Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/4313 E. 2025/6830 K. – Tapu İptali Ve
Konu: Tapu İptali Ve Tescil
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4313
- Karar No
- 2025/6830
- Karar Tarihi
- Konu
- Tapu İptali Ve Tescil
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/193 E., 2019/159 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R
Kadastro sırasında, ... ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 1 04... ve 36 parsel sayılı sırasıyla 14.273, 09... ,51 m² yüzölçümündeki taşınmazlar, tarla ve ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ... dava dilekçesinde; ... ile ... köyü sınırlarına bitişik olan kendisine ait taşınmazların kadastro tespiti sırasında ... hudutları yerine ... köyü tapulama çalışma alanı içerisine alınıp ... köyü sınırları dahilinde 1 04... ve 1 04... parsel numaralı olarak davalı adına tespit edildiğini, yapılan tespitin itirazsız olarak kesinleştiğini ve taşınmazların Hazine adına tescil edildiğini, gerçekte bu yerlerin muris babasından intikalen gelen ve taksimen hissesine düşen yerler olduğunu, babasından önce taşınmazların dedesi Hasan'ın zilyetliğinde bulunduğunu, bu şekilde taşınmazların zilyetliğinin yüzyıldan fazladır kendilerine ait olduğunu beyan ederek, ... köyü 1 04... ve 36 parsel sayılı taşınmazların davalı adına olan tapu kaydının iptali ile tam paylı olarak adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Hazine vekili; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; 21.03.2012 tarihli ve 2007/172 Esas, 2012/149 Karar sayılı kararıyla; davaya konu 14... parsel sayılı taşınmazların çevresinin orman parseli olan 30 parselle çevrili olduğu, keşif sırasında taşınmazların etrafının fiilen orman ağaçları ile çevrili bulunduğunun gözlemlendiği, orman mühendisi ... tarafından düzenlenen 10.03.2012 tarihli rapordan da anlaşılacağı üzere her iki parselin de orman içi açıklık olarak 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre orman sayılan yerlerden olduğu, Sulh Ceza Mahkemesi dosyası içerisinde mevcut orman mühendisi bilirkişi ... tarafından düzenlenen 05.06.2008 tarihli raporda da davaya konu taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğunun belirtildiği, orman bütünlüğünün korunması açısından orman içi açıklıkların zilyetlikle kazanılmasına yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 05.12.2016 tarihli ve 2016/7325 Esas, 2016/11736 Karar sayılı ilamıyla; "....İlk Derece Mahkemesince, eski tarihli ve tespit tarihinden geriye doğru 15-20 yıl öncesine ait memleket haritası ve dayanağı hava fotoğrafları ile varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir fen elemanından oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun), 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine ve bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun) ve 5658 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanunlar (5658 sayılı Kanun) karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararlarıyla; iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (5304 sayılı Kanun) 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak taşınmazların konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritalarının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazların konumunu çevre parsellerle birlikte memleket haritaları ile hava fotoğrafları üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli, yine fotogrametri yöntemiyle düzenlenen kadastro paftalarında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı ile ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliği, konumu ve kullanım durumu belirlenmeli, komşu parselde bulunan taşınmazlarla birlikte değerlendirme yapılarak dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 17/2. maddesi gereğince orman içi açıklık olup olmadığı değerlendirilmeli; yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili ve bilimsel verilere dayanan yeterli rapor alınmalıdır. Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazların öncesinin orman sayılan yerlerden değil, zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğu belirlendiği takdirde, bu kez, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile mülk edinme koşullarının araştırılması gerekir. Bu nedenle, yapılacak keşifte tarım uzman bilirkişisi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, taşınmazların zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı hususunda rapor alınmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanarak çekişmeli taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri saptanmalı, zilyetlik tanıkları taşınmazlar başında dinlenmeli, zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp, tespit tarihine kadar davalı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, davalı yönünden tapu ve ilgili Kadastro Müdürlükleri ile Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenerek kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı; bundan sonra, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davaya konu 1 04... parselin önceki ve şimdiki niteliğinin Hazineye ait olmadığı, bu arazinin sadece davacı ve öncesinde murisi tarafından tarla olarak kullanıldığı ve zilyetliğinin çok uzun yıllar önce başladığı, kadastro tespit tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin fazlasıyla dolduğu, Tapu Sicil Müdürlüğü, Kadastro Mahkemesi ve Asliye Hukuk Mahkemelerinden yapılan araştırmaya göre de davacı ... adına o köyde kaydedilen kuru tarım arazisi miktarının 40 dönümü bulmadığı, buna göre davacının davasının sübut bulduğu; 1 04... parselin ise günümüzde kullanılmaması, öncesinde de kullanılmaması ve daha sonraları da baraj sebebiyle su altında kalması nedeniyle kullanılmadığı, taşınmaz üzerindeki zilyetliğin devamlılık göstermediği, kadastro tespit tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, dava konusu 1 04... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tarla vasfıyla tapuya tesciline; 1 04... parsel sayılı taşınmaz yönünden davacının talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 19.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.