Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/4960 E. 2024/3642 K. – Kadastro Tespiti
Konu: Kadastro Tespitine İtiraz
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/4960
- Karar No
- 2024/3642
- Karar Tarihi
- Konu
- Kadastro Tespitine İtiraz
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2013/4 E., 2015/5 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Hazineyi temsilen Mal Müdürü tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Şırnak ili Uludere ilçesi ... Köyü çalışma alanında 2009 yılında yapılan kadastro sırasında 131 ada 31 parsel sayılı 105.075,37 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, Ekim 1985 tarihli ve 18 sıra numaralı tapu kaydı uygulanarak arsa niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiştir. Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 131 ada 31 parsel sayılı taşınmaza müvekkilleri tarafından 60 yılı aşkın bir zamandır zilyet olunduğunu, yere Jandarma Komutanlığana bağlı Andaç Sınır Karakolu tarafından el atıldığından Hazine adına tespit edildiğini ileri sürerek, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği iddiasıyla tespitin iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Hazine cevabında; davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinde uygulanan tapu kaydının değişebilir sınırlar içerdiğinden, miktarıyla geçerli olduğu, miktar itibariyle 15/07/2010 tarihli fen bilirkişi rapor ve krokisinde (A) harfiyle işaretli 7200 m²'lik yeri kapsadığı ve miktar fazlası olan (C) ve (D) bölümü üzerinde ise davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu" gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 131 ada 31 parsel nolu taşınmazın kadastro tespitinin iptaline; iş bu taşınmazın Fen Bilirkişileri ... ve ... ...’in 15.07.2010 tarihli rapor ve eki krokisinde (C) harfi ile gösterilen 48.192,07 m2 alanlı kısmının ve (D) harfi ile gösterilen 48.796,82 m2'lik kısmının aynı ada ve farklı parsel numarası ile toplam 96.988,89 m2 alanlı olarak arsa niteliğinde müştereken davacılar adına tapu siciline tesciline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hükmün, davalı Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 16.05.2012 tarihli ve 2012/2375 Esas, 2012/7491 Karar sayılı ilamıyla; "Çekişmeli taşınmazın sınırında 101 ada 1 sayılı orman parseli olup, taşınmazın öncesinin orman sayılan yerlerden olup olmadığının araştırılmadığı, dayanak tapu kaydının haritasının mahkemece keşifte zemine uygulanıp sınırlarının belirlenmediğini, ayrıca, zilyetlik araştırması yönünden ise, mahalli bilirkişilerin soyut beyanları ile yetinildiği, bu doğrultuda, usulüne uygun orman araştırması yapılması, taşınmaz orman değilse, dayanağı tapu kaydının haritası uygulanarak 3402 sayılı Yasanın 20/A maddesi uyarınca kapsamının belirlenmesi, davacılar tapu kaydı kapsamında kalan yerde de hak iddia etmekte iseler bu bölüm ve tapu miktar fazlası yönünden tahsis tarihi olan 14/10/1985 tarihine kadar taşınmaz üzerinde davacılar yararına zilyetlik yolu ile kazanma (Medeni Yasanın 713. maddesi, 3402 sayılı Yasanın 14. ve 17. maddelerindeki) koşulların araştırılması, davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımıyla zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğu belirlendiği taktirde, tapu kaydı kapsamında kalıpta hak iddia edilen bölüm yönünden artık 3402 sayılı Yasanın 16/A maddesi uyarınca kişi adına tescil kararı verilemeyeceğinden zilyetliğin tespitine karar verilmeli tapu kapsamında kalan bölüm için ise davacılar adına tescil edilmesi" gereğine değinilerek bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda;"Davacılar vekilinin 26.01.2011 tarihli duruşma sırasında 15.07.2010 tarihli teknik bilirkişi raporunda C ve D harfi ile gösterilen taşınmaz kısımları yönünden tapu siciline tescilini talep ettiklerini, diğer kısımlar yönünden taleplerinin olmadığını beyan ettiği, 15.07.2010 tarihli teknik bilirkişi raporu ile 15/09/2014 tarihli raporun harflendirilen kısımların yüzölçümü yönünden bir farklılığının olmadığı, yapılan keşif sırasında davaya konu olup davalı ... tarafından dosyaya ibraz edilen tapu kayıtlarının zemine uygulandığı, bu taşınmazlardan sadece 7200 M2 alanlı olan ve krokisinde A harfi ile gösterilen taşınmaz sınırlarının mahalli bilirkişilerce ve davalı tarafından gösterildiği, kalan 3 adet tapu kaydının tapuda belirtilen sınırlarının belirlenebilir kriterleri olmadığından, dava konusu taşınmazın dışarısında yerlerde olduğundan dolayı bu 3 tapu kaydının uygulanamadığı, mahalli bilirkişiler ve keşif sırasında dinlenen tutanak mümzileri ile tanık beyanlarının önceki ve yeni tarihli yapılan keşiflerde birbirine benzer olduğu, taşınmazın 20 yıla aşkın süredir fasılasız ve nizasız keşif heyetine gösterilen kısımların davacıların zilliyetliğinde iken 1985 yılında bu yere askeri birlik kurulması nedeniyle rızaları dışında davacıların ilgili yerden çıkmak zorunda olduklarını beyan ettiklerini, dava konusu taşınmazın mahalli bilirikişilerin beyanlarına göre imar-ihya gerektirmeyen bir yer olup kullanılabilir tarım arazisi niteliğinde olduğu, zilyetlik olgusunun her tür delil ile ispatı mümkün bir husus olup, dava konusu taşınmaz kısımlarından fen bilirkişinin krokisinde C ve D harfleri ile gösterdiği taşınmaz kısımlarının ekilip sürülebilir tarım arazisi niteliğinin ve bu kapsamda zilliyetlikle iktisabının mümkün bulunan yerlerden olduğu ve tanık beyanlarına göre de davacıların 20 yıla aşkın süredir fasılasız ve nizasız malik sıfatıyla bu taşınmaza zilyet olduklarının anlaşıldığı, orman bilirkişisinin raporuna göre orman sayılmayan yerlerden olduğu, ziraat bilirkişisi raporuna göre tarıma elverişli yapıda olduğu, bu nedenle krokisinde C ve D harfleri ile gösterilen taşınmaz kısımlarının davacılar adına tapu siciline tesciline karar vermek gerektiği, dava konusu taşınmaz içinde bulunup krokisinde A harfi ile gösterilen kısmın maliye hazinesi tarafından ibraz edilen 7200 M2 alanlı tapu kaydı kapsamında bulunduğu, B harfi ile gösterilen kısmın ise devletin yüküm ve tasarrufunda bulunan yerlerden (mezarlık) olduğu, ancak bu yere ilişkin ayrı bir iddia olmadığından ve dava konusu teşkil etmediği" gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 131 ada 31 parsel nolu taşınmazın kadastro tespitinin iptaline, iş bu taşınmazın fen bilirkişisinin 15.09.2014 tarihli rapor ve eki krokisinde (C) harfi ile gösterilen 48.192,07 m2 alanlı kısmının kuru arazi niteliğinde ve (D) harfi ile gösterilen 48.796,82 m2 kısmının sulu arazi niteliğinde aynı ada ve farklı parsel numaraları ile müştereken davacılar adına en son parsel numaraları ile tapu siciline tesciline, fazlaya ilişkin talebin reddi ile (A) ve (B) harfi ile gösterilen kısımların tespit gibi 8.716,07 m2 yüzölçümüyle tapu siciline tesciline, dava konusu taşınmazın orman vasfı ile bir ilgisinin bulunmaması nedeniyle dahili davalı ... İdaresine açılan davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir. Dava; kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 2009 yılında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) değişik 4 üncü maddesi uyarınca yapılmıştır. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyulmasına karar verildiği halde, bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmeden, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm kurulmuştur. Şöyle ki; dosya kapsamından 131 ada 31 parsel sayılı taşınmazın temyize konu, hükme esas fen raporunda (C) ve (D) harfleri ile gösterilen kısımlarında askeri tabura ait bina, karakol, tesis, lojman, arazi ve inşaat alanı bulunduğu, diğer bir deyişle, bu yerlerin 1985 yılından beri askeri birlik olarak kullanıldığı anlaşılmış olup, İlk Derece Mahkemesince (C) ve (D) harfleri ile gösterilen yerlere ilişkin de herhangi bir tahsis olup olmadığı, kamu güvenliği nedeniyle bu yerlerin askeri alan olarak özgülenip özgülenmediği veya özgülenmesi gerektiği fiili durum da dikkate alınarak ilgili yerlerden sorularak araştırılması gerekirken, araştırılmamış, yine zilyetliğin tespiti açısından, dava konusu yere askeri birlik kurulduğu 1985 yılından 15-20-25 yıl öncesi hava fotoğrafları jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiye incelettirilmemiş, temyize konu yerlerin yüzölçümlerinin büyüklüğü nazara alınarak taşınmazların tamamında kullanım olup olmadığı açıkça belirtilmeyerek, bilirkişi raporlarında genel geçer ifadelere yer verilmiştir. Ayrıca 15.04.2010 tarihinde yapılan keşifte; tutanak mümzii ... tarafından; dava konusu yerlerin 1923 yılında Ermenilerce terk edilince, davacıların babalarının bu yerlere yerleştiğini belirttiği anlaşılmasına göre, İlk Derece Mahkemesince temyiz konusu yerlerin mütegayyip şahıslardan kalıp kalmadığı noktasında araştırma yapılması gerekirken, bu hususta da herhangi bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Bu haliyle, dosyada yapılan araştırma hüküm kurmak için yeterli değildir. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için; öncelikle, temyize konu (C) ve (D) harfleri ile gösterilen yerlere ilişkin Jandarma Genel Komutanlığı adına askeri alan olarak herhangi bir tahsis olup olmadığı, kamu güvenliği nedeniyle bu yerlerin askeri alan olarak özgülenip özgülenmediği veya özgülenmesi gerektiği fiili durum da dikkate alınarak ilgili yerlerden sorularak bu hususun açıklığa kavuşturulması, daha sonra, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiye, 1985 yılından 15-20-25 yıl öncesi stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yaptırılarak, temyize konu taşınmazların niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği, taşınmazların yüzölçümlerinin büyüklüğü de dikkate alınarak kullanılmayan yerler olup olmadığı açıkça belirlenmeli, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişinin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır. Ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kayıp ve yitik kişilerden kalıp kalmadığı, ilk zilyedinin kim olduğu, kimden kime kaldığı, taşınmazın ne zamandan beri, kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı hususlarında somut olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı; imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişisinden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği Tapu Müdürlüğü ve ilgili Kadastro Müdürlüğü ile Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (5403 sayılı Kanun) ile değiştirilen 14/2 nci maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, temyize konu (C) ve (D) harfleri ile gösterilen yerlerle ilgili davacılar yararına zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu kanaatine varılması ile birlikte, aynı zamanda yerler hakkında kamu hizmetine ilişkin tahsis bulunması veya kamu güvenliği nedeniyle bu yerlerin askeri alan olarak özgülendiği ya da özgülenmesi gerektiği fiili durumun da dikkate alınarak anlaşılması durumunda, 3402 sayılı Kanun'un 16/A maddesi uyarınca kişi adına tescil kararı verilemeyeceğinden, mülkiyetin tespiti hükmü kurulmalıdır. İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak ve dahi bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden karar verilmesi usûl ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 27.05.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.