Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/2388 E. 2024/5567 K. – Uygulama Kadastr
Konu: Uygulama Kadastrosuna İtiraz
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/2388
- Karar No
- 2024/5567
- Karar Tarihi
- Konu
- Uygulama Kadastrosuna İtiraz
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/114 E., 2023/11 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; davanın niteliği itibariyle duruşma isteminin reddine ve kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R İlk Derece Mahkemesince verilen önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; " ... dava konusu taşınmazlara ait tedavüllü tapu kayıtlarının dosya arasına alınmasından sonra, harita mühendisi ve jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi sıfatına sahip bilirkişilerin de dahil olduğu, üç kişilik uzman bilirkişi heyeti eliyle önceki bozma ilamında belirtilen ve hususları da irdeler şekilde inceleme ve araştırma yapılması, özellikle keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından, teknik bilirkişi raporunda (B) ve (C) harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümlerinin kimin kullanımında olduğu hususunda maddi olaylara dayalı, ayrıntılı bilgi alınması, ihtilafın mülkiyete ilişkin olduğunun ve davanın tesis kadastrosundan önceki sebeplere dayalı olarak açıldığının anlaşılması halinde, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 üncü maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçip geçmediği de belirlenmek suretiyle, toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi ... " gereğine değinilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; " davacıya ait 1085 ada 126 (eski 495 parsel) nolu parselin güneyinde bulunan 634 ve 635 nolu kırık noktalarının hatalı ölçüldüğü, bunun sonucunda da paftasına hatalı tersimat yapıldığı, bu hususun yenilme çalışmaları ile düzeltildiği " gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1. Davacı vekilinin, harita mühendisi bilirkişisinin 30.09.2022 tarihli raporu ekindeki Ek 2 Nolu Krokide C harfi ile gösterilen bölüme ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, davacı vekilinin harita mühendisi bilirkişisinin hükme esas alınan 30.09.2022 tarihli raporu ekindeki Ek 2 Nolu Krokide C harfi ile gösterilen bölüme ilişkin hükme yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekilinin, harita mühendisi bilirkişisinin 30.09.2022 tarihli raporu ekindeki Ek 2 Nolu Krokide B harfi ile gösterilen bölüme ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İlk Derece Mahkemesince, davacıya ait 1085 ada 126 ( eski 495 parsel ) nolu parselin güneyinde bulunan 634 ve 635 nolu kırık noktalarının hatalı ölçüldüğü, bunun sonucunda da paftasına hatalı tersimat yapıldığı bu hususun yenileme çalışmaları ile düzeltildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; dava, uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin olup, uygulama kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek olup, uygulama kadastrosunun amacı mülkiyet ihtilaflarını çözmek değildir. Bu nedenle, uygulama kadastrosu yapılırken fiili kullanım sınırının değil, teknik belgelerinde bir hata yok ise tesis kadastrosu sonucu düzenlenen paftadaki sınırların dikkate alınacağı, davanın mahiyeti gereği fiili kullanım durumuna değer verilmeyeceği kuşkusuzdur. . Somut olayda; tüm dosya kapsamına göre, taraflara ait taşınmazlara ilişkin ilk tesis kadastrosunun 1953 yılında yapıldığı ve tesis kadastrosunun yapıldığı tarihte taşınmazlar arasında sabit kabul edilebilecek bir sınırın mevcudiyetinin tespit edilemediği anlaşılmaktadır. Öte yandan, Kadastro Sırasında veya Sonrasında Yapılan İşlemlerle Geometrik Durumları Kesinleşmiş Olan Taşınmazlarda Ölçü, Sınırlandırma, Tersimat ve Hesaplamalardan Doğan Hataların Düzeltilmesine İlişkin Yönetmeliğin, " Sınırlandırma Hataları " başlıklı kısımda yer alan 8. Maddesinin 1. Fıkrasının 2 nolu bendinde, " Sınırlandırmadan kaynaklanan bir hata bulunup bulunmadığı; tescilli belgeleri, varsa tespit tarihinden önce üretilmiş hava fotoğrafı, fotogrametrik harita gibi haritalar, ile yararlanılabilecek diğer bilgi ve belgeler üzerinde zeminde ve büroda gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmak suretiyle belirlenir. " hükmüne; 3 nolu bendine ise, " Gerektiğinde kadastrodan sonra sınır değişikliği olup olmadığı hususu geçerli bir belge, muhtar ve mahalli bilirkişi beyanları ile tespit edilir " hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, tesis kadastrosu sırasında sınırlandırma ve tersimat hatasının söz konusu olup olmadığının belirlenmesi için, tesis kadastrosu tespit tarihinden önceki tarihli hava fotoğraflarının esas alınması gerekmekte olup, eldeki davada tesis kadastrosu 1953 yılında yapıldığı halde, tesis kadastrosundan sonraki dönemlere ilişkin memleket haritalarının esas alınarak inceleme yapılması ve buna istinaden davacıya ait 1085 ada 126 (eski 495) parsel sayılı taşınmazın güney sınırında kuru dere bulunduğu ve bu derenin halen mevcut olup değişmediği gerekçesiyle, uygulama kadastrosunda sınır olarak bu derenin alınması da isabetli olmamıştır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı, uygulama kadastrosu ile eldeki mevcut tesis kadastrosu paftasından hareketle yeni pafta oluşturulacağı, tesis kadastrosu sırasında taraflara ait taşınmazlar arasında sabit kabul edilebilecek her hangi bir sınırın mevcudiyetinin tespit edilemediği, tesis kadastrosu tarihinden sonraki tarihli memleket haritasının uygulama kadastrosunun değerlendirilmesinde esas alınamayacağı, buna göre, eldeki davada, tesis kadastrosu sonucu oluşan sınırlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı ve tesis kadastrosu ile oluşan sınırların esas alınması gerektiği gözetilerek, 30.09.2022 tarihli rapor ekindeki Ek 2 Nolu Krokide tespit edilen ve tesis kadastrosundan farklı olarak, uygulama kadastrosu ile davalıya ait 1085 ada 124 (eski 449) parsel sayılı taşınmaz içinde gösterilen (B) harfli bölüm yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirmesi sonucunda davanın tümden reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin, harita mühendisi bilirkişisinin 30.09.2022 tarihli raporu ekindeki Ek 2 Nolu Krokide C harfi ile gösterilen bölüme ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE; Davacı vekilinin, harita mühendisi bilirkişisinin 30.09.2022 tarihli raporu ekindeki Ek 2 Nolu Krokide B harfi ile gösterilen bölüme ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca bu bölüm yönünden BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 02.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.