katılan mağdurenin annesinin iddianamedeki eylemlerden eşine bahsettiğini, eşinin de kendisine anlattığını, bunun üzerine katılan mağdureyi eve çağırdıklarını, daha sonra suça sürüklenen çocuğu telefonla arayıp eve çağırdığını, eve gelmeden önce anlattığı şeyleri yapan kişinin suça sürüklenen çocuk olup olmadığını sorduğunu, katılan mağdurenin "Hayır." dediğini, suça sürüklenen çocuk geldikten sonra aynı soruyu tekrar yönelttiği, katılan mağdurenin yine "Hayır." şeklinde cevap verdiğini ve ilerideki bir sokağı gösterdiğini, sonra katılan mağdurenin babasının geldiğini ve katılan mağdureyi kucağına alıp yüksek sesle "Doğru söyle kızım." diyerek yine aynı şeyi sorduğunu, bunun üzerine katılan mağdurenin suça sürüklenen çocuğu göstererek kendisine bunları onun yaptığını söylediğini, babasının katılan mağdureyi kucağına oturturken eliyle bacağını çimdiklediğini gördüğünü, yine eşinin birkaç gün önce babasının katılan mağdureye ayağı ile vurduğuna tanık olduğunu anlattığını, o tarihlerde suça sürüklenen çocuğun amcasının döner dükkânında sabahları saat 9.00'dan saat 22.00'ye kadar çalıştığını, ayrıca katılan mağdurenin de bütün gün bisiklet sürdüğünü, Tanık ... mahkemede; suça sürüklenen çocuğun, torunu, katılan mağdurenin ise yeğeni olduğunu, katılan mağdurenin annesinin bir gün yanına gelip 4-5 gün önce suça sürüklenen çocuğun evde katılan mağdureye cinsel hareketlerde bulunduğundan bahsettiğini, ona torunun böyle bir şey yapmayacağını ifade ettiğini, katılan ...'nın "Yapmış." şeklinde cevap verdiğini, ona katılan mağdurenin bütün gün bisikletle dolaştığını, birçok yere gittiğini söylediğini, ardından tanık ...'un geldiğini, olanları ona anlattığını, tanık ...'un suça sürüklenen çocuğu arayıp eve çağırdığını, o sırada katılan mağdurenin annesinin yanlarında olmadığını, katılan mağdureye "Sana anlattığın şeyleri yapan ... muydu?" dediğini, katılan mağdurenin "Hayır." şeklinde karşılık verdiğini, daha sonra katılan mağdurenin babasının gelerek ona "Bu muydu?" diye sorduğunu, katılan mağdurenin "Hayır." diyerek cevabını yinelediğini, arkasından katılan ...'nın gelip aynı soruyu sorduğunu, katılan mağdurenin soruyu yine "Hayır." şeklinde yanıtladığını, babasının katılan mağdureyi kucağına alıp yüksek sesle "Kızım seninle ne konuştuk? Bu muydu? Söyle." diyerek zorladığını, bunun üzerine katılan mağdurenin suça sürüklenen çocuğu göstererek "Buydu." dediğini, o dönemde suça sürüklenen çocuğun amcasının döner dükkânında çalıştığını, sabah gidip akşam geç saatte eve geldiğini, katılan ... olanları anlatmadan iki gün önce onlara kahve içmeye gittiğini, katılan mağdurenin yine dışarı çıkmaya çalıştığını, bu sebeple babası ayağı ile katılan mağdurenin apış arasına vurduğunu, Tanık ... ...mahkemede; suça sürüklenen çocuğun amcası olduğunu, iddia edilen suç tarihlerinde 26 gün süreyle suça sürüklenen çocuğun sabah saat 9.00'da dükkânına gelip akşam saat 22.00'de ayrıldığını, Tanık ... mahkemede; sanığın amcasının işlettiği dükkânın yanında kahvehanesi olduğunu, iddia edilen suç tarihlerinde suça sürüklenen çocuğun tanık ...'ın dükkânında 09.00-22.00 saatleri arasında çalıştığını, Beyan etmişlerdir. Suça sürüklenen çocuk savcılıkta ve sorguda; katılan mağdureyle uzaktan akraba olduklarını, yaz aylarında memleketi olan Söğüt'e ailesiyle birlikte gelerek dedesinin evinde kaldıklarını, okullar açılmadan önce 15.09.2013 tarihinde Antalya'ya dönerek okula devam ettiğini, Söğüt'de bulunduğu dönem içerisinde katılan mağdureyi 2-3 kez aile ortamında gördüğünü, katılan mağdureyle el ele dahi tutuşmadığını, müsnet olayların tamamının asılsız olduğunu, yaklaşık birkaç hafta önce bu olay duyulduktan sonra dedesinin evinde toplandıklarını, orada katılan mağdureye kendisini gösterip "Bu mu yaptı?" sorusunu yönelttiklerini, katılan mağdurenin önce kendisinin yapmadığını söylediğini, ardından katılan mağdurenin babasının onu kucağına alıp ısrarla "Bu mu?" dediğini, bunun üzerine katılan mağdurenin kendisinin yaptığını söylediğini, katılan mağdurenin ailesi tarafından yönlendirildiğini düşündüğünü, dedesinden yakın zamanda bisiklet sürmeye başladığını duyduğunu, katılan mağdurenin genital bölgesinde meydana gelen izlerin buna bağlı olarak oluşabileceğini düşündüklerini, katılan mağdurenin bisikletinin elinden alınmaması için yaralandığını söylemeyerek bu şekilde bir yola başvurmuş olabileceğini, ailesinin, katılan mağdurenin cinsel bölgesindeki yaraları gördükten sonra hemen değil, kendi ailesinin ısrarı üzerine 4-5 gün sonra hastaneye götürdüklerini, Söğüt'de bulunduğu dönemde amcası ...'ın dönerci dükkânında çalıştığını, bu yaz mevsiminde de hafta sonları da dâhil olmak üzere bütün gün orada sabah 09.00-09. 20... .00-23.00 saatleri arasında çalıştığını, mahkemede; kendilerinin zorlamasıyla ailesinin katılan mağdureyi hastaneye götürdüğünü, hatta Antalya'da hastane işleriyle babasının ilgilendiğini, güvercinleri olduğunu, sabah yemlerini atıp gittiğini, gündüzleri tekrar eve uğrama fırsatı bulamadığını savunmuştur. V. GEREKÇE 1- Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. 2. Hukuki Nitelendirme Suça sürüklenen çocuğun, evinin alt tarafında bulunan bodruma güvercinleri sevme bahanesiyle götürmek ve orada kıyafetlerini çıkarıp cinsel bölgesine dokunmak suretiyle katılan mağdureye yönelik çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği iddia edilen olayda; Katılan ... ilk 04.09.2013 tarihli savcılık ifadesinde katılan mağdureye banyo yaptırdığı sırada genital bölgesinde morluk, kasık kısmında kızarıklıklar gördüğünü, katılan mağdurenin "Bir abi yaptı." dediğini ancak isim vermediğini beyan etmiştir. İntikalden önce katılan mağdurenin suça sürüklenen çocukla tanıklar ... ve ...'nün evinde ilk önce katılan mağdurenin anne ve babası olmadan yüzleştirildiği ve katılan mağdurenin isnat edilen eylemleri suça sürüklenen çocuğun gerçekleştirmediğini belirttiği, daha sonra katılan mağdurenin babasının gelerek katılan mağdureye tekrar sorması üzerine katılan mağdurenin söz konusu eylemleri suça sürüklenen çocuğun gerçekleştirdiğini söylediği, katılan ...'nın kovuşturma aşamasında alınan beyanının yanı sıra tanıklar ... ve ... ile suça sürüklenen çocuğun savunmalarıyla sabittir. Katılan mağdurenin alınan raporlarında fiziksel muayene ve tetkikler neticesinde cinsel istismar ile ilgili bir bulgu saptanmadığı mütalaa edilmiştir. Katılan mağdure aşamalarda suça sürüklenen çocuğun eşkâline ilişkin birbirinden farklı bilgiler vermiştir. Suça sürüklenen çocuk ise aşamalarda katılan mağdureye yönelik herhangi bir eylemde bulunmadığını, dedesinden katılan mağdurenin yakın zamanda bisiklet sürmeye başladığını duyduğunu, cinsel bölgesinde meydana gelen izlerin buna bağlı olarak oluşabileceğini düşündüklerini, katılan mağdurenin bisikletinin elinden alınmaması için yaralandığını söylemeyerek böyle bir yola başvurmuş olabileceğini değerlendirdiğini, iddianın ortaya çıkması üzerine hastaneye giderek katılan mağdureyi kontrol ettirmelerini kendilerinin sağladığını, nitekim babasının da katılan mağdurenin hastaneye götürülmesinde yardımcı olduğunu dile getirmiş, katılan ... da suça sürüklenen çocuğun babasının kendileriyle hastaneye geldiğini doğrulamıştır. Olayın tek tanığı tarafından öne sürülen ve eylemin gerçekleştiği zaman ve gerçekleştiren kişinin fiziki özelliklerine yönelik çelişkiler haricinde dosya kapsamı itibarıyla savunmanın aksini kanıtlayan herhangi bir beyan, bilgi ve rapora ulaşılamamıştır. Katılan mağdurenin anne ve babasının yanında suça sürüklenen çocuk da hazırken ilk önce onun yapmadığını söylemesi daha sonra anne ve babasının onu dışarı çıkarıp korkmaması yönünde telkinde bulunması üzerine suça sürüklenen çocuğun eylemi gerçekleştirdiği yönündeki beyanı önemli bir delil teşkil etse de kesin ve açık ispata dayanması için başka delillerle desteklenmeye muhtaçtır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve suça sürüklenen çocuğun müsnet çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.