Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2010/16769 E. 2012/25400 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2010/16769
Karar No
2012/25400
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA :Davacı, ücret farkı, ilave tediye alacağı ile ikramiye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı fark ücret, fark akti ve yasal ikramiye isteklerinde bulunmuştur. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı davanın reddini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece faiz dışında istek gibi hüküm kurulmuştur. D) Temyiz: Kararı yasal süresi içinde taraflar temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemesi, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit edilmelidir. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.20 08... /27217 E, 2008/24515 K.). Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmemesi ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemesi, işçinin ücret, sigorta primi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenip, düzenlenmediğinin de araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda; 01.08.1997 tarihinde işe girdiğini belirten davacı işçi 01.01.1999- 31.12.2004 tarihleri arasındaki üç TİS zamlarının kendisine eksik uygulandığını iddia ederek fark ücret ve buna bağlı olarak fark akti ve yasal ikramiye isteklerinin TİS deki temerrüt tarihlerinden itibaren faizi ile tahsili isteklerinde bulunmuştur. Davalı işveren TİS zamlarının doğru uygulandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece istek gibi ancak TİS sonrası alacakların yasal faizi ile tahsiline karar verilmiştir. SSK hizmet cetvelinden davacının 1997, 1999, 2000, 2001 tarihlerinde işe girişlerinin bulunduğu, 2001 yılına kadar 53- 222 gün arasında çalışma süresinin gözüktüğü ancak 2001 yılından itibaren 360 gün üzerinde çalışmasının bulunduğu görülmektedir. Dosyada davacının sendika üye kayıt fişi de bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulunun benzer çalışanlarla ilgili olarak verdiği 11.11.2009 gün ve 2009/9-438 Esas, 2009/500 sayılı kararına göre; çalışanlara zaman zaman müktesep hak sayılmamak üzere Bakanlıkça verilen yüksek ücretler nazara alınmadan TİS zamlarının Ek 1/b cetvelde belirlenen ücretine yapılması gerekmektedir.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise davacı vekilinin itirazı üzerine Bakanlık oluru ile verilen yevmiye miktarı üzerine TİS zamları uygulanarak hesap yapılmıştır. Böyle olunca davacının sicil dosyası, hizmet cetveli ve sendika üye fişi dosyaya getirtilerek, üç kişilik ve içinde Sayıştay uzman denetçisi olan bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak; Öncelikle davacının statüsü ve fiilen çalıştığı süre belirlenmeli, sonra sendikaya üye olduğu tarihte yürürlükte olan TİS e ve statüsüne göre Ek1-b cetvele göre alması gereken ücret tespit edilmeli, yine bu tarihte yürürlükte olan TİS de belirtilen tarihten itibaren ücret zamları uygulanarak, davacının fiilen çalıştığı süreye göre, Bakanlıkça verilen ücretler nazara alınmadan ve sadece dava konusu döneme ilişkin eksik uygulanan TİS zammı varsa belirlenmeli ve fark doğduğunda, eksikliğin TİS den kaynaklanan dayanağı denetlemeye elverişli olacak şekilde açıklanmalıdır. Yeterli ve yazılı kayıtlara uygun olmayan bilirkişi raporu ile sonuca gidilmesi hatalıdır. 3-.Davacı dava dilekçesinde sadece 01.01.1999-31.12.2004 tarihine kadar yürürlükte olan TİS'lerle ilgili talepde bulunmuştur. Buna rağmen bu süre aşılarak 10.10.2005 olan dava tarihine kadar hesaplama yapılarak, kabul kararı verilmesi HUMK.nun 74. (HMK.26). maddesinde belirtilen istekle bağlılık kuralına aykırıdır.

F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2010/16769, K. 2012/25400, T. 02.07.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2010-16769-e-2012-25400-k-71f4e0f95dd0