Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/201 E. 2025/66 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
Ceza Genel Kurulu
Esas No
2022/201
Karar No
2025/66
Karar Tarihi

KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 142-361 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, iftira suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 267/1. maddesi uyarınca (2 kez) 3 yıl hapis cezası, suç uydurma suçundan ise aynı Kanun'un 271/1. maddesi uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç bakımından TCK'nın 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2016 tarihli ve 319-246 sayılı hükümlerin, sanık ve müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 03.02.2021 tarih ve 4674-1624 sayı ile; "TCK'nın 271. maddesinde tanımlanan suç uydurma suçunun, kişinin işlenmemiş olan bir suçu işlenmiş gibi, aynı Kanun'un 270. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçunun ise, kişinin gerçekte hiç işlenmemiş veya başkası tarafından işlenmiş olan bir suçu kendisinin işlediğinden bahisle yetkili makamlara bildirimde bulunmasıyla oluşacağı nazara alındığında, katılanlar ... ve ...'nın azmettirmesi ile ... ...'ı öldürdüğünü belirten sanığın eyleminin, kendisi yönünden TCK’nın 270. maddesinde tanımlanan 'Suç üstlenme' suçunu; katılanlar yönünden ise TCK'nın 267. maddesindeki 'İftira' suçunu oluşturacağı, ancak TCK'nın 44. maddesi dikkate alındığında, sanığın içerdiği ceza itibarıyla daha ağır nitelikte olan 5237 sayılı TCK'nın 267. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği ve aynı Kanunun 3. maddesinin 1. fıkrasındaki 'suç işleyen kişi hakkında fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.' şeklindeki yasal düzenleme gereğince orantılılık ilkesi nazara alınıp asgari hadden ayrılarak, TCK'nın 267/1, 43/2. maddeleri uyarınca ceza tayini gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 06.10.2021 tarih ve 142-361 sayı ile; "... sanığın iftira sürecindeki anlatımlarının farklı zaman süreçlerinde her bir mağdur için farklı senaryolar üreterek bu senaryoları birbirine montelediği, iftira eyleminin birçok bölümler içerdiği, bu bölümlerden her birinin katılanlar bakımından ceza soruşturması başlatmaya yeterli olduğu, iftira eyleminin farklı bölümler hâlinde suçlamaya yönelik senaryo uydurmanın tek bir eylem olarak nitelendirilemeyeceği, Fetö terör örgütünün Cumhuriyet savcılarını ve yargıçları kullanarak hedef seçtiği kişiyi tutuklatabildiği dönemde yargı mensuplarının da iştirakiyle gerçekleşen sanığın iftira eylemlerinde birbirine eklemeli birçok kurgudan bahsedilmesinin her bir mağdur için ayrı ayrı adam öldürme gibi ağır bir suç ithamının iddianame düzenlenmesini gerektirecek sebepler içeren söylemlerinin mağdurların her biri yönünden bağımsız nitelikte olması, sanığın eyleminde her bir şikâyetçiyi farklı farklı nedenlerle itham etmiş olmasında eylemin aynılığından söz edilemeyeceğinden olayda teselsül hükümlerinin sanık lehine uygulanarak sanığın daha az ceza almasının ceza hukukundaki suçta ve cezada orantılılık ilkesine de açıkça aykırı olduğu," şeklindeki gerekçeyle bozma kararına direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin, Cumhuriyet savcısı, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.12.2021 tarihli ve 144024 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 22.03.2022 tarih ve 18781-4870 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONULARI Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; Yerel Mahkemece sanığın, Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği iddianameye konu 13.03.2013 tarihli ifadesi sırasında katılanlar...ve ...'in azmettirmesi sonucunda 2004 yılında cezaevinde bulunduğu sırada aynı koğuşta birlikte kaldığı ... (...) isimli şahsı öldürdüğüne yönelik gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu kabul edilen olayda; 1- Sanığın, ... (...) isimli şahsı öldürdüğüne yönelik gerçeğe aykırı beyanının TCK’nın 270/1. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçunu mu yoksa aynı Kanun’un 271/1. maddesinde düzenlenen suç uydurma suçunu mu oluşturduğu, 2- Sanığın iddianameye konu beyanlarının bir bütün hâlinde tek bir fiil oluşturup oluşturmadığı, bu bağlamda sanığın TCK’nın 44. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 267/1 ve 43/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerekip gerekmediği, Hususlarının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanığın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan ve iddianameye konu olan 13.03.2013 tarihli ifadesinin; "... 1 Nolu L Tipi Cezaevinde hükümlü olarak bulunuyorum. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazmış olduğum dilekçe ve Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazmış olduğum dilekçe ve içeriğini aynen tekrar ederim. Size anlatacağım olay, 2004 yılında meydana gelen ... ...'ın öldürülmesiyle ilgili konudur. Aradan uzunca bir süre geçmesine rağmen vicdanen rahatsız olduğum için olayı olduğu gibi anlatmak istiyorum. Ben 05.10.2002 tarihinde yağma suçundan dolayı tutuklanarak ... Cezaevi D Blok'a konuldum. Yaklaşık 2 ay sonra Cezaevi 1. Müdürü ... müdür, beni çağırdı. Yazmış olduğum dilekçelerim nedeniyle rahatsız olup olmadığımı sordu. Daha sonra ...'yı müdüriyete çağırarak birlikte oturduk. ..., müdür beye beni yanına vermesini istedi, bunun üzerine ben de ...'nın kaldığı B-12 koğuşuna verildim. Koğuşta ...'nın yeğeni ...'da vardı. Koğuşta ...'ün kullandığı cep telefonu vardı, bu telefonla ailesi ve adamlarıyla görüşüyordu. Tarihini hatırlamadığım bir gün ..., oğlu... ve kızı ... ile görüştükten sonra ...'ü aradı. Kendisiyle bir süre görüştükten sonra telefonu bana verdi, telefonda ..., ...'ün lafını dinlememi, lafından dışarı çıkmamamı söyledi. ... rahatsızlanmamı söylediğinde, idareye rahatsızlığımı belirterek revire veya hastaneye götürüleceğimi ve orada bizimle görüşmeye geleceğini söyledi. Bir gün akşam saat 20.00 sıralarında ..., bana kapıdaki memura yemekten rahatsızlandığımızı söylememi istedi. Bunun üzerine beni ve ...'yı koğuştan aldılar, kapıda bulunan astsubay ve askerlere teslim edildik. Cezaevi bahçesinde bulunan hastane aciline götürüldük, gözetim odasındayken askerleri dışarıya çıkartarak ...'e haber verildi. ..., üsteğmen ve sivil bir şahıs ile birlikte geldi. Daha sonra üsteğmen, astsubay ve sivil şahsı dışarıya çıkarttılar. Ben, ... ve ... aynı odada konuştuk. Bize hal hatır sordu, sıkıntımızın olup olmadığını sordu. Daha sonra ... benim dışarıda beklememi istedi, içeride ... ile birlikte 30 dakika kadar konuştular. Daha sonra beni içeriye çağırdılar, ... bana..., sakın ...'ün lafından çıkma, ne diyorsa yerine getir dedi ve odadan ayrıldı. Biz de koğuşumuza döndük. ...'ün yeğeni ..., ... ile görüşmek istiyordu. Sık sık da ...'e bu talebini iletiyordu, ... benim dışarıda tanıdığım sağlam bir arkadaşımın olup olmadığını sordu. Ben de 'Var.' dedim. Yanında koruması ile gezen ve silahlı bir şahsın öldürülmesini talep etti. Öldürecek şahsın ...'ü tanımamasını istedi. Karşılığında kendisinden 2,5 milyon dolar istedim. Bu miktarın yüksek olmasının sebeplerini söyledim, ...'de kabul etti. Kızı ...'i aradı, yarın ... adına ...'a havale çıkarmasını istedi. Kendisinden ısrarla vurulacak şahsın kimliğini sormama rağmen, kimliğini vermek istemedi. ..., Gaziosmanpaşa ... Şubesine benim adıma 30 bin dolar yatırmış, makbuzunu ... bana ulaştırdı. Bir süre sonra da yine ... ..., Gaziosmanpaşa ... Şubesine 70 bin dolar daha para yatırmış, dekontunu bana verdi. Bir gece ..., ben ve ...'in rahatsızlanmamızı ve hastaneye çıkmamızı istedi. ...'ün de gelmesini ... ısrarla istemesine rağmen, ...'ün para isteyeceğini bahane ederek görüşmeye gelmedi. ... ile beni ... Hastanesine götürdüler. Bulunduğumuz odaya ... geldi. ... ile konuşmaya başladılar, benim dışarıda beklememi istedi. Yaklaşık 20 dakika sonra tekrar odaya girdiğimde ... bana, ...'in (4) sayfa boş evrak vereceğini, evrakların altına da okudum diyerek imzalayacağımı söyledi. Bu evrakları benden aldıracağını söyledi. Koğuşumuza tekrar geri döndük. Ertesi gün ..., ...'ün belirtmiş olduğu (4) sayfa boş evrakı okudum diyerek, imzalı bir şekilde bana verdi. Telefonla ...'ü aradı, evrakları verdiğini söyledi. Telefonda benimle görüşmek istediğini söyleyince telefonda ... ile görüştüm. ... bana ...'i göndermemi istedi. Ben de özel görüşeceğimi söyleyerek ...'i gönderdim. ... telefonda ...'in vermiş olduğu (4) sayfa evrakı muhafaza etmemi, kendisinin aldırmış gibi yapacağını, bu şekilde ...'e söylememi istedi. Anladığım kadarıyla bu şekilde boş sayfa imzalatılmasının sebebi, ...'in ikametinde kokain yakalandı, kokain malı numune olarak kendisine verilmişti, ...'ün sayesinde bu malı ... içici olarak bulundurduğu şeklinde ayarlanarak mahkeme bu şekilde ceza verdi. Bunun karşılığında da söz konusu boş sayfalar imzalatıldı. 750 bin dolar parayı ...'in kardeşi ... ...'e verdi, ikinci taksit olarak da 750 bin doları garantiye almak için bu (4) sayfa boş kağıt imzalatıldığını biliyorum. Yukarıda belirttiğim bir şahsın öldürülmesi ile ilgili ...'e şahsın açık kimliğini ısrarla sorunca, bu kişinin ... Başsavcısı ... bey olduğunu öğrendim. Bunun üzerine devlet adamının öldürülmesi olayında olamayacağımı kesin olarak söyledim. Hatta bana havale edilen 100 bin doları iade etmek istediğimi belirttim. Benim kesin olarak reddettiğimi anlayınca ... bana vermiş olduğu 100 bin doları geri almadı, başka bir işten düşeceğimizi söyledi. ...'da bulunan koğuşumuza ... ... (...) tutuklu olarak geldi, kısa bir süre ... Cezaevinde kaldıktan sonra ... H Tipi Cezaevine nakledildi. ...'le Başsavcının öldürülmesi olayı nedeniyle tartışmamız, ... ...'ın ...'a naklinden sonra oldu. ..., ...'le yine telefon görüşmesi yaptı, bu telefon görüşmesi diğerlerine göre daha uzun sürdü. Telefonu görüşmek üzere bana verdiğinde, ... bana ... ağabeyin sana başka bir isim söyleyecek dedi. ..., ... müdürle görüşmüş, benim ... Cezaevine naklim konusunda anlaşmışlar. Sonra beni müdür bey çağırdı, ...'a naklim yapılacağını söyledi, ben de tamam dedim. Hatta nakil işi biraz gecikince, gecikmesinin sebebi müdürün ...'ten alacağını koparmak için naklimizin geç yapıldığını öğrendim. Nakil süreci içinde naklimin geç çıkacağını anlayınca koğuşumun değiştirilmesini istedim. B-12 koğuştan B-15 koğuşa geçtim, 2 saat sonra da ...'da benim eşyalarımı alarak benim koğuşuma geldi. ... ... ile işini bitirmemi ısrarla istedi. 2003 yılının Ağustos ayında ... Cezaevine sevk edildim. ... H Tipi Cezaevi ... koğuşuna verildim, ... ... ise aynı blok farklı bir koğuştaydı. ... ...'ı öldürme karşılığında 2,5 milyon dolar para alacaktım. Bu parayı kardeşim ...'a vereceklerdi. ...'ün oğlu..., kardeşime 150 bin dolar karşılığında Avro verdi, geri kalan parayı vermediler. Kardeşim ... ziyaretime geldiğinde, ...'ın başkaca bir para vermediğini, Yalova'da bulunan (8) arazinin tapularını devrettiğini, bir de kol saati verdiğini söyledi. Ben de kendisine araziyi istemediğimi, paramı yollamasını istedim. Bu şekilde yaklaşık 3 ay paranın gelmesini bekledim. Bir gece koğuşumun kapısı açıldı, Cezaevi Savcısı, Müdür ve Yarbay ... geldi. Yarbay ile koğuşun üst katına birlikte çıktık, bana komutanımın selamı var, o işi de bitirsin artık dedi. Hangi işi sorduğumda arazi sende emanet olarak duracak, bilahare de paran gelecek, ... komutanım senden hemen işi bitirmeni istiyor dedi. Ben de tamam dedim. Ertesi gün ... ...'ın bulunduğu koğuşta cep telefonu yakalanmış, çatı saçağında yakalanan cep telefonunun ... ...'a ait olduğu söylenerek koğuşunun değiştirilmesi sağlandı. Ben cezaevi müdürünün yanına çıkarak, ... ...'ın hasta olduğunu, yanıma verebileceğini söyledim. Bunun üzerine ... ... bulunduğum koğuşa verildi. Yaklaşık 1 ay kadar aynı koğuşta kaldık, 2004 yılı Ocak ayı başlarında gece ... ...'ın ölümü bir kutu küp şeker ve bir şişe su verdim. Bunun biteceğini söyledim, kendisi bana fiyatımı sordu, ben de sinirlendim, boğazını tuttum, bu şeker ve su bitecek dedim. Direnemedi, önünde bulunan şekerden bir avuç alarak yuttu ve arkasından da suyu içti. Bir kutu şekerin dörtte birinden fazlasını yemişti, daha sonra kalktı, yatağına geçti. Ertesi gün ziyarete gittik, ziyaretten erken döndüm, biraz da pişmanlık hissi oluşmuştu. Koğuşta 2 kişi vardı, uyanıp uyanmadığını sordum, uyanmadığını söylediler, yanına gittiğimde ağzı açık, dili içeriye kaçmıştı. Doktora haber vermelerini söyledim, kucağıma alarak aşağıya indirdim. Akşam üzeri saat 18.00 gibi yaklaşık yarım saat önce öldüğünü söylediler. Soruldu: ...'ün ... ...'ı öldürtmek istemesinin sebebi, Gebze'de bulunan ...'ın fabrikasında ... ...'a ait 6,5 milyon adet Captogan marka uyuşturucu hapı bulunuyordu. Bu haplar nedeniyle fabrika sahibi ...'dan haraç talep edildi, bu şahıs da haraç vermeyince ... çıkışında aracı kurşunlandı. Kurşunlatan ..., kurşunlayanlar da ...'in adamlarıydı. Daha sonra bu hapların ... ...'a ait olduğunu öğrenince, ... ...'tan haraç almak istediler, vermeyince de araları bozuldu. Bildiğim kadarıyla ..., ... ...'ın üzerini çizmişti. ... fabrikaya çökecekti, muvaffak olamayınca husumet oluştu. Soruldu: ...'ü 1990 yılı öncesinde Mardin Midyat'ta gördüm, bu tarihten itibaren kendisiyle birlikte çalıştım. Kendisi ihtiyaç duyduğumda bizimle irtibata geçerek taleplerini yerine getirmemizi isterdi, bildiğim kadarıyla sadece Kızıltepe'de benim gibi 20 tane adamı vardı. Bunun gibi değişik yerlerden çok fazla iş yaptırabileceği adamları bulunuyordu. Soruldu: ... ...'ı öldürmeden önce İstanbul'da görevli eski Emniyet Amiri ...'a mektup yazdım. Mektupta ... ...'ı öldüreceğimi, 1-2 gün sonra gazetelerde görürsün dedim. ... ile ... çok samimi idi, gönderdiğim mektubu aracının torpido gözüne koymuş, bu şekilde Antalya'ya gittiğinde polisler tarafından arabasında yapılan arama sonucu gönderdiğim mektup bulundu. Mektup nedeniyle ...'ın Antalya Organize Şubeye ifade verdiğini biliyorum. Soruldu: ... ...'ın öldürülmesini ... ve ...'nın azmettirmesi sonucu gerçekleştiğini, ... bilmektedir. Ayrıca ... cezaevinde kaldığımız süre içerisinde ... ile yapmış olduğumuz görüşmelerden Cezaevi Müdürü ...'in haberi vardı. Kardeşim ..., ... ...'ı öldürdüğüm gün ziyaretime geldi, kendisine ısrarı üzerine ... ...'ı öldürdüğümü söyledim, o da keşke yapmasaydın dedi. Ben de kendisinin gitmesini istedim, ziyaret sonrası koğuşa gittim. Kardeşim ..., ...'ı öldürdüğümü bu şekilde öğrendi. Ancak ... ve ...'ün azmettirdiğinden haberi yoktu. Ancak paraları ...'ün oğlu getirmesi nedeniyle benim de ... ...'ı öldürdüğümü söyleyince bu işin farkına vardı. ..., ... ...'ı öldüreceğimi öğrenince paranın önemli olmadığını, işi bitirmemi istedi. Hatta ...'te bulunan benzinliğini devredebileceğini söyledi. Hatta kendisinden birkaç defa para aldım. ...'in de azmettirmesi sonucu bu işi yaptım. ... ile görüşmelerimizde ... ne söylüyorsa onu yapmamı istiyordu. Bu nedenle ... ile ... arasında ... ...'ın öldürülmesi konusunda birliktelik vardı. Soruldu: ...'nın oğlu... asker kaçağı olması nedeniyle bu olaylardan çok haberi yoktu, ancak kızı ... benim ... ...'ı öldüreceğimi ve babasının da azmettirdiğini biliyordu. Bu olaydan sonra tanıdığım ... ile görüştüğümde ... ...'ı öldürdüğümü kendisine söyledim. O da temiz bir iş olduğunu söyledi. ... ...'ı öldürmemde ...'nın azmettirmesinin olduğunu kendisine söyledim. Bu konudan haberi var. Bu olay nedeniyle Savcılığa ifade verdim. Olay zannedersem ... tarafından şeker komasına girmek suretiyle öldüğü konusunda adli tıptan alınan rapor sonucu kapatıldı. 2005 yılında cezaevinden ayrıldım, 2006 yılında tekrar cezaevine girdim. Yaptığım iş karşılığında benim adıma kardeşim ...'a intikal eden Yalova'daki arazi ve kol saatini kendilerine iade ettim. Bunun sebebi ise kendilerinden ısrarla paramı istedim. Parayı vermediler, ... arazinin 12,5 milyon dolar ederi olduğunu, kendisine birkaç iş vereceğini, bu işler nedeniyle araziden düşeceğini söyleyince haberim oldu. Sinirlendim, kardeşime araziyi de kol saatini de devretmesini istedim. Paranın geri kalanını almadım. ...'yı paramı alamadığım için öldüreceğim şeklinde haber gönderdim, ... Cezaevinde bulunduğum sırada hırsızlık suçundan dolayı cezaevinde bulunan ...'ın adamlarına benim öldürtmek istedi, bu şahıslar yanıma gelerek dikkat etmemi istediler, olayı anlattılar. Bu şekilde ... ile ters düştük. ... ...'ın ölümüyle ilgili söyleyeceklerim bundan ibarettir dedi." şeklinde olduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20.03.2015 tarihli ve 14428-12342 sayılı iddianamede sanığın suç oluşturan eylemi; "Şüpheli ...'ın 13.03.2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında (TMK.nın 10. mad. ile görevli) vermiş olduğu ifadesinde daha önce ... Cezaevinde ölen ... (...) isimli kişiyi aslında kendisinin öldürdüğünü, bu şahısla aynı koğuşta kaldıkları sırada zorla bir miktar şeker yutturduğunu ve arkasından su içirdiğini bunun üzerine şeker komasına girerek öldüğünü, bu öldürme olayına kendisini müştekilerin azmettirdiğini ve bu amaçla müştekilerin kendilerine para vadettiklerini söylediği," şeklinde anlatılıp sanığın iftira suçundan (İki kez) TCK'nın 267/1. maddesi, suç uydurma suçundan ise aynı Kanun'un 271/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği, Anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE A- Sanığın, ... (...) isimli şahsı öldürdüğüne yönelik gerçeğe aykırı beyanının TCK’nın 270/1. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçunu mu yoksa aynı Kanun’un 271/1. maddesinde düzenlenen suç uydurma suçunu mu oluşturduğu 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının, "Adliyeye Karşı Suçlar" başlıklı ikinci bölümünde, "Suç üstlenme" başlığıyla düzenlenen 270. maddesi; "Yetkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir..." şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin gerekçesi ise "Madde metninde suç üstlenme suçu tanımlanmıştır. Kişi, gerçekte hiç işlenmemiş veya başkası tarafından işlenmiş olan bir suçu kendisinin işlediğinden bahisle, bildirimde bulunmuş olabilir. Bu durumda, suç üstlenme suçu oluşur..." şeklinde açıklanmıştır. Suç üstlenme suçu, failin yetkili makamlara gerçeğe aykırı olarak bir suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirmesi suretiyle işlenmektedir. Burada failin üstlendiği suç, gerçekte işlenmemiş bir fiile ilişkin olabileceği gibi, işlenmiş bir suç da olabilecektir. Dolayısıyla, failin üstlendiği suça dair gerçeğe aykırılık; üstlenilen fiilin kendisine ya da failine yönelik olabilmektedir. Suç uydurma suçu ise Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Adliyeye Karşı Suçlar" başlıklı ikinci bölümünde yer alan 271. maddesinde; "İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir." biçiminde düzenlenmiştir. Bu suç, belirli bir kimseye isnat yöneltilmeden, işlenmediği bilinen bir suçun yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar edilmesi veya işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerinin soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uydurulması suretiyle işlenmektedir. İhbar veya uydurma hareketlerinin gerçekleştirilmesi ile tamamlanan bu suçun iki tür işleniş biçimi bulunmakta olup fiilin, ihbar suretiyle işlenmesine şekli suç uydurma, delil veya emarelerini uydurmak suretiyle işlenmesine ise maddi suç uydurma denilmektedir. Söz konusu suçun unsurlarını; işlenmemiş bir suçun olması, suç duyurusunun kanuni tipte belirtilen makamlara yapılması ve uydurulan suçun belli bir kimseye isnat edilmemesi olarak saymak mümkündür. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Yerel Mahkemece sanığın, ... (...) isimli şahsı öldürdüğüne yönelik Cumhuriyet savcısına gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu kabul edilen olayda; Suç üstlenme suçunda failin üstlendiği suçun gerçekte hiç işlenmemiş bir fiile ilişkin de olabileceği ve suç uydurma suçunda herhangi bir şahsın fail olarak gösterilmesi söz konusu değil iken suç üstlenme suçunda failin şüpheli olarak kendisini bildirmesi gerektiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; ... (...) isimli şahsı öldürdüğüne yönelik Cumhuriyet savcısına gerçeğe aykırı beyanda bulunan sanığın eyleminin TCK'nın 270/1. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. B- Sanığın iddianameye konu beyanlarının bir bütün hâlinde tek bir fiil oluşturup oluşturmadığı, bu bağlamda sanığın TCK’nın 44. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 267/1 ve 43/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerekip gerekmediği 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar TCK'nın hazırlanmasında "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnaları ise 5237 sayılı Kanun'un "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir. 765 sayılı Kanun'da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde ve Kanun'un 79. maddesinde düzenlenmiş iken, TCK'da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44. maddesinde düzenlenmiştir. Farklı neviden fikri içtima TCK'nın 44. maddesinde; "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş olup hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde non bis in idem kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, Erime sistemini benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. Bu bağlamda, tek fiil veya bir fiilden ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki tek bir fiil i oluşturmaktadır. TCK'nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim aynı Kanun'un 212. maddesinde, sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Görüldüğü gibi kanuni istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Yerel Mahkemece sanığın, Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği iddianameye konu 13.03.2013 tarihli ifadesi sırasında katılanlar...ve ...'in azmettirmesi sonucunda 2004 yılında cezaevinde bulunduğu sırada aynı koğuşta birlikte kaldığı ... (...) isimli şahsı öldürdüğüne yönelik gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu iddia ve kabul edilen olayda; Sanığın iddianameye konu olan ve yargılamanın sınırlarını belirleyen 13.03.2013 tarihli ifadesi çok ayrıntılı bir kurgu içerse de özünde katılanlar hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlamaya yönelik tek bir ifade niteliğinde olduğu hususu göz önünde bulundurulduğunda, bu beyanların hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edilmesi, bu bağlamda da işlediği bir fiil ile TCK'nın 270/1. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçu ile aynı Kanun'un 267/1 ve 43/2. maddelerinde düzenlenen zincirleme şekilde işlenen iftira suçunun oluşmasına sebebiyet veren sanığın TCK'nın 44/1. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükümleri uyarınca bunlardan en ağır cezayı gerektiren zincirleme şekilde işlenen iftira suçundan cezalandırılması gerekmektedir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. Öte yandan, sanık müdafiinin 23.06.2016, sanığın ise 06.10.2021 tarihli oturumlarda lehe hükümlerin uygulanmasını talep etmeleri karşısında sanık hakkında TCK'nın 62. maddesinde düzenlenen takdiri indirim nedenlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda olumlu veya olumsuz herhangi bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi suretiyle CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine muhalefet edilmesi nedeniyle de hükümlerin bozulması gerekmektedir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarihli ve 142-361 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, sanığın eyleminin hukuki anlamda tek fiil olarak kabul edilmesi ve bu bağlamda işlediği bir fiil ile TCK'nın 270/1. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçu ile aynı Kanun'un 267/1 ve 43/2. maddelerinde düzenlenen zincirleme şekilde işlenen iftira suçunun oluşmasına sebebiyet veren sanığın TCK'nın 44/1. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükümleri uyarınca bunlardan en ağır cezayı gerektiren zincirleme şekilde işlenen iftira suçundan cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi ve sanık ile müdafiinin lehe hükümlerin uygulanmasını talep etmeleri karşısında, sanık hakkında TCK'nın 62. maddesinde düzenlenen takdiri indirim nedenlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda olumlu veya olumsuz herhangi bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi suretiyle CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine muhalefet edilmesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.02.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/201, K. 2025/66, T. 12.02.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-ceza-genel-kurulu-2022-201-e-2025-66-k-9bdcd39582b8