Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/1807 E. 2025/3800 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1807
Karar No
2025/3800
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2015/3 E., 2019/20 K. KARAR : Davanın reddine KARAR DÜZELTME İSTEYEN : Davacı vekili Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince 1306 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tespit ve tesciline, 1063, 1069, 1060 ve 1070 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin davanın reddine karar verilmiştir. Kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 20.09.2023 tarihli, 2021/12393 Esas ve 2023/4517 Karar sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesinin, orman kadastrosuna itiraz davası ve aktarılan kadastro tespitine itiraz davası yönünden verdiği karara ilişkin temyiz itirazlarının reddine, tapu iptal ve tescile ilişkin talep yönünden ise görevsizlik kararı verilmesi gereğiyle bozulmasına karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili 07.09.2009 tarihli dava dilekçesinde; Orman Kadastro ekiplerince ... köyünde 2009 yılında yapılan çalışmalar sonucunda yaklaşık 80 dönümlük müvekkil arazisinin orman sınırları içine alındığını, bu yerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak müvekkiline ait olduğunu açıklayarak, tespitin iptali ile dava konusu alanın davacı adına tescilini istemiştir. Dava devam ederken, 2012 yılında yapılan 3402 sayılı Kanun'un Geçici 8.madde uygulamaları sırasında, dava konusu taşınmaz bölümlerini de kapsayacak şekilde, 1060 ve 1063 sayılı parsel orman niteliğiyle; 1069 ve 1070 sayılı parseller ise, (2/B) parseli olarak tarla niteliğiyle kadastro tutanağı düzenlenmeksizin ihdasen Hazine adına tescil edilmiştir. Tahdit ve (2/B) uygulama alanı dışında kalan 1306 sayılı parsel hakkında ise davacı ...'ın zilyetliğinde üzüm bağı niteliğinde olduğu, ancak eldeki dava nedeniyle davalı olduğundan bahisle malik hanesi açık şekilde kadastro tutanağı tanzim edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; ...ilçesi ... köyü 1306 nolu parsel, 1063 nolu parselde 5687 m², 1069 nolu parselde 10.111 m², 1060 nolu orman parselinde 18.948 m² ve 1070 nolu parselde 2793 m² bölümlere yönelik davaların kabulü ile bu parsellerden ifrazı ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hükmün, davalılar Hazine ile Orman İdaresi vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20.Hukuk Dairesinin 22.09.2014 tarihli ve 2014/4397 Esas, 2014/7870 Karar sayılı ilamıyla; "Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması çalışmalarının sonuçlarının 09.04.2009 tarihinde ilân edildiği, davacının, taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak kendisine ait olduğu iddiasıyla 07.09.2009 günü dava açtığı, dava tarihi itibariyle yörede önceden yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması bulunmadığı, bu durumda davanın, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1 inci maddesi uyarınca orman niteliğinin belirlenmesine ilişkin yapılacak resmî belgelere dayalı araştırma ile çözüme kavuşturulması gerektiği, yörede, orman tahdidi ile birlikte 2/B madde uygulaması yapıldığına göre davanın bu hali ile, orman kadastrosu ve 2/B madde uygulamasına itiraza ilişkin olduğu, ayrıca, dava devam ederken, yörede 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) ek geçici 8 inci maddesi kapsamında yapılan kadastro sırasında 1306 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağı malik hanesi açık şekilde tanzim edilerek dosyaya gönderildiğinden eldeki davanın aynı zamanda kadastro tespitine itiraza da ilişkin olduğu, Mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın, taşınmazların öncesinin orman sayılan yerlerden olup olmadığını ve orman niteliğini kanunda aranan koşullara uygun olarak kaybedip kaybetmediğini belirleme noktasında yeterli olmadığı, aynı zamanda, davacı yararına 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinde belirtilen zilyedlik koşullarının oluşup oluşmadığı yönünden yapılan araştırmanın da yetersiz olduğu, dava, altı aylık sürede gerçek kişi tarafından açılan orman kadastrosu ve 2/B madde uygulama çalışmasına itiraz davası olduğuna göre, mahkemece orman tahdidine itiraz yönünden bir karar verilmesi, tescil talepleri yönünden ise görevsizliğe karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde tescil hükmü kurulmasının da usûl ve kanuna aykırı olduğu" belirtilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "Davacının talep etmiş olduğu taşınmazların orman niteliğinde olduğu, orman vasfındaki gayrimenkullerin zilyetlikle mülk edinilemeyeceği" gerekçesiyle, ...ilçesi ... köyü 1306 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tespit ve tesciline, ...ilçesi ... köyü 1063 parsel içerisinde kalan fen bilirkişisi ...tarafından hazırlanan 19.09.2017 tarihli raporda (A) ile gösterilen 7.721,87 m² ile aynı raporda 1069 parsel içerisinde kalan ve (B) ile gösterilen 12.287,42 m² ile aynı raporda 1060 parsel içerisinde kalan ve (C) ile gösterilen 15.590,48 m² ile aynı raporda 1070 parsel içerisinde kalan ve (D) ile gösterilen 3.414,42 m² kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 20.09.2023 tarihli, 2021/12393 Esas ve 2023/4517 Karar sayılı ilâmıyla, İlk Derece Mahkemesinin, aktarılan 1306 parsele ilişkin kararı ile 1063, 1069, 1060 ve 1070 parsellere ilişkin Orman Kadastrosuna itiraz davası hakkındaki kararına yönelik temyiz itirazlarının reddine, tapu iptal ve tescil talebine yönelik dava bakımından da görevsizlik karar verilmesi gereğine değinilerek bozulmuştur. Davacı vekili tarafından bu defa, anılan ilâma yönelik olarak karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. Dava; 1060, 1063, 1069, 1070 parseller açısından Orman Kadastrosuna itiraz ile tapu iptal ve tescil istemlerine, 1306 parsel açısından ise kadastro tutanağının malik hanesinin doldurulması istemine ilişkindir. Yörede 24.12.1987 tarihinde tamamlanmış kadastro çalışmasında dava konusu taşınmazlar orman sahası olarak bırakılmıştır. Orman Kadastrosu ve (2/B) çalışmaları ise 3302 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanuna göre yapılmış ve 09.04.2009 tarihinde ilân edilmiştir. 1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanaklar münderecatına, Yargıtay ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair karar düzeltme istemleri yerinde görülmemiştir. 2.İlk Derece Mahkemesince; 1060, 1063, 1069, 1070 parseller içinde kalan taşınmaz bölümlerine ilişkin açılan orman kadastrosuna itiraz davası hakkında, dava konusu taşınmaz bölümlerinin öncesi itibariyle orman sayılan yerlerden olduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmiş ise de; ulaşılan sonuç dosya kapsamıyla uyuşmadığı gibi, 1063 parsel içinde kalan taşınmaz bölümüyle ilgili davanın 23.12.2016 tarihli 7. celsede eldeki dosyadan tefrik edilmiş olmasına rağmen anılan bölümle ilgili yine de hüküm kurulması doğru olmamıştır. 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (j) bendine göre; funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan yerlerin orman sayılmayacağı, diğer bir deyişle, maddenin karşıt anlamından (mefhum-u muhalifinden), orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda veya makilerle örtülü yerlerin orman sayılacağı belirlenmiştir. 20.11.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosu ve (2/B) Uygulama Yönetmeliği'nin 14/o maddesinde, orman ve toprak muhafaza karakteri; üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonunu, toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunan ve eğimi %12 den fazla olan yerler olarak tanımlanmıştır. 6831 sayılı Kanun’un 23. maddesinde de Ziraat Vekaletince, arazi kayması ve yağmurlarla yıkanması tehlikesine maruz olan yerlerdeki ormanlarla, meskün mahallerin havasını, şose ve demiryollarını, toz ve kum fırtınalarına karşı muhafaza eden ve nehir yataklarının dolmasının önüne geçen veya memleket müdafası için muhafazası zaruri görülen Devlet ormanları veya maki veya fundalarla örtülü yerlerin daimi olarak muhafaza ormanı olarak ayrılabileceği düzenlenmiştir. Tüm bu düzenlemelere göre; makilik, fundalık, çalılık, pırnallık, meşelik vb. türünden bitki örtüsü ile kaplı yerlerin, eğiminin % 12 den fazla olmasının tek başına o yerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıdığı anlamına gelmeyeceği ve dolayısıyla orman sayılan yerlerden olması için yeterli bulunmayacağı anlaşılmaktadır. Bu tür yerlerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıması için eğime ilave olarak yukarıda belirtilen diğer unsurların da bir ya da birkaçının birlikte bulunması gerekmektedir. Uzman bilirkişilerce yukarıda belirtilen bitki örtüleri ile kaplı %12 den fazla eğime sahip yerlerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığına ilişkin rapor hazırlanırken; bölgenin ve arazinin genel yapısı, iklim ve mevsim özelliği, toprağın cinsi, su ve rüzgar erozyonuna göre durumu, eğimin şiddeti, bitki örtüsünün türü, kök ve gövdesinin niteliği, toprağa tutunma özelliği, gerekirse laboratuvarda yapılacak toprak analizi ile elde edilecek bilimsel veriler ve maddi bulgulara aykırı düşmeyen hüküm kurmaya yeterli, Yargıtayın, İlk Derece Mahkemesinin ve tarafların denetimine elverişli olmasına özen gösterilmelidir. Dava dosyasının somut özelliği ile irtibatlandırılmamış, kanun ve yönetmelikteki tabirlerin tekrarı şeklindeki genel ve soyut açıklamalarla yüksek eğimli yerlerin orman ve toprak muhafaza karakterini doğrudan taşıdığı yönündeki raporlar hüküm kurmaya yeterli görülmemelidir. Anlatılanlar çerçevesinde somut olayı değerlendirdiğimizde; dosya arasında bulunan 31.07.2018 tarihli orman bilirkişi heyet ek raporunda; 1951 tarihli hava fotoğrafında 1069/B ile gösterilen kısmın üzerinde seyrek makiler bulunduğu, klizimetre ile yapılan ölçümde eğiminin yüzde 8-10 olduğunun belirtildiği ve yerin 6831 sayılı Kanun'un 1/j maddesi uyarınca orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirtilmesine rağmen, İlk Derece Mahkemesince hangi nedenle taşınmazın öncesi itibariyle orman sayılan yer olduğu kanaatiyle yazılı şekilde karar verildiğinin gerekçe yerinde açıklanmadığı saptanmıştır. Yine, aynı raporda, 1951 tarihli hava fotoğrafında 1060/C ve 1070/D ile gösterilen taşınmaz bölümleri üzerinde çalıların bulunduğunun belirtildiği, eğimin yüzde 10-18 arasında olduğunun açıklandığı, ancak taşınmazların orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığının açıklanmadığı, İlk Derece Mahkemesince, anılan taşınmaz bölümleri ile ilgili olarak eksik değerlendirme yapılan bilirkişi raporuna dayanılarak (C) ve (D) ile gösterilen yerler hakkında karar verildiği anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için; önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi bilirkişi, bir jeoloji mühendisi bilirkişi, bir ziraat mühendisi bilirkişi ve bir fen elemanı ile yeniden keşif yapılarak alınacak denetime elverişli bilirkişi kurul raporuyla, en eski tarihli hava fotoğrafında çalılık ile kaplı %12 den fazla eğime sahip 1060/C ve 1070/D ile gösterilen dava konusu taşınmaz bölümlerinin, üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonunu, toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunup bulunmadığı, bölgenin ve arazinin genel yapısı, iklim ve mevsim özelliği, toprağın cinsi, su ve rüzgar erozyonuna göre durumu, eğimin şiddeti, bitki örtüsünün türü, kök ve gövdesinin niteliği, toprağa tutunma özelliği ile birlikte değerlendirilerek orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığı tereddütsüz olarak belirlenip orman sayılan yerlerden olup olmadığı saptanmalı, oluşacak sonuca göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmelidir. Öte yandan, İlk Derece Mahkemesince, her ne kadar 1063/A bölümüne ilişkin olarak yazılı olduğu şekilde hüküm verilmiş ise de, 23.12.2016 tarihli 7. celsede "dava konusu taşınmazlardan Yeşilyurt ilçesi ... Köyü 1063 parsel numaralı taşınmaz Mahkememizin başka dosyalarında da dava konusu olduğundan aynı parselle ilgili davaların birlikte görülmesi için 1063 parselle ilgili davanın Mahkememizin 2016/1 esas sayılı dosyasıyla tensiben birleştirilmek üzere bu dosyadan tefriki ile Mahkememizin yeni bir esas numarasına kaydına ve duruşmasının 2016/1 esas numaralı dosyasının atılı olduğu bu gün yani 23.12.2016 günü saat 09:30 dan itibaren Mahkememiz duruşma salonunda icrasına" şeklinde ara karar kurulduğu, UYAP sistemi üzerinden yapılan kontrolde 1063 parsel sayılı taşınmaza ilişkin tefrik edilen davanın mahkemenin 2016/18 Esas sırasına kaydedildikten sonra tensiben 2016/1 Esas sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalar uyarınca tefrik kararı verildikten sonra, tefrik edilen dava hakkında esasa yönelik hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu parsel bölümü yönünden de anılan gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının, Orman Kadastrosuna itiraz davasına konu 1069/B, 1060/C, 1070/D parsel bölümleri ile Orman Kadastrosuna itiraz davası ile tapu iptal ve tescil davasına konu 1063/A parsel bölümü yönünden yukarıda belirtilen gerekçelerle bozulması gerekirken, maddi hataya dayalı olarak davacının Orman Kadastrosuna itiraz davası yönünden yaptığı temyiz itirazlarının reddine, 1063/A bölümü ile ilgili görevsizlik kararı verilmesi gereğiyle bozulmasına karar verildiği anlaşılmakla, Dairemizin 1063/A, 1069/B, 1060/C ve 1070/D parsel bölümleri yönünden davacının temyiz itirazlarının reddine ilişkin kararı ile 1063/A bölümü yönünden görevsizlik kararı verilmesine ilişkin bozma kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının belirtilen gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair karar düzeltme taleplerinin REDDİNE, Davacı vekilinin yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle karar düzeltme istemi yerinde görüldüğünden kabulü ile, Dairemizin 20.09.2023 tarihli, 2021/12393 Esas ve 2023/4517 Karar sayılı ilâmının 1063/A, 1069/B, 1060/C ve 1070/D parsel bölümleri yönünden davacının temyiz itirazlarının reddine ilişkin kararı ile 1063/A bölümü yönünden görevsizlik kararı verilmesine ilişkin bozma kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının 1063/A, 1069/B, 1060/C, 1070/D parsel bölümleri yönünden belirtilen gerekçelerle, 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 20.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/1807, K. 2025/3800, T. 20.05.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2025-1807-e-2025-3800-k-c21036f49efe