Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/2999 E. 2025/4989 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2999
- Karar No
- 2025/4989
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3411 E., 2024/1340 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/101 E., 2022/466 K. Taraflar arasında İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti davası sonucunda verilen hükme karşı davacılar ve asli müdahiller vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar ve asli müdahiller vekilince duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin ise davanın niteliği gereği reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava dilekçesinde; davacılar ... ve diğerlerinin ... Vakfı'nın vakıf evladı olduğunun tespiti istenmiş, 17.12.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile davacıların vakıf evladı olduklarının tespiti ile galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduklarının tespiti istenmiştir. Asli müdahale dilekçesi ile de; ... ve ...'in de galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduklarının tespiti istenmiştir. İlk Derece Mahkemesince; galle fazlasının evlada bırakılmadığı, vakfın hayri vakıf olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacılar ile asli müdahiller vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davacılar ile asli müdahiller vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacılar ile asli müdahiller vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; dava ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek davacıların, ... Vakfı'nın (...) evlatlarının evladı olduklarını, uzun bir süre vakıf evladı oldukları cihetle davalı kurumdan vakıf gallesi aldıklarını, vakfın 579 sayfa 508 sıra 236 da gurre-i Recep 1225 tarihli zeyil vakfiyesinde galle fazlasının evlada şart kılındığını, vakıf senediyle sabit olan haklarının iadesine ve talepleri gibi davacıların vakıf evladı olduklarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini, açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir. Dava, vakfın gelir fazlasından faydalanma amacına yönelik galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir. 1.Davacılar ve asli müdahiller vekilinin galle fazlasına müstahak vakıf evlatlığı tespiti talebinin reddine ilişkin temyiz itirazları yönünden; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere, 6100 Sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, davacılar ve asli müdahiller vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacılar ile asli müdahiller vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden; 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3. maddesinde, mülhak vakıf mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulan, yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilen ve bu kişiler tarafından; mazbut vakıf ise bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulan ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflar olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanunun 6. ve 7. maddelerinde ise mazbut vakıfların ... tarafından yönetilip temsil edileceği, Kanun'un (5737 sayılı Vakıflar Kanunu) yürürlüğe girmesinden önce mazbut vakıflar arasına alınan vakıflarla, bu Kanuna göre mazbut vakıflar arasına alınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Vakıflar Kanunu ve Vakıflar Yönetmeliğine göre, galle fazlası evlada şart kılınan mazbut ve mülhak vakıflarda vakfedenin soyundan gelen ve bu nedenle vakfın gelirinden (gallesinden) yararlanma hakkına sahip olan kişiler için öncelikle dava açılması ve bu haklarının dava ile tespit edilmesi aranmıştır. Uygulamada bu dava, vakıflarda evladiye davaları, vakıf evladı ya da galleye müstehak evlat olduğunun tespiti davası şeklinde isimlendirilmiştir. Belirtmek gerekir ki vakıf evladı kavramı daha çok, vakfedenin çocukları ya da alt soyundan gelenler için kullanılan bir kavram olup, vakfedenin akrabaları ya da vakıftan yararlanan ismi ile belirtilmiş kişileri kapsamamaktadır. Vakfın geliri üzerinde hak sahibi olduğuna ilişkin davayı, vakfiye uyarınca galleden yararlanma hakkı olan, yani vakfeden ile soy bağı olan ya da soy bağı olmasa bile galleden kendisine pay özgülenen diğer kişiler açabilir. Galle fazlası evlada şart kılınan vakıflarda, galle fazlasının alınabilmesi için açılan davada öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması, sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Yani bu tür davalarda incelenecek ilk husus; davacı ile vakfeden arasında iddia edildiği üzere kan bağı yolu ile soybağı mevcut olup olmadığı, eğer soybağı kurulabiliyorsa ikinci aşamada vakfiyelerde galle fazlası için öngörülen şartların somut olayda davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması olacaktır. Davacı ile vakfeden arasında soybağı kuruluyor ise davacının vakfın evladı olduğu, vakfiyede öngörülen galle fazlası için öngörülen şartların davacı yönünden mevcut olması halinde ise galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğuna karar verilmesi gerektiği, başka bir deyişle vakfiyede galle fazlası için öngörülen şartların davacı yönünden mevcut olmaması halinde sadece vakıf evladı olduğunun tespiti ile yetinilmesi gerekecektir. Bir vakfın evladı olunabilmesi için vakfın kurucusuna kadar soy bağının götürülmesi zorunlu olmayıp, daha önceden kesinleşmiş Mahkeme kararı ile evlat olduğuna karar verilen kişilerle veya 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına göre tevliyeti evlada bırakılan vakıflarda mütevellilik yapan kişilerle yöntemince kanbağı ilişkisinin kurulması yeterlidir. Dolayısı ile idarenin (... veya Mülhak Vakıf Yönetiminin) tek taraflı olarak evlat listesine yaptığı dayanaksız bir kayıt yeterli olmayıp, açıkça galle fazlasını almaya hak kazanıldığını gösterir bir Mahkeme ilamına dayalı olarak vakıf evlat listesine eklenen kişiler, daha sonra açılacak vakıf evlatlığı davalarında kesin hüküm olmasa da güçlü delil olarak değerlendirilebilecektir. Yargıtay uygulamalarında Osmanlı döneminden kalan vakıflar ve bu vakıfların kurucuları ile arasında soybağı ilişkisinin kurulmasının davacı tarafa manevi haz vereceği dikkate alınarak bu şekilde bir dava açılmasında hukuki yararın var kabul edildiği, nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2019 tarihli ve 2017/8(18)-1923 E., 2019/1217 K. sayılı ilamında; galleden yararlanmak için vakfiyedeki koşulların oluşmadığı belirlenmiş olsa da bu kişilerin vakfeden ile soybağı tespit edilerek vakıf evladı oldukları belirlenmişse, davacının vakıf evladı olduğunun tespitine karar verilmesinde hukuki yararı bulunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.6.1999 tarihli ve 1999/18-497 E. ve 1999/503 K. sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; galle fazlası için vakfiyede öngörülen şartların incelenmesinden önce davacılar ile vakfeden ... arasında kan bağına dayalı olarak soybağı kurulmasının üzerinde durulması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince, bu yön üzerinde durulmaksızın vakfiye ile zeyl vakfiyelere göre galle fazlasının evlada bırakılmadığı, vakfın hayri vakıf olduğu, bu itibarla galleye müstehak evlat olunmayacağı gerekçesi davanın reddine karar verildiği, ancak çoğun içinde az da vardır kuralı gereği galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti talebinin vakıf evladı olduğunun tespiti talebini de içerdiği kabul edilerek davacılar ve asli müdahiler ile vakfeden arasında yöntemine uygun şekilde kurulan soybağına dayalı olarak davacının vakıf evladı olup olmadığına dair taraf delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ :Açıklanan sebeplerle; A) Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, B.1) Davacılar ile asli müdahiller vekilinin diğer temyiz itirazları yukarıda (2.) nolu bentte açıklanana nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi kararın BOZULMASINA, B.2) Davacılar ile asli müdahiller vekilinin İlk Derece Mahkemesinin galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti talebinin reddine ilişkin kararına yönelik temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle REDDİNE, İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.