Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/364 E. 2026/238 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/364
Karar No
2026/238
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 296-285

I. HUKUKİ SÜREÇ Sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 62, 53... . maddeleri uyarınca 13... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.01.2017 tarihli ve 316-52 sayılı hükmün sanık, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 08.05.2017 tarih ve 1196-1052 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.01.2023 tarih ve 7211- 199 sayı ile; "Sanığın aşamalarda mağdurun on yedi yaşında göründüğü yönündeki savunması, mağdur beyanları ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, ilk derece mahkemesince olayda 5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı tartışıldıktan sonra karar verilmesi gerekirken bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın eksik gerekçe ile yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 230 uncu maddesine muhalefet edilmesi karşısında, söz konusu karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 25.05.2023 tarih ve 7211-199 sayı ile; sanığın reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan TCK'nın 104/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu kararın da sanık müdafii, katılan vekili, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 29.05.2024 tarih ve 10898-5249 sayı ile; "Sanığın soruşturma aşamasında kollukta müdafii huzurunda alınan ifadesinde '...Otostop yapan şahsın çocuk denecek yaşlarda biri olduğunu gördüm...' şeklinde beyanda bulunup Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesinde mağdurun görünümüne dair bir anlatımda bulunmaması, mernis doğum tutanağına göre mağdurun doğum şeklinin sağlık personelinin yardımı ile Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinde vuku bulmuş olduğunun anlaşılması nazara alındığında; hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı değerlendirilerek 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulması gerekirken; sanığın eylemini katılanın on beş yaşın üzerinde olduğunu düşünerek gerçekleştirdiği ve sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmasına ilişkin şartların oluştuğunun kabulüyle reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 10.10.2024 tarih ve 296 -285 sayı ile; "Mahkememizin kabul gerekçesi, olayın meydana geliş şekli, sanığın son duruşmada çocuk ifadesinden kastının mağdurun genç yaşlarda olduğunu kastettiğini belirtmesi, sanığın ifadesinde çocuk tabirini kullanmasının mağdurun 15 yaşından küçük olduğunu kastettiği anlamına gelemeyeceği, kaldı ki sanığın soruşturma aşamasında Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusunda mağdurun 17 yaşlarında gözüktüğünü ifade etmesi, gelinen aşamada olayın üzerinden uzun zaman geçmesi nedeniyle mağdurun yaşı hususunda mahkeme gözlemi yapılmasının dosyaya bir fayda sağlamayacağı, delil durumu itibariyle sanığın mağdurun yaşını bildiği hususunun şüphede kalması, şüphede sanık yararlanır ilkesi gereğince sanık lehine değerlendirme yapmak gerekmesi, ayrıca Dairenin bir önceki bozmasının hata hükümlerinin tartışılmasına ilişkin olması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde Mahkememizin bir önceki kararı yerinde görüldüğünden Yargıtay bozma ilamına direnilmesi yönünde Mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluştuğu" şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii, katılan vekili, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.01.2025 tarihli ve 134697 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 23.6.2025 tarih ve 346-5638 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçu bakımından TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulama şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Nüfus kayıtlarına göre; katılan mağdurun suç tarihinde 14... aylık, sanığın ise 47 yaşında olduğu, 02.08.2016 tarihinde mağdurun kolluk kuvvetlerini arayarak fiili livata yoluyla sanığın cinsel istismarına uğradığını ihbar etmesi sonucu sanık hakkında soruşturma başlatıldığı, Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinden alınan 02.08.2016 tarihli raporda mağdurun istismara maruz kaldığını gösterir herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadığının tespit edildiği, Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinden alınan 02.10.2001 tarihli raporda mağdurun hastane doğumlu olduğunun belirtildiği, Mağdurun soruşturma aşamasında beyanının alındığı sırada hazır bulunan psikolojik danışman tarafından, mağdurun yaşı itibarıyla olayları algılayabilecek düzeyde olduğu ve beyanına itibar edilebileceği kanaatinin bildirildiği, Mağdurun kovuşturma aşamasında alınan beyanı sırasında hazır bulunan sosyal çalışmacı bilirkişinin, mağdurun gelişimsel açıdan herhangi bir geriliğinin olmadığını, olaydan sonra sosyal ilişkilerinde azalma, mutsuzluk ve huzursuzluk gibi durumların ortaya çıktığını, konuyla ilgili yardımda bulunulması için ailesinin ve mağdurun ilgili kuruluşlara yönlendirmesinin yapıldığını, mağdurun baskı altında kalmadan kendi düşüncelerini rahat bir şekilde ifade edebilecek yeterli gelişim düzeyinde olduğunu belirttiği, Anlaşılmaktadır. Mağdur; lise birinci sınıf öğrencisi olduğunu, olay günü ailesinin bilgisi dahilinde Düzce'de bulunan dedesini ziyaret etmek için evden çıktığını ve Sakarya'nın Erenler girişinde bulunan köprünün altında Düzce'ye giden yolcu otobüslerinin geçtiği yerde beklemeye başladığını, beyaz renkli bir kamyonun işaret etmediği hâlde kendiliğinden durduğunu, sanık olan şoförün nereye gittiğini sorduğunu, Düzce'ye gittiğini söylemesi üzerine "Gel götüreyim." dediğini, teklifi kabul ederek araca bindiğini, giderken acil bir işinin olup olmadığını, bir yerlere uğraması gerektiğini söylediğini, kendisinin de işinin olmadığını söylediğini, Akyazı'da bulunan iki petrol ofisi istasyonuna girerek gaz bıraktıktan sonra Hendek'te bulunan ... petrol ofisi istasyonuna girdiklerini, Akyazı'da girdikleri iki istasyonda masaj yapma bahanesiyle vücudunun hemen hemen tamamına dokunduğunu, dokunduğunda sanığa herhangi bir tepki veya direnç göstermediğini, Hendek'te girdikleri istasyonda tankerden gazın boşaltıldığı esnada arkadaki yatak kısmında bulunduğunu, sanığın yüz üstü yatmasını söylediğini, bu esnada kıyafetlerinin üstünde olduğunu, sanığın üzerindeki kıyafetleri çıkarmaya başlayınca sanığı iterek "Ne yapıyorsun?" dediğini, sanığın "Belli daha önce yapmışsın." diyerek üzerine gelmeye devam ettiğini, araçta bulunan kremi anüs bölgesine sürdüğünü, bir ara acı hissetmesi üzerine tekrardan sanığı ittirip eşyalarını giyip araçtan indiğini, araçtan indikten sonra durumu orada bulunan bir kişiye söylediğini, fakat onun kendisinin ciddiye almadığını, daha sonra oradan kaçıp polisi aradığını, Katılan ...; 02.08.2016 tarihinde öz oğlu mağur ...'in iş yerine geldiğini, Düzce iline dedesinin yanına gideceği için otobüse binmesi için para vererek Düzce otobüslerinin sanayinin karşısındaki D-100 karayolu üzerinden geçmesi nedeniyle mağduru otobüs güzergâhına gönderdiğini, saat 18.00 sıralarında kayınbiraderinin telefonla arayarak oğlunun Hendek ilçesinde bir olaya karıştığını söylemesi üzerine Hendek ilçesine geldiğini, polis merkezinde oğlunun Düzce otobüsünü kaçırdıktan sonra yanına gelen bir kamyon sürücüsünün "Gideceğin yere bırakayım." demesi üzerine kamyona bindiğini ve kamyon şoförü olan sanığın kamyon içerisinde masaj yapma bahanesiyle mağdura cinsel istismarda bulunduğunu, mağdurun sanığı itekleyerek kamyon içinden çıkarak kaçtığını ve polisi arayarak ihbarda bulunduğunu öğrendiğini, Beyan etmişlerdir. Sanık kollukta; olay tarihinde saat 13.00 sıralarında Sakarya iline geldiğinde sanayi karşısında tam yerini hatırlamadığı köprü yakınında bir şahsın otostop yaptığını gördüğünü ve aracını durdurduğunu, otostop yapan şahsın çocuk denecek yaşlarda biri olduğunu gördüğünü, ismini sonradan öğrendiği ... isimli çocuğun Düzce ili Çilimli ilçesine gideceğini söyleyerek kendisini götürmesini istediğini, güzergâhta uğrayacağı yerler olduğunu, geç kalabileceğini, bekleyip otobüsle gitmesini söylediğini ancak mağdurun gelmek istediğini söylemesi üzerine aracına aldığını, yolda kendisiyle sohbet ettiklerini, mağdurun dedesinin tarlaları olduğunu, tarlada çalışırken sırtının yandığını ve atletin yanık yerleri acıttığını söylemesi üzerine, kendisinde bulunan merhemi sırtına sürdüğünü, daha sonra Hendek ilçesinde ... isimli petrol istasyonuna gittiklerini, gaz boşaltmak için hortumları bağladığını, kamyonuna geçtiğinde mağdurun kamyon içindeki yatakta üstü çıplak vaziyette yatarken gördüğünü, yine sırtına krem sürmesini istediğini, kremi sürerken kalça kısmına gelince mağdurun "Ben açarım." diyerek pantalonunu yarıya kadar sıyırdığını, mağdurun kalçasına sağ eliyle krem sürerken sağ elinin orta parmağını anüs deliğine soktuğunu, sonra pantolonunu açarak cinsel organını çıkarıp, mağdurun anüs deliğine soktuğunu, mağdurun içine boşaldıktan sonra "Sen niye beni yaptın?" dediğini, üzerini giyip çantasını alarak kamyondan aşağıya indiğini, mağdurun yaşının küçük olduğunu bilerek cinsel ilişkiye girdiği için pişman olduğunu, savcılıkta; mağdur çocuğun yapmış oldukları cinsel eyleme ilişkin rızasının bulunduğunu, ilişkiye girdikten sonra para talep ettiğini, parası olmadığını söyleyince şikâyette bulunduğunu, sorguda; mağdurun dış görünüşü itibarıyla 17 yaşlarında olduğu izlenimini verdiğini, mağduru aracına alırken kesinlikle cinsel istismarda bulunmak gibi bir düşüncesinin olmadığını, mağdurun davranışlarının kendisini bu yola sevk ettiğini, mahkemede; mağdura ön kısmın yasak olduğunu, yatak kısmında seyahat edebileceğini söylediğini, soruşturma aşamasında olaya ilişkin ayrıntılı beyanlarda bulunduğunu, orada anlattığı hususların doğru olduğunu, mağduru ilk kez olay günü gördüğünü, mağdurla aralarında herhangi bir yaş muhabbeti olmadığını, olayın tamamen mağdurun rızasıyla gerçekleştiğini, soruşturma aşamasında ilk aşamada otostop yapan şahsın çocuk denecek yaşta biri olduğunu söylediğini, bu cümleden kastının bu şahsın genç yaşlarda olduğunu belirtmek olduğunu, yaşı küçük anlamında beyanda bulunmadığını savunmuştur. IV. GEREKÇE 1- Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve Doktrindeki Görüşler Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 10.07.2024 tarihli ve 167-2 31... .01.2025 tarihli ve 38-7 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi). TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir. İkinci fıkra ile kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata hem de kusurluluğu etkileyen hâllerle ilgili hata düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2016, s. 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Kamyon şoförü olan sanığın 02.08.2016 tarihinde aracı ile seyir hâlinde iken karayolu üzerinde aracına aldığı, nüfus kaydına göre belirtilen tarih itibarıyla 14... aylık olan mağdurun anüs bölgesine cinsel organını sokmak suretiyle eylemini gerçekleştirdiği hususunda hususunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında herhangi bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla isabetsizlik bulunmayan olayda; Sanık, müdafii eşliğinde alınan kolluk ifadesinde otostop yapan mağdurun çocuk denecek yaşlarda biri olduğunu gördüğünü, yaşının küçük olduğunu bilerek cinsel ilişkiye girdiği için pişman olduğunu ifade etmiş, müdafii eşliğinde savcılıkta alınan ifadesinde mağdurun görünümüne dair bir anlatımda bulunmamış ancak mağdur çocuğun cinsel eyleme ilişkin rızası bulunduğunu ifade ederek mağdurun çocuk olduğuna dair izlenimini bir kez daha ortaya koymuştur. Sorguda mağdurun 17 yaşında olduğu izlenimi edindiğini belirten sanık mahkemede mağduru ilk kez olay günü gördüğünü, aralarında mağdurla herhangi bir yaş muhabbeti olmadığını ifade etmiştir. Her ne kadar sanık, sorgu sırasında ve mahkemedeki savunmalarında katılan mağdurun on yedi yaşında olduğu izlenimi edindiğini belirtmiş ise de soruşturma aşamasında otostop yapan şahsın çocuk denecek yaşlarda biri olduğunu gördüğünü, mahkemede de aralarında mağdurun yaşına dair bir konuşmanın gerçekleşmediğini açıkça ifade etmiştir. Mağdurun hastane doğumlu olduğu ve olayın gerçekleşme şekli de dikkate alındığında, sanığın aşamalarda değişen savunmalarının kendisini suçtan kurtulmaya yönelik olduğu kabul edilmelidir. Buna göre sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu itibarla isabetsiz bulunan İlk Derece Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.10.2024 tarihli ve 296-285 sayılı hükme ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.04.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/364, K. 2026/238, T. 15.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-364-e-2026-238-k-90b7e8f2db53