Yargıtay · Ceza Genel Kurulu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/330 E. 2026/48 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- Ceza Genel Kurulu
- Esas No
- 2025/330
- Karar No
- 2026/48
- Karar Tarihi
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 371-350
I. HUKUKİ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-b, 103/2, 103/3-c, 43/1, 53... . maddeleri uyarınca 30 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.06.2022 tarihli ve 36-297 sayılı hükmün, sanık ve müdafii ile katılan mağdur vekili ve katılan tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesince 30.11.2022 tarih ve 2338-1675 sayı ile; "... Katılan mağdur ...'nun annesi ... ile babası ...'nun 14.12.2009 tarihinde boşandıkları, kayden 05.09.2005 doğumlu katılan mağdur ...'nun velayetinin annesi ...'ye verildiği, bu nedenle katılan mağdurun kanuni temsilcisinin annesi ... olduğu, katılan mağdurun babası ...'nun katılan mağdurun kanuni temsilcisi olmadığı, bu nedenle ...'nun müşteki ve katılan sıfatının bulunmadığı, ...'nun kovuşturmada tanık sıfatıyla dinlenmesi gerektiği, ayrıca tanık sıfatıyla dinlenmesi gereken ...'nun sanık ...'nun kardeşi olduğu, ...'nun CMK'nın 45/1-d maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkının bulunduğu, ancak ...'nun tanık sıfatıyla dinlenmediği gibi CMK'nın 45. maddesinde belirtilen tanıklıktan çekinme hakkının da hatırlatılmadığı, ...'nun bu şekilde hukuka aykırı olarak dinlendiği ve hukuka aykırı olarak alınan beyanının da hükme esas alındığı, Yine soruşturma aşamasında beyanı alınan sanık ...'nun kardeşi ...'nun da kovuşturma aşamasında CMK'nın 45. maddesinde belirtilen tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılarak tanık olarak dinlenmesi gerektiği, Ayrıca kovuşturma aşamasında dinlenen ... ve ...'nun beyanlarından anlaşılacağı üzere, sanık ...'nun kendisini ifade etmekte ve konuşmakta zorlandığı hususları dikkate alındığında; suç tarihi itibariyle sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini önemli derecede azaltacak bir akıl hastalığı bulunup bulunmadığı, veyahut bu derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı hususunda rapor alınması gerektiği anlaşılmakla, Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması nedeniyle, hükmün CMK'nın 280/1-d, 289/1-i maddeleri gereğince bozulmasına, Kabule göre ise; Sanık ...'nun katılan mağdur ...'nun amcası olduğu, katılan mağdur ...'nun kayden 01.09.2005 doğumlu olup suç tarihi itibariyle 15 yaşını doldurmuş olduğu, mağdur hakkında İskenderun Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 26.09.2021 tarihli rapor ile Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Birimi tarafından düzenlenen 27.09.2021 tarihli raporda mağdurda darp-cebir izine rastlanmadığının ve mağdurda travmatik lezyon izine rastlanmadığının belirtildiği, olayın 24.09.2021 cuma günü meydana gelmesine rağmen mağdurun başından geçen olayı 2 gün sonra 26.09.2021 pazar günü annesine anlattığı, yine olaydan bir gün sonra mağdurla sanığın tenis kortuna temizlik yapmaya birlikte gittikleri, sanığın beyanlarında mağdurun kendisinden cep telefonunu alarak twitter isimli sosyal medya uygulanmasından pornografik görüntüler açtığını beyan ettiği, sanığın kullandığı cep telefonunun incelenmesi sonucu sanığın beyanlarında geçtiği üzere sanığın cep telefonundan twitter isimli sosyal medya uygulamasından pornografik kullanıcı hesaplarına girildiğinin tespit edildiği, cep telefonunda yapılan incelemede başkaca bir pornografik siteye girildiğine dair bir link bulunmadığının ve başkaca bir pornografik görüntü olmadığının tespit edildiği, mağdur olayın 24.09.2021 cuma günü saat 18:30 sıralarında gerçekleştiğini beyan etmesine karşın sanık ile soruşturma aşamasında dinlenen ... ve kovuşturma aşamasında dinlenen ...'nun beyanlarından anlaşılacağı üzere olayın öğlen saatlerinde meydana geldiğinin anlaşıldığı, olay günü saat 18:26 da çekilen ve dosya içerisinde bulunan mağdurun fotoğrafındaki yüz ifadesinden anlaşılacağı üzere mağdurda herhangi bir olumsuzluk izlenmediği, tüm bu nedenlerle mağdurun beyanlarına itibar edilmeyip sanığın ifadelerine itibar edilmesi gerektiği, olay tarihinde 15 yaşından büyük katılan mağdurun amcası olan sanıkla rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğinin kabulü ile sanığın TCK'nın 103/2, 103/3-c maddeleri yerine TCK'nın 104/2 maddesi uyarınca cezalandırılması yoluna gidilmesi gerektiği, ayrıca uygulama şartları bulunmadığından TCK'nın 43. maddesinin uygulanmaması gerektiği hususunun yerel mahkemesince gözetilmesi .." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyan İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince 13.11.2023 tarih ve 52-267 sayı ile; reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan sanığın TCK’nın 104/2, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin hükmün, sanık müdafii, katılan mağdur vekili ile katılan tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesince 27.02.2024 tarih ve 371-350 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın da sanık müdafii, katılan mağdur vekili, katılan ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.11.2024 tarih, 6810-9732 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ... ile ...; "Dairemiz Sayın Heyetinin çoğunluk görüşü ile aramızdaki görüş ayrılığı 16 yaşındaki mağdurun olayda rızası olup olmadığına yöneliktir. Sanığın olay tarihinde odasında üzerini değiştirmekte olan mağdurun odasına girerek kapıyı kilitlediği, mağdurun iç çamaşırlarını çıkararak mağdureyi yatağa doğru iterek düşürdüğü, rızası olmaksızın cinsel organını zorla mağdurun cinsel organına soktuğu, bu suretle 16 yaşını tamamlamamış olan mağdura yönelik cebir kullanarak çocuğun nitelikli cinsel istismar suçunu işlediği kanaatindeyiz. Çünkü; Sanık, abisinin kızı olan mağdurun kendisini zorlaması ile tam anlamıyla bir birliktelik yaşamadığını, kendisini geri çekmesi nedeniyle kendi külotuna boşaldığını iddia etmiş ise de mağdurun alınan raporunda 'hymende taze yırtık olduğunun' belirtilmesi, mağdurun beyanlarını doğrular yatakta tespit edilen meni örneklerinin sanıktan alınan kan örneği ile genotipik olarak uyumlu olduğunun tespit edilmesi, sanık mağdurenin annesine gitmek için kendisine iftira attığını iddia ettiği, ancak taraflar arasında dosyaya yansımış husumet olmaması, mağdure ve annesinin görüşmesine mağdurenin babasının engellememesi, bu nedenle mağdurenin sanığa iftira atmasının hayatın olağan akışı ile uyumlu olmaması, yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda mağdurun odasında bağırsa dahi çevreden duyulamayacağının tespit edilmesi, sanığın telefonda porno görüntülerini mağdurun bularak kendisine izletip böyle yapalım dediğini iddia ettiği ancak mağdurun bu konudan hiçbir ifadesinde bahsetmediği, bu görüntüleri sanığında kendisinin izlemiş olma ihtimalinin olması nedeniyle sanığın savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu kanaatine varılmış, mağdurun aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanlarının müşteki olan olayı ilk anlattığı annesin beyanları ile doğrulanması, olayı ilk kez mağdure annesi olan müştekiye olaydan sonra mesaj ile sanığın kendisini saldırdığını, 'ne olur anne yardım et' demesi üzerine müştekinin 112 ihbar hattını arayarak olayı ihbar etmesi, dinlenen tanıkların olaya ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin olmaması, mağdurenin babası dışındaki diğer aile bireylerinin sanığın yakın akrabaları olup sanığı korur beyanlarda bulunmaları, mağdurenin olaydan sonra alınan raporunda yaşadığı olay sonrası travmatik belirtilerinin ve 'Akut Stres Bozukluğu' tanısı konulduğunun tespit edilmesi, mağdurun olay sırasında tepki vermemesinin sebebinin olayın şoku ile olabileceği, mağdurenin iki gün sonra müşteki olan annesine olayı anlatmasının mağdurenin yaşı nedeniyle korkması, sanığın amcası olup kimsenin kendisine inanmayacaklarını düşünmüş olması dikkate alındığında olayda mağdurun rızası olmadığı sanığın eyleminin TCK’nın 103/1.b maddesi yollamasıyla TCK’nın 103/2-1. cümlesinde düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kanaatine varıldığından Dairemizin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 02.02.2025 tarih ve 47936 sayı ile; "... Sanığın eylemi, TCK'nın 104/2. maddesinde düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu değil, TCK'nın 103/2 maddesinde düzenlenen nitelikli cinsel istismar suçunu oluşturacağından, bölge adliye mahkemesince, sanığın ikinci gün gerçekleştirdiği eylemin hazırlık hareketleri düzeyinde kaldığı ve teselsül uygulamasına dayanak yapılamayacağı da gözetilerek, ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak bu suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, eylemin reşit olmayanla cinsel ilişki olarak değerlendirilmesi sonucunda istinaf istemlerinin esastan reddine ilişkin hükmün Yüksek Dairece onamasına karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 05.05.2025 tarih, 741-3651 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu yoksa reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Bölge Adliye Mahkemesinin tanık dinleme usulü, eksik araştırma ve suçun vasfından bahisle bozma kararı verip veremeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Sanığın suç tarihinde yeğeni olan katılan mağdura yönelik zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında yargılama seyrinin "Hukukî Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli ve 388-238 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır. İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için resen öngörülen bir kanun yolu (CMK m. 272/1) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar resen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz kanun yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmıştır (CMK m. 288/1, 294/2). Bu hâliyle bölge adliye mahkemesi hem ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı bir denetim mercii hem de denetlediği hükmün hukuka aykırı olduğunu değerlendirdiğinde, hukuka aykırılığı ortadan kaldıracak ölçüde yeniden yargılama yapacak bir ikinci/üst derece mahkemesidir. Her iki halde de ilk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olduğunda kuşku yoktur. Bu tespitlerden çıkan sonuç şudur: a. Bölge adliye mahkemesi kural olarak bir ıslah mahkemesidir. Yani varsa ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerdeki tüm hukuka aykırılıkları resen belirleyerek, yeniden yapacağı yargılama ile hükmü ıslah eder. Yoksa kural olarak bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamaz. b. İlk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olması itibarıyla gerek denetim gerekse yeniden yargılama fonksiyonunu icra etsin, her halûkârda taraflar açısından başlı başına bir teminat oluşturur. c. Bölge adliye mahkemesi, aleyhine kural olarak bir kanun yolu öngörülmeyen ve direnilemeyen (duruşmasız/evrak üzerinden verdiği) bozma kararı ile ne tarafları bir üst mahkemede yargılanma teminatından yoksun bırakabilir ne de olay mahkemesine vicdani kanaati rağmına bir sonuca ulaşmasını amir bir müdahalede bulunabilir. Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, karar tarihinde yürürlükte bulunan haliyle CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında CMK'nın 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Hükmün bozulmasına karar verilen bu hâllerde bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verecektir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesinin direnme kararı verme yetkisi bulunmadığı gibi tarafların da kanun yoluna başvurması mümkün değildir. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir. Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 2023/33667 sayılı ... başvurusu üzerine verdiği 09.01.2025 tarihli kararında özetle; İstinaf Dairesinin CMK'da açıkça ve sınırlı sayıda yazılı bulunan hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle adil yargılama hakkının ihlâl edildiğine hükmetmiştir. Keza, Yargıtay Ceza Daireleri de AYM kararına konu teşkil eden benzer olay ve bozma üzerine ilk derece mahkemesince tesis edilen hükümlerin, esas itibariyle bölge adliye mahkemesi tarafından verildiği (Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 04.03.2021 tarihli ve 6371-1851 sayılı, 9. Ceza Dairesinin 22.06.2023 tarihli ve 2981-4580 sayılı, 5. Ceza Dairesinin 18.04.2024 tarihli ve 5322-4330 sayılı, 6. Ceza Dairesinin 03.07.2024 tarihli ve 2388-8319 sayılı, 11. Ceza Dairesinin 11.03.2024 tarihli ve 6519-3057 sayılı kararları vb.) ya da bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin kararı ile bozma üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu (Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 24.04.2023 tarihli ve 12734-2067 sayılı ve 20.02.2024 tarihli ve 29761-2708 sayılı kararları vb.) gerekçeleriyle temyiz başvurularını esastan incelemişlerdir. Diğer taraftan bölge adliye mahkemesi ceza daireleri kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vererek, dava dosyasını ilk hükmün devretme etkisiyle görevi sona eren ilk derece mahkemesine yeniden göndermiştir. Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir (CMK m. 3). CMK'nın 7. maddesine göre de, "Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.". Şu hâle göre; bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, Kanun'da açıkça sayılmayan sebeplerle verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul" olduklarının kabulü gerekir. Her ne kadar 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile değiştirilen CMK'nın 280. maddesinin (e) bendi mucibince, 25.12.2025 tarihinden sonra verilen hükümlerde bölge adliye mahkemelerinin (g) ve (h) bentleri de dahil olmak üzere CMK’nın 289. maddesinde yazılı tüm kesin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozma kararı verebilmesi olanaklı hâle gelmiş ise de; usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Muhakeme kanunlarında yapılan değişiklikler, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine hâlel getirmeyeceği gibi hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemezler. Keza bu değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ya da henüz tamamlanmamış işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine kural olarak geçmişe yürümezler. Açıklanan nedenlerle, Bölge adliye mahkemesinin 30.11.2022 tarihli bozma hükmünün CMK'nın 280/1-e maddesi kapsamında Kanun'a uygun olup olmadığı sorununun, 7571 sayılı Kanun ile yapılıp 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren kanun değişikliğiyle ortaya çıkan yeni duruma göre değil, 30.11.2022 olan karar tarihindeki yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre belirlenmesi gerekmektedir. B. Hukuki Nitelendirme: Sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin olarak Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 30.11.2022 tarih ve 2338-1675 sayılı kararıyla yapılan istinaf incelemesinde; İlk Derece Mahkemesi hükmünün CMK'nın 280/1-d ve 289/1-i maddeleri uyarınca bozulmasına gerekçe olarak gösterilen tanık dinleme usulüne aykırı hareket edilmesi, sanığın cezai ehliyetine dair rapor alınmaması nedeniyle eksik araştırmayla hüküm kurulması ve sanığın eyleminin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu değil reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi suretiyle suç vasfının hatalı şekilde belirlenmesi şeklindeki hususların, CMK’nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde düzenlenen hukuka kesin aykırılık hâllerinden olmadığı gibi aynı madde de açıkça ve sınırlı olarak sayılan karar tarihindeki diğer hukuka kesin aykırılık sebepleri kapsamında da bulunmadığından, Bölge Adliye Mahkemesinin bu nedenle bozma kararı verme görev ve yetkisinin bulunmaması karşısında; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 30.11.2022 tarihli ve 2338-1675 sayılı bozma kararı ile iş bu karara istinaden tesis edilen İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesinin bozma üzerine verdiği 13.11.2023 tarihli ve 52-267 sayılı kararının "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul" oldukları anlaşılmakla; Bölge Adliye Mahkemesince, CMK'nın 280. maddesinde yazılı usule uygun şekilde, gerekirse duruşma açılması suretiyle İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılması, sanık hakkında yeni bir hüküm kurulması, istinaf isteminin esastan reddine veya düzeltilerek esastan reddine karar verilerek istinaf incelemesinin sonlandırılması gerekirken; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün, tanık dinleme usulü, eksik araştırma ve suçun vasfından bahisle bozulmasına karar verilerek dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesinin hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin değişen suç vasfına göre reşit olmayanla cinsel ilişki suçuna ilişkin onama kararının kaldırılmasına, bu suça ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararın bozulmasına karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 18.11.2024 tarihli ve 6810-9732 sayılı reşit olmayanla cinsel ilişki suçuna ilişkin onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesince verilen 30.11.2022 tarih ve 2338-1675 sayılı bozma kararı ile iş bu bozma kararına istinaden tesis edilen İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.11.2023 tarih ve 52-267 sayılı kararının, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olması nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmalarına", 4- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.02.2024 tarihli ve 371-350 sayılı reşit olmayanla cinsel ilişki suçuna ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının, İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.06.2022 tarihli ve 36-297 sayılı hükümle ile ilgili olarak, gerekli görülmesi hâlinde CMK'nın 280/2. maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılıp hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 5- Dava dosyasının, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.