Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2026/3860 E. 2026/3512 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 9. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/3860
- Karar No
- 2026/3512
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1893 E., 2025/2644 K. DAVA TARİHİ : 01.06.2017 İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 18. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/541 E., 2025/115 K.
BİRLEŞEN DAVA MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/934 E., 2021/661 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait Irak'ta bulunan işyerinde 02.07.2011 tarihinde genel koordinatör sorumlu müşavir mühendis pozisyonunda aylık net 10.000,00 USD ücret ile çalıştığını, iyi derecede İngilizce ve Arapça bildiğini, müvekkiline parça parça avans mahiyetinde cüzi ücret ödemeleri yapıldığını, bakiye ücretlerinin ödenmediğini, müvekkiline ödemeleri gösteren belgelerin verilmediğini, müvekkilinin ısrarla alacaklarının ödenmesini talep etmesi üzerine işverence iş sözleşmesinin feshedildiğini, ihbar öneli kullandırılmadığını, işçilik alacaklarının ödenmesi için ... 54. Noterliğinin 25.12.2013 tarihli ve ... yevmiye No.lu ihtarnamenin keşide edildiğini, ancak ödeme yapılmadığını belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin alacağı ve yol-vize masrafı alacaklarının faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait Irak'ta bulunan işyerinde 02.07.2011 tarihinde genel koordinatör sorumlu müşavir mühendis pozisyonunda aylık net 10.000,00 USD ücret ile çalıştığını, bakiye ücretlerinin ödenmediğini, müvekkiline ödemeleri gösteren belgelerin verilmediğini, müvekkilinin ısrarla alacaklarının ödenmesini talep etmesi üzerine işverence davacının iş sözleşmesinin feshedildiğini, davacıya her ne kadar ihbar önelini kullandırıldığına ilişkin belge imzalatılmışsa da davacının Irak'tan dönüş tarihine bakıldığında önelin kullandırılmadığını, işçilik alacaklarının ödenmesi için ... 54. Noterliğinin 25.12.2013 tarihli ve ... yevmiye No.lu ihtarnamenin keşide edildiğini, ancak ödeme yapılmadığını, ödenmeyen ücret alacaklarına yönelik icra takibi başlatıldığını, ancak icra takibine davalı tarafından haksız olarak itiraz edildiğini belirterek ... 3. İcra Müdürlüğünün 2017/10831 Esas numaralı dosyasına yapılan itirazın iptali ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ücret iddiasının gerçek olmadığını, davacının 02.07.2011 tarihinde işe başladığını, davacının tarif ettiği şekilde müvekkil Şirkette kadro ve pozisyon bulunmadığını, davacının çalıştığı sürece ücretinin 3.000,00 USD olduğunu, Irak kanunlarının uygulanması gerektiğini, ücretlerin tamamının ödendiğini, herhangi bir alacağının bulunmadığını, fesih iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının Şirketi zarara uğrattığını, söz konusu ağır zarar karşısında davacı zor durumda kalacağı endişesine kapıldığından 29.04.2013 tarihinde istifa dilekçesini vererek özel sebeplerle işe devam etmeyeceğini bildirdiğini ve istifa ederek işten ayrıldığını, davacının yıllık ücretli izinlerini kullandığını, gidiş geliş yol vize harcamaları ile ilgili Şirketin borcu bulunmadığını, alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı vekili birleşen dava cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduğunu, davacının ücret alacağı bulunmadığını, icra inkar tazminatının reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ortadan kaldırma kararı doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda Irak İş Kanunu'nun 51. maddesi ile 3 yıl zamanaşımı süresi öngörüldüğü, davacıya ait yurda giriş-çıkış kayıtlarının incelenmesinden davacının 02.07.20 11... .04.2013 tarihleri arasında davalı Şirkette çalıştığı, asıl davanın 01.06.2017 tarihinde birleşen davanın ise 16.08.2021 tarihinde açıldığı gerekçeleriyle davaların zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Müvekkilinin sıkı ilişkili olduğu ülke hukukunun Türk hukuku olduğunu, 2. Taraflar arasında imzalanan sözleşmede yabancı hukuk uygulanmasına ilişkin hüküm olmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, uygulanacak hukukun tespitine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun’un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tabiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu ... sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında hukuk seçimi anlaşması bulunmamaktadır. Bu hâlde uyuşmazlık konusu dönemde iş sözleşmesine, daha sıkı ilişkili hukukun varlığı tespit edilmediği sürece, işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalara göre değerlendirme yapıldığında somut olayda; işçi ve işverenin Türk olması ve yerleşim yerlerinin Türkiye'de olması kriterleri, işverenin emir ve talimatlarına bağlı olarak işin görüldüğü ve ücret ödeme borcunun ifa edildiği yer hukukuna göre Türk hukukunun iş sözleşmesi ile daha sıkı ilişkili olduğunu ortaya koymamaktadır. Buna göre hukuk seçimi anlaşması bulunmayan uyuşmazlık konusu dönemde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olmadığı anlaşıldığından Mahkemece Irak hukuku uygulanarak verilen kararda isabetsizlik bulunmamaktadır. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.