Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/368 E. 2025/2910 K. – Tapu İptal Ve

Konu: Tapu İptal Ve Tescil

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/368
Karar No
2025/2910
Karar Tarihi
Konu
Tapu İptal Ve Tescil

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/97 E., 2023/1191 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/472 E., 2020/64 K. Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında, Kahramanmaraş ili ... ilçesi ... Mahallesi 7101 ada 7 parsel sayılı 12966,47 m² yüzölçümülü taşınmaz 09.10.2010 tarihinde 3402 sayılı Kanun'un 14. ve 17. maddelerine göre ... adına tespit edilmiştir. Bu tespit 22.12.2010-20.01.2011 tarihlerinde ilan edilerek kesinleşmiştir. Davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; Kahramanmaraş ili ... ilçesi ... Mahallesinde yapılan kadastro çalışmasında 7101 ada 7 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmasında davalı adına tespit gördüğü ancak taşınmazın zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığı, davalı yararına zilyetlik şartlarının gerçekleşmediği iddiası ile taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesine özetle; davalı davaya konu yer olan Kahramanmaraş ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 7101 ada 7 parselde kayıtlı taşınmazı Hazineden satın almadığını, davalı ... iyiniyetli bir üçüncü şahıs olduğunu, davalının bu kazanımda üçüncü şahıs olarak tapu kayıtlarına güvenerek ve mevcut durumu itibariyle de almaya müsait şartlarda bu kazanımı gerçekleştirmiş olduğunu, davalının kazanımdan sonra davaya konu taşınmazı düzleme işlemi gerçekleştirmiş, ihata duvarı ve inşaat çalışması yapmış ve devam etmekte olduğunu, bu nedenlerden dolayı, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; tespit tarihi itibari ile zilyetlik şartlarının sağlanmadığını, tespit maliki adına oluşan tapu kaydının yolsuz olduğu ancak Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesine göre davalının iktisabının iyi niyetli sayılacağını, davacı tarafça davalının kötü niyetli olduğuna dair delil ibraz edilmediğini, taraflar arasında doğrudan yakın akrabalık bulunmadığını, tespit tarihi ile temlik tarihi arasında kısa süre bulunmadığını, taşınmazın 3402 sayılı Kanun'un 16. maddesi kapsamında kamu malı niteliği taşımadığını belirterek davanın reddine karar verilmiştir. Davacı ... vekili istinaf dilekçesinde; kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu ve zilyetlikle iktisap şartlarının gerçekleşmediğinin yargılamanın tüm aşamasında yapılan keşif ve alınan raporlar ile ortaya konulduğunu, taşınmazın imar ihya edilmediği anlaşılınca davalının iyi niyetli olduğunu iddia ettiğini ancak iyi niyet ilkesine dair hiç bir şartın gerçekleşmediğini, öncelikle iktisap şartlarının gerçekleşmediğini, diğer yandan satan kişinin davalının eşinin öz kuzeni olduğunu, Mahkemece diğer şartların da yeteri kadar araştırılmadığını, açıklanan ve resen ele alınacak nedenlerle Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda; 2010 yılında yapılan tespitin hatalı olduğunu, taşınmazın zilyetlikle iktisap şartlarının mevcut olmadığını, ancak ormana sınır taşınmaz bakımından davacı ... tarafından orman iddiasında bulunulmadığını, taşınmazın 22.01.2015 tarihinde yapılan satış ile üçüncü kişi konumunda bulunan ...'e geçtiği, ...'ün taşınmazı tapu kaydına güvenerek tespitten beş yıl sonra satın aldığı, Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi gereğince taşınmazı satın alan ...'ün kötü niyetli olduğunun davacı tarafça ispat edilemediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu ve zilyetlikle iktisap şartlarının gerçekleşmediğinin yargılamanın tüm aşamasında yapılan keşif ve alınan raporlar ile ortaya konulduğunu, taşınmazın imar ihya edilmediği anlaşılınca davalının iyi niyetli olduğunu iddia ettiğini ancak iyi niyet ilkesine dair hiç bir şartın gerçekleşmediğini, öncelikle iktisap şartlarının gerçekleşmediğini, diğer yandan satan kişinin davalının eşinin öz kuzeni olduğunu, Mahkemece diğer şartların da yeteri kadar araştırılmadığını, açıklanan ve resen ele alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Uyuşmazlık, kadastrodan önceki sebeplere dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Yörede 6831 sayılı Kanun'a göre orman kadastro çalışmaları 1996-2000 yılları arasında yapılmıştır. Daha sonra 6831 sayılı Kanun'un 4999 sayılı kanunla değişik 9. maddesi kapsamında 2010 yılında çalışmalar yapılmıştır. Mahkemece tespit tarihi itibari ile zilyetlik şartlarının sağlanmadığı, tespit maliki adına oluşan tapu kaydının yolsuz olduğu ancak Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesine göre davalının iktisabının iyi niyetli sayılacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; dava konusu taşınmaz 09.10.2010 tarihinde tespit maliki ... adına 3402 sayılı Kanunun 17. maddesine istinaden tespit edilmiştir. Taşınmaza ilişkin olarak 20.04.2018 tarihli keşif sonucu aldırılan 21.05.2018 havale tarihli ziraat bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın 2016 yılına kadar hali arazi niteliğini koruduğu, tarımsal üretim yapılmadığı bildirilmiştir. Keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler ortak beyanlarında taşınmazın evveliyatının ... .. ait olduğunu, üzerinde badem, ceviz ve alıç ağaçlarının bulunduğunu beyan etmişlerse de, dava konusu taşınmazın 1955 hava fotoğrafında ham toprak vasfında olduğu, 1985 hava fotoğrafında herhangi bir tarımsal faaliyet olmayan ham toprak vasfında olduğu, 1999-2004 ve 2010 hava fotoğraflarında da herhangi bir tarımsal faaliyetin olmadığı, sınırlarının belirgin olmadığı, üzerinin işlenmediği hali arazi niteliğinin devam ettiği, taşınmazın 2010'lu yılların ortasında etrafına duvar örülerek ve içerisindeki taşlık alanların temizlenerek kullanıldığı, üzerinde bir adet yapının olduğu, imar ihyanın başlamış ancak tamamlanmamış olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlerle 2010 yılında yapılan tespitte zilyetlik koşullarının oluşmadığı bu nedenle davalının bayii adına yapılan tescilin yolsuz tescil olduğu Mahkemenin de kabulündedir. Mahkemece davalı ...'ün Türk Medeni Kanunu'nun 1023 vd. maddeleri uyarınca iyiniyetli olduğu kabul edilmiş ise de; 4721 sayılı Kanun 1023. maddesinde; tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kisinin bu kazanımı korunacağı, 1024. maddesinde; bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamayacağı, bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescilin yolsuz olduğu, böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyi niyetli olmayan üçüncü kişilere karsı doğrudan doğruya ileri sürebileceği düzenlenmiştir. Davalı ..., tespit maliki ...'ün akrabasıdır. 08.11.1991 tarihli ve 4/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu ile iyi ve kötü niyeti belirmiş olan bir kişinin kötü niyetli bulunduğunun ayrıca ispatlanmasının gerekmediği, vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunmayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötü niyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine sebep ve vecih kalmayacağından dava hakkının doğumunu sağlayan ve bertaraf eden iyi veya kötü niyetinin bu durumda Mahkemece resen nazara alınacağını belirtmiştir. Dairemizin yerleşik uygulamaları doğrultusunda akrabalar arası satışta Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinden yararlanılamaz. O halde; Mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Yukarıda de yazılı nedenlerle temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanunun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.04.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/368, K. 2025/2910, T. 14.04.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2024-368-e-2025-2910-k-bb94e68730fd