Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/231 E. 2026/281 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2025/231
Karar No
2026/281
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 55-9

HÜKÜM : Görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasının dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66/1-e ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine ilişkindir.

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine ilişkin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 25.03.2025 tarihli ve 55-9 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 16.05.2025 tarihli ve 58556 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Müdafii, sanık hakkında CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle temyiz başvurusunda bulunmuştur. III. İNCELEME KONUSU Sanık hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan kurulan düşme hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır. IV. GEREKÇE Olay tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanığa müsnet suçun niteliği itibarıyla, kanunda öngörülen soruşturma ve kovuşturma usul ve şartlarına da uyularak başlatılıp icra olunan hukuki süreçte, mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup, silahların eşitliği ve yüzyüzelik ilkeleri çerçevesinde usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına istinad eden kabule göre: İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Özel Dairece sanığın eylemi nedeniyle dava zamanaşımı dolduğundan düşme hükmü verildiği anlaşılan olayda; Sanığa isnat edilen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun yaptırımı TCK’nın 257/1. maddesinde 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup aynı Kanun'un 66/1-e maddesi gereğince bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı sekiz yıldır. Suç tarihinde kamu görevlisi olan sanığın eylemi nedeniyle; soruşturma izni verilmesinin 11.11.20 21... .04.2022 tarihlerinde teklif edildiği ve 26.11.20 22... .05.2022 tarihlerinde ise soruşturma izninin verildiği görülmektedir. İddianame ve gerekçeli kararın içeriğine göre daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve sanığın 23.08.2012 tarihinde gerçekleştirdiği anlaşılan eylemle ilgili olarak 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresi, sanık hakkında soruşturma izni verilmesinin teklif edildiği 11.11.2021 tarihinden önce 23.08.2020 tarihinde dolmuştur. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 sayılı kararında da belirtildiği üzere; suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir. Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere müstakar içtihatlarında; "derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda, öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği" kabul edilegelmiştir. Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir. Anayasa Mahkemesi de 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54... .04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen "düşme" kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; müsnet görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davası bakımından dava zamanaşımının gerçekleştiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucunda, bütün ve özellikle belirleyici delillerin ve aşamalarda ileri sürülen sonuca etkili iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği ve özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, gösterilen gerekçenin olaya ilişkin sorunlar bakımından özgün ve yeterli olduğu anlaşıldığından, sanık müdafiin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla temyiz davasının reddiyle kamu davasının düşmesine ilişkin hükmün onanmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 25.03.2025 tarihli ve 55-9 sayılı, sanık hakkında dava zamanaşımının gerçekleştiğinden bahisle açılan kamu davasının düşmesine ilişkin kararının ONANMASINA, 2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.05.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/231, K. 2026/281, T. 06.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2025-231-e-2026-281-k-ed1c6493f433