Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/2800 E. 2025/4453 K. – Kadastro Tespiti
Konu: Kadastro Tespitine İtiraz
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2800
- Karar No
- 2025/4453
- Karar Tarihi
- Konu
- Kadastro Tespitine İtiraz
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2022/4 E., 2023/19 K. Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Dairemizce, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Hazine vekili, duruşma istemli olarak davalı ... vekili ve davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, işin niteliği ve dava değeri itibarıyla 15.04.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiş olup, duruşma için tayin edilen günde davalı ... vekili Avukat ... ve davacı Hazine vekili Avukat ... katılımıyla duruşmaya başlanarak, hazır bulunanın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 03.06.2025 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında, ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 160 ada 9, 11, 14 ve 170 ada 1 parsel sayılı sırasıyla 511.600, 74.300, 343.900 ve 366.600 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduklarından söz edilerek, malik haneleri açık bırakılmak suretiyle tespit edilmişlerdir. Davacı Hazine tarafından, davalılar aleyhine açılan elatmanın önlenmesi ve tapu iptali ve tescil davası, davaya konu parseller hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemenin verdiği önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, uyulan bozma ilamında özetle; "Dava ve temyize konu 160 ada 14 ve 170 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmak için yetersiz olduğu açıklanarak; dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede yapılan toprak tevzii çalışmalarına ilişkin tüm evraklar dosya arasına getirtilmek suretiyle Toprak Tevzi Komisyonunca yapılan çalışmalar sırasında taşınmazlar hakkında ne tür bir işlem yapıldığının belirlenmesi, dava konusu taşınmazlara komşu taşınmazların kadastro tutanakları, varsa dayanaklarının dosya arasına celp edilmesi ve bundan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan, taşınmazların bulunduğu köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile hayatta iseler belirtmelik tutanağında imzaları bulunan bilirkişiler, teknik bilirkişi ve 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulunun katılımıyla yeniden keşif yapılması ve yapılacak keşifte dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, davacı Hazinenin dayandığı 1937/258 sayılı mera kaydı usulünce uygulanması, ayrıca çekişmeli taşınmazların öncesinin ne olduğu, mera vasfında olup olmadıkları ya da mera niteliğindeki taşınmazdan kazanılıp kazanılmadıkları, mera vasfında değil iseler kime ait bulundukları, kimden kime nasıl intikal ettikleri, kim ya da kimler tarafından, hangi tarihten itibaren ve ne şekilde kullanıldıkları hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınması, beyanları arasındaki çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmeye çalışılması; teknik bilirkişiden, keşif ve uygulamayı denetlemeye elverişli, kadastro paftası ile toprak tevzii paftasının ölçekleri çakıştırılmak sureti ile hazırlanmış ayrıntılı kroki ve rapor alınması; ziraat mühendisleri bilirkişi kurulundan, dava konusu taşınmazların öncesinin geleneksel biçimde kullanılan kadim mera olup olmadığını, toprak yapıları, eğimleri, bitki desenleri ve diğer yönlerden mera parselinden nasıl ayrıldıklarını, aralarında doğal ya da yapay ayırt edici bir sınır bulunup bulunmadığını, meradan açılan bir yer yada meranın devamı niteliğinde olup olmadıklarını, üzerlerinde sürdürülen ekonomik amaca uygun zilyetlik bulunup bulunmadığını ve ekonomik amaca uygun zilyetlik varsa hangi tarihten beri ve hangi tasarruflar ile sürdürüldüğünü açıklayıp, tarımsal niteliklerini belirten, taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş, bilimsel esaslara ve somut verilere dayanan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması; taşınmazın dayanak mera kaydı kapsamında kaldığı anlaşılması halinde, meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin hüküm ifade etmeyeceği düşünülmesi; çekişmeli taşınmazların mera olmadığının anlaşılması halinde ise, davalılar lehine zilyetlikle edinim koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmalı ve sonucuna göre bir karar verilmesi" gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "...Dava konusu 160 ada 14 ve 170 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davalılar lehine zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği, ancak dava konusu taşınmazlar üzerinde 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesindeki zilyetlik koşullarının davalılar lehine oluştuğu, tespit tarihi olan 1991 yılında yürürlükteki mevzuata göre kuru tarım arazisi niteliğinde olan 170 ada 1 ve 160 ada 14 parsel sayılı taşınmazlardan, tercih hakkının kullanılmaması üzerine 170 ada 1 parselden 40 dönümün ifraz edildiği ve kuyu da parsel içinde bırakılacak şekilde bölümlendirildiğinin anlaşıldığı, Mahkemece daha önce verilen ve yalnızca davacı tarafından temyiz edilen 2016/46 sayılı kararda, 160 ada 9, 11 ve 14 parselin 31.425,57 metrekarelik kısmının mera olarak tesciline karar verildiği, kararın şeklen kesinleştiği ve davacı lehine usulî müktesep hak doğduğu.." gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, dava konusu 160 ada 9, 160 ada 11 parsel sayılı taşınmazların mera olarak sınırlandırılarak özel sicillerine yazılmalarına, 160 ada 14 parsel sayılı taşınmazdan dosyada mevcut 27.02.2023 havale tarihli fen bilirkişi raporunda Resim 1 de (A) harfli 31425,57 metrekarelik kısmın ifraz edilerek aynı ada son parsel numarası verilmek suretiyle mera olarak sınırlandırılarak özel siciline yazılmasına; 160 ada 14 parsel sayılı taşınmazın 313.000 metrekare yüz ölçümlü tarla vasfıyla 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 18/1. maddesi gereğince Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, 170 ada 1 parsel sayılı taşınmazdan dosyada mevcut 11.08.2023 tarihli fen bilirkişi ek raporunda Resim 4 te (A) harfi ile gösterilen 40.000 metrekarelik kısmın ifraz edilerek aynı adanın son parsel numarası verilmek suretiyle tarla vasfıyla davalı ...'ın UYAP mirasçılık belgesi ekranından 3402 sayılı Kanun'un 25/1. maddesi gereğince temin edilen 29.08.2023 tarihli mirasçılık belgesindeki payları oranında mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline; 170 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 326.600 metrekare yüz ölçümlü tarla vasfı ile 3402 sayılı Kanun'un 18/1. maddesi gereğince Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili, davalı ... vekili ve davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1. Davalı ... vekilinin dava konusu 160 ada 9, 11 ve 160 ada 14 (A) bölümü yönünden verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; davalı vekili, Mahkemenin 20.05.2016 tarihli, 2013/26 Esas, 2016/46 Karar sayılı kararının usulüne uygun tebliğ edilmemesi sebebiyle, bu taşınmazlara yönelik verilen önceki tarihli hükmü temyiz edemediklerini ileri sürmüştür. Somut olayda; gerekçeli kararın tebliğine ilişkin tebligatın incelenmesinde, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine aykırı biçimde yapıldığı ve bu tebligatın usulsüz olduğu kabul edilmiş olup, işin esası ile ilgili yapılan temyiz incelemesinde; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilinin dava konusu bu taşınmazlar yönünden temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 2. Dava konusu 160 ada 14 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen bölüm haricinde kalan taşınmaz bölümü ve 170 ada 1 parsel sayılı taşınmaza ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile karar verilmiş ise de; yapılan değerlendirme usul ve kanuna uygun değildir. Dava; kadastro tespit tarihinden önce açılan elatmanın önlenmesi ve tapu iptali ve tescil davası olup aktarılan dava niteliğinde olup Kadastro Mahkemesince uyuşmazlığın, dava tarihindeki hukuksal duruma göre ve kazanılmış haklar nazara alınarak çözümlenmesi zorunludur. Dava konusu taşınmazlara yönelik dava, 09.09.1961 tarihinde açılmış olup, dava tarihi itibarıyla 5602 sayılı Tapulama Kanunu yürürlüktedir. Sözü edilen kanun, zilyetlikten iktisap edilebilecek taşınmazların toplam miktarı hususunda bir sınırlama içermemektedir. Ancak sınırsız kazanımlar yönünden görülen sakınca üzerine dava tarihinden önce 17.03.1954 tarihinde yürürlüğe giren 6335 sayılı Kanunla 5602 sayılı Kanun'un 13. maddesinde değişiklik yapılarak belgesiz zilyetlikten mülk edinilebilecek taşınmazların miktarı beher taşınmazda 20 dönüm olarak sınırlandırılmış ve bu miktarı aşan taşınmaz iktisabında 10 yıl ve daha önceki tarihli vergi kaydının mevcudiyeti aranmıştır. 12.07.1966 tarihinde yürürlüğe giren 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun (766 sayılı Kanun) 33. maddesi, her bir taşınmazda 20 dönüm olan miktar sınırını 100 dönüme çıkarmıştır. Hukukumuzda, belgesiz zilyetlikten edinilebilecek taşınmazların toplam yüzölçümü hususunda ilk sınırlama 766 sayılı Kanun'un 33. maddesini değiştiren ve 26.07.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1617 sayılı Kanun ile getirilmiştir. Bu değişiklikle beher taşınmazın 20 dönümlük miktarının belgesiz zilyetlikle edinilebileceği kabul edilmiş ancak bu yolla kazanılacak taşınmazların büyüklüğünün bir tapulama bölgesinde 50 dönümü geçemeyeceği hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunla getirilen ek madde, sözü edilen değişikliğin yasanın neşir ve ilan edildiği tarihe kadar açılmış bulunan davalarda uygulanamayacağı hükmüne amirdir. 09.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kanun ise belgesiz zilyetlikten mülk edinilebilecek taşınmazların miktarını aynı çalışma alanı içinde kuru toprakta 100, sulu toprakta 40 dönüm olarak belirlemiş, fazlası için 14. maddede yazılı belgelerin mevcudiyetini şart koşmuştur. Somut olayda, dava tarihinde 5602 sayılı Kanun'un 6335 sayılı Kanun ile Değişik 13. maddesi yürürlükte olmakla birlikte yargılamanın devamı sırasında yürürlüğe giren 766 sayılı Kanun'un 33. maddesi zilyet lehine hüküm içermekte olup anılan bu madde davalı taraf açısından kazanılmış hak oluşturmaktadır. Buna göre diğer koşulların varlığı halinde davalı tarafın belgesiz zilyetlikten her bir parça taşınmazda 100 dönüm miktarında mülk edinmesi mümkün bulunmaktadır. Mahkemece, lehe bulunan yasa hükümleri değerlendirilmesi gerekirken 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesinde yazılı miktar sınırlamaları esas alınarak karar verilmesi isabetsizdir. Öte yandan, yargılama sırasında mahallinde yapılan keşifler sonucu dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına, ziraat bilirkişi raporu, jeodezi ve fotogrametri mühendisi tarafından incelenen hava fotoğraflarına göre, davaya konu taşınmazlarda davalılar lehine zilyetlikle edinim koşullarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; Mahkemece, doğru sonuca ulaşabilmesi için, İlk Derece Mahkemesince, taşınmazlar başında keşif yapılarak, taşınmazların bitişiğinde davalı taraf adına belgesiz zilyetlikten edinilmiş taşınmaz bulunup bulunmadığı, mevcut ise aynı bütünden bölünen taşınmazların miktarının 100 dönümü geçip geçmediği araştırılmalı, gerektiğinde taraflara seçimlik hakları hatırlatılmalı ve aynı bütünden bölünen taşınmaz bulunmaması halinde 100 dönüm, aynı bütünden bölünmekle birlikte miktarı 100 dönümden az ise bu miktara tamamlanarak davalılar adına, kalan kısmın ise Hazine adına tesciline karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince, bu husus gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin (1) no.lu bentte yazılı nedenlerle kısmen kabulü ile; temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 160 ada 9, 11 ve 160 ada 14 (A) bölümü yönünden 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Kanun'un 438. maddesi gereğince ONANMASINA, Davalı Hazine vekili, davalı ... vekili ve davalılar ... ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazlarının, yukarıda (2) no.lu bentlerde açıklanan nedenlerle kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının 160 ada 14 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişi raporunda (A) harfi haricinde kalan taşınmaz bölümü ve 170 ada 1 parsel yönünden 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 03.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.