Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/235 E. 2026/77 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/235
Karar No
2026/77
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 17-154

I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-2. cümle, 103/3-c, 43/1, 61/7, 53... . maddeleri uyarınca 30 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.10.2022 tarih ve 508-407 sayılı, resen istinafa tabi olan hükmün sanık ile müdafii, katılan mağdur vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından da istinaf edilmesi edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 24.01.2023 tarih ve 1-158 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu hükmün de sanık müdafii, katılanlar vekili ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.09.2023 tarih, 5614-5093 sayı ve oy çokluğu ile; "...Sair temyiz itirazlarının reddine ancak; olayın intikal şekli ve zamanı, mağdure ...'in aşamalarda sanığın cinsel organını kendi cinsel organına sürttüğüne, ön özel bölgesine sokmaya çalıştığına ancak girmediğine dair beyanları, sanığın eylemin sürtünme şeklinde gerçekleştiğine dair savunması, olay sonrasında alınan 14.12.2021 tarihli doktor raporu içeriği ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın mağdureye yönelik istismar eylemini organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayıp, mevcut hâliyle cinsel organını mağdurenin vajinasına sürtme şeklinde sübuta eren eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci ve üçüncü cümlesi kapsamında düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek aynı Kanun'un 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesine göre hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyeleri ...ve ...: "Mağdure ... tüm yargılama aşamasında sanık ...’ın kendisini cinsel istismar ettiğini beyan ettiği, mağdurenin hamile kaldığının anlaşılması ile olayın intikal ettiği, çocuğun babasının sanık ... olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumu raporu ile kanıtlandığı, mağdure ...’in beden muayene sonucunda alınan raporu incelendiğinde, mağdurenin yirmi haftalık gebe olduğu, hymenin duhule müsait olduğu, mağdurenin anatomik bakire olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Çoğunluk görüşü ile ihtilafımız eylemin sübutu noktasında değil, eylemin nitelikli cinsel istismar mı yoksa basit cinsel istismar suçunun oluşup oluşmayacağı noktasındadır. Eğer mağdurenin beden muayenesinde hymen duhule müsait olmadığı yönünde rapor verilse idi sanığın beyanının dikkate alınabilirdi. Mevcut olayımızda hymen duhule müsait olup, mağdurenin anatomik bakire olması, tanık ...’nin mağdurun kendisine '... beni tecavüz ediyor' dediğine ilişkin beyanı göz önüne alındığında eylemin nitelikli gerçekleştiğinin sabit olduğu görüşündeyiz. Bu nedenle çoğunluk görüşü olan basit cinsel istismar suçunun oluşmadığı, eylemin nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kanaatinde olduğumuzdan mahkumiyet kararının onanması gerektiğinden sayın çoğunluğun bozma yönündeki kararına iştirak etmiyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. İlk Derece Mahkemesi ise 08.02.2024 tarih ve 17-154 sayı ile "Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 12.09.2023 gün, 2023/5614 Esas, 2023/5093 Karar sayılı bozma ilamı ile somut olayda mağdure ...'in aşamalarda sanığın cinsel organını kendi cinsel organına sürttüğüne, ön özel bölgesine sokmaya çalıştığına ancak girmediğine dair beyanları, sanığın eylemin sürtünme şeklinde gerçekleştiğine dair savunması, olay sonrasında alınan 14.12.2021 tarihli doktor raporu içeriği ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın mağdureye yönelik istismar eylemini organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayıp, mevcut haliyle cinsel organını mağdurenin vajinasına sürtme şeklinde sübuta eren eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci ve üçüncü cümlesi kapsamında düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gerekçesiyle on iki yaşından küçük olan mağdureye karşı organ sokmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkumiyete ilişkin mahkememiz hükmünün bozulmasına karar verilmiş ise de Mağdure ...'in tüm yargılama aşamasında sanık ...’ın kendisini cinsel istismar ettiğini beyan ettiği, mağdurenin hamile kaldığının anlaşılması ile olayın intikal ettiği, çocuğun babasının sanık ... olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumu raporu ile kanıtlandığı, mağdure ...’in beden muayene sonucunda alınan raporu incelendiğinde, mağdurenin yirmi haftalık gebe olduğu, hymenin duhule müsait olduğu, mağdurenin anatomik bakire olduğunun tespit edildiği, mağdurenin yaşı ve olayın psikolojik travması ile organ sokma veya sürtünmeyi tarifleyemebileceği, tanık ...’nin mağdurun kendisine '... beni tecavüz ediyor' dediğine ilişkin beyanı göz önüne alındığında eylemin nitelikli gerçekleştiği kanaatinde olduğumuzdan Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 12.09.2023 gün, 2023/5614 Esas, 2023/5093 Karar sayılı bozma ilamına karşın mahkememizin usule, hukuka, dosya münderecatı ile hak ve nesafet ilkelerine uygun önceki hükmünde direnilmesine karar verilmiştir." gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükmün de sanık müdafii, katılan mağdur vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.06.2024 tarihli ve 32158 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Usul Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.03.2025 tarih, 9824-1659 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin çocuğun cinsel istismarı suçunu mu yoksa bu suçun nitelikli hâlini mi oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; On üç yaşında olup annesi katılan ..., üvey babası sanık ... ve kardeşiyle birlikte yaşayan katılan mağdurun bir kısım fiziksel şikâyetlerini annesine bildirmesi üzerine 14.12.2021 tarihinde gittikleri Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesinde yapılan muayenesinde yirmi haftalık gebeliğinin tespiti ile başlayan soruşturmada, 16.12.2021 tarihinde Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde kanuni düzenlemelere uygun şekilde sona erdirilen gebelikten alınan embriyo üzerinde inceleme yapan İzmir Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesince hazırlanan rapora göre sanığın biyolojik babalığının belirlendiği, bu raporun dosyaya sunulmasının ardından sanığın cinsel davranışlarda bulunduğunu ikrar ettiği, gelinen aşamada katılan mağdurun diğer aile üyeleri ile birlikte yaşadıkları konutta yaklaşık iki yıl süreyle üvey babası olan sanığın istismarına maruz kaldığının kabul edildiği ve bu kabulde de dosya kapsamına göre bir isabetsizlik bulunmadığı görülmüştür. Katılan mağdur hakkında Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesince düzenlenen 14.12.2021 tarihli rapora göre; eski yeni yırtık bulunmayan hymenin anüler yapıda olup, duhule müsait nitelik taşıdığı, kişinin anatomik olarak bakire olduğunun tespit edildiği, katılan mağdurun bu muayene sırasında alınan öyküsünde, sanığın özel bölgesini kendi özel belgesine sürttüğünü, bu olayın en son dün gece yaşandığını aktardığı, Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesince düzenlenen 14.12.2021 tarihli psikiyatrik muayene raporunda göre; katılan mağdura travma sonrası stres bozukluğu ve major depresyon tanıları konulduğu, Anlaşılmıştır. Katılan mağdur çocuk izlem merkezinde çocuk gelişim uzmanınca düzenlenen 14.12.2021 tarihli Adli Görüşme Değerlendirme Raporuna göre güvenilir bulunan beyanında; iki yıldır annesi ..., üvey babası sanık ve kardeşiyle birlikte yaşadığını, sanığın istismar eylemlerine beşinci sınıfa gittiği zaman başladığını, köyde kulübe benzeri evin salonunda yatarken sanığın kendisini kucağına alarak götürdüğü bir başka odada kıyafetinin içine elini sokarak özel ön bölgesine dokunduğunu, köydeki evde kaldıkları zamanlarda odasına gelerek kıyafetlerini çıkartıp cinsel organıyla ön özel bölgesine sürtündüğünü fakat duhul olmadığını, bunu çok kez yaptığını ancak sayısını hatırlamadığını, en son dün gece saat 02.00 sıralarında yine sanığın belirttiği şekildeki cinsel eylemlerine maruz kaldığını, odasının kapısını kilitlediği zamanlarda kızdığını, bugün hamile olduğunu öğrendiğini, Kovuşturma evresinde ise soruşturma aşamasından farklı olarak; sesi çıkmasın diye ağzını kapatan sanığın cinsel eylemini organ sokmak suretiyle gerçekleştirmeye çalıştığını, fakat başaramadığını, bu beyanına ilişkin düzenlenen 31.08.2022 tarihli Adli Görüşme Değerlendirme raporunda; beyanları tutarlı olan katılan mağdurun duygu ve düşüncelerini ifade etmekte zorlanmadığı, istismar olaylarını ayrıntılı olarak aktarabildiği değerlendirmesinin yapıldığını, Katılan ... (...) ...; katılan mağdurun babası ile boşandıktan sonra sanık ile 2016 yılında evlendiğini, birkaç gün önce kızı olan katılan mağdurun göğsünün acıdığına yönelik şikâyetleri üzerine muayenesi için gittikleri hastanede beş aylık gebe olduğunu öğrendiklerini, sorduğunda kızının sanıktan olduğunu, korktuğu için daha önce kendisine söylemediğini ifade ettiğini, kızının son zamanlarda agresif tavırlar sergilediğini, evlendikleri ilk yıllarda sanıkla dışarıya karşı olan birtakım sapık hareketleri ve bakışları nedeniyle tartışmalar yaşadıklarını, Tanık ...; öğrenim gördükleri okulda ve ikamet ettikleri mahallede komşuları ve arkadaşı olan katılan mağdurun, soruşturma işlemlerinin başladığı tarihten iki üç ay kadar önce üvey babası olan sanığın kendisine tecavüz ettiğini, karnının şiştiğini, hamile olmaktan korktuğunu söylediğini, sanığın kendisine cep telefonundan cinsel içerikli videolar izlettiğini, ardından istismarda bulunduğunu, sanığın kendisine zarar vermesinden korktuğu, utandığı için kimseye anlatmadığını söylediğini, Tanıklardan ..., ..., ...ve ...'ın olaya dair görgü ve bilgilerinin bulunmadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık ... soruşturma evresinde; 2015-2016 yıllarından beri üvey kızı ...'in kendileri ile birlikte yaşadığını, köyde yaşamak istemedikleri için kendisine iftira atıldığını ifade ederken, kovuşturma aşamasında; biyolojik baba olduğunun anlaşılmasından sonra katılan mağdura organ sokmadığını ancak sürtünme olaylarının gerçekleştiğini, ileri seviye bir ilişki yaşamadıklarını, boşalmadığı için katılan mağdurun nasıl gebe kaldığını bilmediğini, iki ya da üç defa yaşanan eylemlerinin geçen yıl başladığını ve beş altı aydır devam ettiğini, kovuşturmadaki anlatımlarının doğru olduğunu savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Sanık Hakkında Eksik Araştırma ile Hüküm Kurulup Kurulmadığı; Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür. Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez. Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde: Katılan mağdurun gebeliğinin tespit edildiği 14.12.2021 tarihinde yapılan iç beden muayenesinde, "Hymenin anüler, duhule müsait olduğu, eski-yeni yırtık bulunmadığı, kişinin anatomikmen bakire olduğu, .." şeklinde bildirilen tıbbi kanaate, katılan mağdurun aynı gün çocuk izlem merkezinde alınan beyanında duhulün gerçekleşmediğini ifade etmesine, izlenen beyan kaydında bu husus açıkça ve tekraren sorulduğunda benzer şekilde organ ithalinin gerçekleşmediğini, sanığın eyleminin sürtünmeden ibaret olduğunu açıklamasına, sanığın ikrar içeren savunmasında cinsel hareketini katılan mağdurun cinsel bölgesine sürtünme olarak anlatmasına ve dosya kapsamına nazaran katılan mağdur hakkında Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesinde düzenlenen 14.12.2021 tarihli iç beden muayene raporunun gelinen aşama da dikkate alındığında suçun vasıflandırması bakımından yeterli olduğu değerlendirilmiş ve yeni bir iç beden muayene raporu alınmasında zorunluluk bulunmadığı kabul edilmiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu...; "İlk Derece Mahkemesince çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan verilen direnme kararına konu hükmün, katılan mağdur hakkında düzenlenen iç beden muayenesine dair raporun, eylemin vasfının belirlenmesi noktasında yetersiz olduğu, hymenin esnek olup olmadığı ile anatomik bakirelik şeklinde tespit edilen yapısı nazara alındığında duhulün kısmen dahi gerçekleşmemesi, yani sadece sürtünmeden ibaret hareketlerle gebeliğin mümkün olup olmadığı hususunda sanığın eyleminin çocuğun nitelikli cinsel istismarı kapsamında kalıp kalmadığının her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini teminen kadın doğum uzmanı hekim tarafından yeniden muayene edilerek dosyada yer alan raporun da değerlendirildiği yeni bir muayene raporu düzenlenmesinin zorunlu olduğu, bu aşamada mevcut iç beden muayene raporunun hüküm kurulmasına elverişli olmadığı" açıklamasıyla, Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelere dayalı olarak eksik araştırma ile hüküm kurulduğu düşüncesiyle, Karşı oy kullanmışlardır. B. Sanığın eyleminin çocuğun cinsel istismarı suçunu mu yoksa bu suçun nitelikli hâlini mi oluşturduğu; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.09.2015 tarihli ve 824-276; 17.12.2013 tarihli ve 294-615; 20.10.2015 tarihli ve 574-338; 22.11.2023 tarihli ve 334-622 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıkça belirtildiği üzere; TCK'nın "Çocukların cinsel istismarı" başlıklı 103. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen basit hâli, çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranışın organ ya da sair bir cisim sokulmadan vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenmesi ve kastın da cinsel arzuları tatmin amacına yönelmesi bakımından ikinci fıkrada hüküm altına alınan nitelikli hâlinden ayrılır. İkinci fıkradaki nitelikli hâlde maddi unsur, vücuda organ ya da sair bir cisim sokulması olup, failin kastı da bu tür bir eylemin gerçekleştirilmesine yönelik olmalıdır. Suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelmesi şart değildir. Bu itibarla, her somut olayda hangi organ veya cismin vücudun hangi bölgesine sokulmaya çalışıldığı, organ veya cisim ile kastın yöneldiği vücut bölgesi arasında cinsel bir bağ veya ilişki bulunup bulunmadığı, yapılan davranışın objektif olarak cinsel özgürlüğü ihlal edici nitelik taşıyıp taşımadığı, mağdurun cinsel özgürlüğünün suçun temel şekline göre daha ağır bir biçimde ihlal edilip edilmediği belirlenmeli ve sonucuna göre uygulama yapılmalıdır. Cinsel istismar suçunun nitelikli halinin gerçekleşmesi için, organ veya sair cismin kısmen de olsa vücuda girmiş olması (penetrasyon) gerekli ve yeterlidir. Fiziksel temasın ötesine geçen harekette tam bir penetrasyon/birleşme/duhul aranmadığı gibi eylemin herhangi bir sonuç meydana getirmesi (boşalma, kızlık zarında deformasyon, fissür gibi) zorunluluğu da bulunmamaktadır. Bir başka ifade ile eylemin mağdur üzerinde kalıcı bir iz bırakması ya da failin cinsel doyuma ulaşması şart değildir. Öte yandan amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde: Sanığın, üvey kızı olan katılan mağdura yönelik yaklaşık iki yıl boyunca muhtelif zamanlarda gerçekleştirdiği fiziksel davranışlarla cinsel istismarda istismarda bulunduğu ve bu eylemler neticesinde katılan mağdurun gebe kaldığı iddia ve Derece Mahkemelerince kabul edilen olayda; Katılan mağdur soruşturma aşamasında sanığın eylemlerini sürtünme olarak tarif etmesine rağmen kovuşturma evresinde duhul girişimi şeklinde değiştirmiştir. Tanık ...'nin aktarıma dayalı tecavüz beyanı, eylemin vasfını belirleme noktasında yeterli bulunmadığı gibi dosya kapsamındaki iç beden muayene raporunda katılan mağdurun kızlık zarının (hymen) duhule müsait olduğu ve herhangi bir yırtık saptanmadığı yönündeki tıbbi bulgular ile de çelişmiştir. Gerek iç beden muayene raporu gerekse gebeliğin sürtünme yoluyla yaşanan ilişki sonrası sperm hücrelerinin vajina içerisinde ilerleyerek döllenmeyi gerçekleştirmesiyle de oluşabileceği hususu gözetildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sürtünmeye yönelik savunmasının aksine sanığın organ sokmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, bu itibarla sanığın eylemlerinin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu değil çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen direnme kararına konu hükmün, sanığın eyleminin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; İlk Derece Mahkemesince çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan verilen direnme kararına konu hükmün isabetli olduğu, sanığın eyleminin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu kapsamında kaldığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.02.2024 tarihli ve 17-154 sayılı direnme kararına konu hükmün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığın eyleminin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, CMK’nın 304/2-a maddesi uyarınca Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesine, ilamın bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/235, K. 2026/77, T. 11.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-235-e-2026-77-k-917e4315c7a0