Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/604 E. 2026/257 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2023/604
Karar No
2026/257
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1054-2214

I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e, 87/1-b, 62, 53... maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Alanya 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07.11.2019 tarihli ve 662-531 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 14.10.2020 tarih ve 1006-2109 sayı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/1-a-d, 62, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl 20 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.02.2022 tarih ve 11255-961 sayı ile; ''...a) Sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğunun anlaşılması karşısında, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgılı değerlendirme sonucu kasten yaralama suçundan hüküm kurulması, b) Sanığın savunmasında belirttiği ... ile kendisinin eşi ... ...'nun dinlenerek, sanık lehine 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,...'' isabetsizliklerinden bozulmasına ve dava dosyasının CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bozmaya direnen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 29.06.2022 tarih ve 1054-2214 sayı ile sanığın önceki hüküm gibi neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.01.2023 tarih ve 122532 sayılı bozma istemli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarına kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.12.2023 tarih ve 665-7566 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 13.11.2016 tarihli olay yeri görgü tespit tutanağına göre; olay yerinden bir adet av tüfeği kartuşu ile buna ait iki adet saçma tanesinin ele geçtiği, Dosya içerisinde mevcut CD çözüm tutanağına göre; sanığın elinde bulunan siyah çanta ile araçtan indiği ve çantadan pompalı av tüfeğini çıkarıp katılanın bulunduğu dükkana girdiği, ateş ettiği ve elinde bulunan pompalı av tüfeği ile oto tamir dükkanından çıkarak olay yerinden kaçtığı, Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 30.10.2017 tarihli raporuna göre; femur açık kırığına ve femoral arter yaralanmasına neden olan ateşli silah yaralanmasının; katılanın yaşamını tehlikeye soktuğu, basit tıbbi müdahale ile giderilebilemeyeceği, vücudundaki kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisinin ağır (6) derecede olduğu, Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 17.09.2018 tarihli raporuna göre; katılanın yaralanmasının duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına yol açtığı, Engelli Sağlık Kurulu Raporunda sanığın tüm vücut fonksiyon kayıp oranının %58 olduğu, Anlaşılmıştır. Tanık ... kollukta; oto tamircisi olduğunu, olay günü saat 12.00 sıralarında katılanın aracı ile dükkana gelerek aracının bakımını yaptırmak istediğini söylediğini, aracını tamire başladığı sırada katılanın telefonla konuştuğunu ve konuştuğu kişiye dükkânın adresini verdiğini, ne konuştuğunu duymadığını, ardından katılanın dükkânda beklemeye başladığını, bu sırada elinde pompalı av tüfeği ve çanta bulunan erkek bir şahsın gelip, ''Benim yuvamı dağıttın, sen bunu hak ettin!'' diyerek katılanın her iki ayağına birer el ateş ettiğini, kendisine ''Sen ne yapıyorsun?'' dediğinde herhangi bir cevap vermeden olay yerinden yürüyerek kaçtığını, hemen durumu görevlilere bildirdiklerini, sanığın olay yerine hangi araçla geldiğini görmediğini, Mahkemede önceki ifadesinden farklı olarak; sanık iş yerine geldiğinde arkası dönük olduğu için ne olduğunu anlayamadan iki el silah sesi duyduğunu, şahsın tam olarak nereye ateş ettiğini görmediğini, olayın dükkânın kepenklerinin iki metre içerisinde gerçekleştiğini, Katılan ... savcılıkta; ... Otel'de temizlik şefi olarak çalışmakta iken ... isimli kadın ile tanıştığını, bu kadının temizlikçi olduğunu, sürekli üzgün gözüktüğünü, bir gün personel müdürünün kendisini çağırarak ...'yi tanıyıp tanımadığını ve neden üzgün olduğunu sorması üzerine ... ile konuştuğunu, ...'nin; çoluk çocuğuna para yetiştiremediğini, mali sıkıntısının olduğunu, eşi olan sanığın, parasını alıp harcadığını ve eve katkıda bulunmadığını söylediğini, öğrendiklerini personel müdürüne söylediğini, takip eden ayın maaşları birkaç gün gecikince sanığın oteli basarak kendilerinin yanında ...'yi dövmek istediğini ancak birkaç arkadaşı ile birlikte buna engel olduklarını, bu olayın ardından ... ile sanığın Alanya'dan ayrıldıklarını ve İstanbul'a yerleştiklerini duyduğunu, olay günü aracını tamir ettirmek üzere tamirciye gittiğini, hatırlamadığı bir numaradan arandığını, telefondaki kişinin kendisini daha önceden bir otelde işe soktuğunu belirterek görüşmek istediğini söylediğini, kendisinin de tamircinin adresini verdiğini, daha sonra şahsın kendisini tekrar arayarak dükkânın yerini tarif ettirdiğini, geldiğinde arayan kişinin sanık olduğunu gördüğünü, elinde pompalı bir tüfek olan sanığın ''Benim ailemi yıktın!'' diyerek bacaklarına doğru iki el ateş ettiğini, ardından hastaneye kaldırıldığını, Mahkemede ise; sanığın eşine herhangi bir tacizde bulunmadığını, sadece sanığın eşini ağlarken görünce ''Ne oldu?'' diye sorduğunu, İfade etmişlerdir. Sanık savcılıkta; olay tarihinde katılanın bulunduğu dükkâna gitmediğini, müsnet suçu kabul etmediğini, Sorguda; eşi ...'nin çalıştığı oteldeki arkadaşlarından ...'nın, eşinin katılan tarafından taciz edildiğini söylediğini, ancak eşinden böyle bir şey duymadığını, bu sebeple katılanla konuşmak için sanayiye gittiğini, katılan ve arkadaşlarının kendisini küçük görmeleri ve konuşmasını dinlememeleri nedeniyle korkutmak için katılanın ayağına doğru yere iki el ateş ettiğini, kesinlikle katılanı yaralama kastı olmadığını, Mahkemede ise; daha önceleri eşine sarkıntılık ettiğinden katılanı defalarca uyardığını, olay günü de kendisini tamircide görünce ''Sen beni mahvettin, yuvam senin yüzünden bozuluyor!'' dediğini, katılan ve yanındaki şahsın kendisiyle dalga geçtiklerini, bunun gururuna dokunduğunu, evden ruhsatsız pompalı tüfeğini alıp katılanı korkutmak için yere doğru ateş açtığını, ancak katılan ani hareket edince saçmaların ayaklarına isabet ettiğini, Savunmuştur. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun, 01.10.2025 tarihli ve 539-370 sayılı, 19.03.2025 tarihli ve 154-130 sayılı, 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı, 08.12.2022 tarihli ve 130-780 sayılı kararlarında ayrıntılarına yer verildiği üzere; TCK’nın "Kasten öldürme" başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin dördüncü fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir. TCK’nın 21. maddesinin birinci fıkrasına göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun müstakar kararlarına (15.10.2025 t., 363-407 sy, 30.10.2025 t., 499-443 sy.,) göre, bahse konu suçlara ilişkin kastın belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda yara meydana gelmiş ise bu yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Öldürme ya da yaralama kastının belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen aynı Kanun'un 87. maddenin 4. fıkrasına göre; gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi, TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için: a. Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b. Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi, c. Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d. Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Şu hale göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır. Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması; son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir. Diğer taraftan, kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur (TCK madde 35/1) Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kastedilen bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir. Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde; "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir...Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ve ayrıca Yargıtay tarafından da uygulanagelen (YCGK, 19.10.2010 tarihli ve 153/206 sayılı kararı) objektif teori-Frank formülüne göre; suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi durumunda icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibarıyla yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Fatih Selami Mahmutoğlu - Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792, 793, 794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd.; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluk, s. 20; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408). Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s. 315). Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK'nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; "Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasıttır" şeklinde açıklanmıştır (CGK 14.01.2026 tarihli ve 313-34, 07.01.2026 tarihli ve 356-12, 30.10.2025 tarihli ve 330-442, 05.02.2025 tarihli ve 613-43, 17.09.2025 tarihli ve 23-333 sayı ile 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı içtihadı). B. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme Sanığın eşi olan ...'nin, katılanın temizlik şefi olarak çalıştığı otelde temizlik görevlisi olduğu, ...'nin işten ayrılıp kendisini de terk ederek İstanbul'a yerleşmesinden katılanı sorumlu tutan sanığın, suç tarihinde telefonla arayıp nerede olduğunu öğrendikten sonra katılanın bulunduğu tanık ...'e ait iş yerine, içerisinde pompalı av tüfeği bulunan çanta ile geldiği, "Benim yuvamı dağıttın, sen bunu hak ettin!" diyerek çantadan çıkardığı tüfekle katılanın her iki ayağına birer el ateş ettiği, adli raporlara göre katılanın, yaşamını tehlikeye sokacak, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, hayat fonksiyonlarını ağır (6) derecede etkileyecek nitelikte kemik kırığına sebebiyet verecek ve duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olacak şekilde yaralandığı kabul edilen olayda; Sorgudaki ifadesinde de belirttiği üzere sanığın, eşini taciz ettiği yönündeki duyumları sebebiyle katılana husumet beslediği, bu şekilde telefon numarasına ulaştığı katılanla görüşmek amacıyla onu aradığı ve yanına suçta kullandığı av tüfeğini aldığı anlaşılmaktadır. Katılanın ve tanık ...'in ateş etmeden önce sanığın "Benim yuvamı dağıttın, sen bunu hak ettin!" dediği yönündeki anlatımları da bu husumet olgusunu doğrulamaktadır. Atış mesafesi tayini yapılamamakla birlikte 13.11.2016 tarihli olay yeri görgü tespit tutanağına göre kartuşların bulunduğu yer ile katılana ait kan birikintisinin bulunduğu yer aralarındaki mesafenin çok yakın olduğu saptanmıştır. Kullanılan silahın öldürmeye elverişli olması, sanığın tüfeğini birden fazla kez ateşlemesi, katılandaki yara yerlerinden hareketle hedef alınan vücut bölgeleri ve buna bağlı olarak meydana gelen zararın ağırlığı da dikkate alındığında; sanığın katılanı öldürme kastı ile hareket ettiği ve eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün isabetli olmadığına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu ...; "Maddi vakıanın kabulüne ilişkin vicdani kanaatini; doğrudan muhatap olduğu deliller ve dosya kapsamına uygun, ilgili, özgün ve yeterli gerekçelere dayandıran Bölge Adliye Mahkemesinin takdir ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığını ve sanığın eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim", Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğu, Düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 29.06.2022 tarih ve 1054-2214 sayılı direnme kararının gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/604, K. 2026/257, T. 22.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2023-604-e-2026-257-k-de94c6665b5e