Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2010/7383 E. 2012/17594 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2010/7383
Karar No
2012/17594
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA :Davacı, fark ücret alacağı ile ilave tediye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı fark ücret, ikramiye ve ilave tediye isteklerinde bulunmuştur. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı davanın reddini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece istek gibi hüküm kurulmuştur. D) Temyiz: Kararı yasal süresi içinde davalı temyiz etmiştir. Mahkemece; kabulüne karar verilen toplam miktar hüküm tarihine göre kesinlik sınırı altında kaldığından davalının temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Red kararı süresinde davalı tarafından temyiz edilmiştir. İstekler TİS den kaynaklandığı gibi davalı işyerinde çalışmakta olan davacı bu davanın sonucuna göre sonraki yıllar içinde dava açma hakkına sahip olacağından hükmün kesin olduğunu kabul etme olanağı yoktur. Böyle olunca Mahkemenin davalının temyiz istemini red kararının kaldırılmasına ve dosyanın esastan incelenmesine karar verildi. E) Gerekçe: 1. Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.

İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemesi, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit edilmelidir. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.20 08... /27217 E, 2008/24515 K.). Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmemesi ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemesi, işçinin ücret, sigorta primi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenip, düzenlenmediğinin de araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda; davalı işyerine 1990 lı yıllarda giren davacı işçi, 01.01.1997- 31.12.2004 arasında işyerinde yürürülükte olan dört TİS indeki zamların kendisine eksik uygulandığını, 01.01.2005 tarihinden sonra hizmet akti olarak devam eden TİS zamlarının da eksik ve geç yattığını iddia ederek fark ücret ve buna bağlı olarak akti ve yasal ikramiye fark isteklerinde bulunmuştur. Davalı işveren TİS zamlarının doğru uygulandığını savunmuştur.

Mahkemece; son bilirkişi raporuna göre fark alacaklar hüküm altına alınmıştır. Bilirkişi tarafından işveren kayıtlarına göre 01.07.1996 tarıhinde aldığı ücretin miktarı belirtildikten sonra bu ücrete yeniden TİS ile ve seyyanen yapılan zamlar uygulanarak davanın açıldığı 2008 yılına kadar hesap yapılmış ve zamanaşımı dışında kalan miktarlarda hüküm altına alınmıştır. Benzer bir davada Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2009 gün ve 2009/9-438 Esas, 2009/500 sayılı kararında davalı Bakanlığın zaman zaman müktesep hak sayılmamak üzere verdiği ücretler nazara alınmadan ücret zamlarının TİS de öngörülen ücret miktarları üzerine yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda bu husus denetlenememektedir. Dosyada aynı bilirkişinin düzenledği iki rapor bulunmaktadır.Davacı vekili kendi lehlerine maddi hata itirazında bulunmasına ve bilirkişinin bir kısım maddi hata itirazının yerinde olduğunu belirtmesine rağmen bu kez sonraki raporda toplam miktar daha azalmıştır. Bu kadar uzun bir süre için yapılan hesapta yapılacak tespit; davalının her ay ödediği miktar ile bilirkişinin bulduğu miktar arasındaki farkın nereden kaynaklandığı ve bunun dayanağıdır. Öncelikle bu hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Böyle olunca mevcut raporlar denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli olmadığından, üç kişilik bilirkişi heyetinden belirtilen hususları açıklığa kavuşturan ve hüküm vermeye elverişli olacak şekilde bir rapor alınması gerekmektedir. Yazılı şekilde şekilde eksik inceleme hüküm kurulması yerinde değildir.. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, 21.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2010/7383, K. 2012/17594, T. 21.05.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2010-7383-e-2012-17594-k-e7c1f3740058