Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/4317 E. 2022/7862 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/4317
Karar No
2022/7862
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Orman Kadastrosuna İtiraz Mera Sicilinin İptali Ve Tescil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili, davacı ... İdaresi vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Mahkemenin verdiği önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, Yargıtay bozma ilamında özetle; “Taşınmazlar hakkında kadastro tespit tutanağı düzenlenmiş ise uyuşmazlığın kadastro tesbitine itiraz ve orman kadastrona itiraz niteliğinde olduğu kabul edilerek kadastro tespit tutanak/tutanaklarının asılları temyize konu dava ile birleştirildikten sonra, husumet yaygınlaştırılıp davada taraf oluşturularak, taraf delilleri ve 3402 sayılı Kanun'un 30. maddesi gereğince mahkemece lüzum görülen diğer deliller de toplanarak, yöntemine uygun şekilde orman araştırması yapılıp dava konusu taşınmazın gerçek hak sahibi adına tescil edilmesi, çekişmeli taşınmazlar hakkında kadastro tespit tutanağının düzenlenmediğinin, mera özel siciline kaydedildiklerinin tespiti halinde ise uyuşmazlığın orman kadastrosuna itiraz, mera sicil kaydının iptali ve tescil niteliğinde olduğu, orman kadastrosuna itiraz davası yönünden kadastro mahkemesinin görevli olduğu kabul edilerek yöntemine uygun şekilde orman araştırması yapılıp taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde orman kadastrosuna itiraz davasının kabulü ile çekişmeli taşınmazın orman sınırları içine alınması ile yetinilip mera sicil kaydının iptali ve tescil istemi yönünden asliye hukuk mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmesi, çekişmeli taşınmaz/taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde ise orman kadastrosuna itiraz davası yönünden davanın reddine, mera sicil kaydının iptali ve tescil istemi yönünden ise görevsizlik kararı verilmesi,” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabul kısmen reddine, Konya İli ..., İlçesi....,Mahallesi 318 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 02.10.2017 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen 4519898.04 metrekarelik kısmın 303 ada 1 parsel sayılı orman parseli içerisine alınarak orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın mera sicil kaydının iptali ve tescil istemi yönünden görevsizliğine karar verilmiş; hüküm davacı ... İdaresi vekili, davalı Hazine vekili, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Kural olarak; Yargıtay bozma ilamına uyulması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yoluyla da usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün, bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 tarihli ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar, "Hukuk Devleti" kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı ve hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen "usuli kazanılmış hak" olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay İçtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır: Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. (Hukuk Genel Kurulu'nun 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar sayılı kararı). Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda da usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001). Hemen belirtilmelidir ki, maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder. (Dr. Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, Birinci Baskı 1976, s:208). Burada belirtilen maddi yanılgı kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır. Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında da, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve ... tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılama sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin gözardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır. O nedenledir ki; Yargıtay, bugüne değin maddi hatanın belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş; baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 13.04.2011 tarihli ve E:2011/9- 72, K:2011/99; 13.03.2013 tarihli ve E:2013/5-10, K:2013/348 sayılı ilamları). Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2002 tarihli ve E:2002/10- 895, K:2002/838; 02.07.2003 tarihli ve E:2003/21-425, K:2003/441; 13.04.2011 tarihli ve E:2011/9-72, K:2011/99; 13.03.2013 tarihli ve E:2013/5-10, K:2013/348 sayılı kararlarında da; maddi hataya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı benimsenmiştir. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.07.2006 tarihli ve 2006/4-519-527 sayılı, 31.05.2006 tarihli ve 2006/10-307-337 sayılı ve 10.05.2006 tarihli ve 2006/4-230-288 sayılı ilamı). Somut olayda; Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 19.06.2016 tarihli ve 2015/3052 Esas, 2016/500 Karar sayılı bozma ilamında, çekişmeli 312 ada 2 parselin yörede 3402 sayılı Kanun'un 5304 sayılı Kanun'la değişik 4. maddesi hükmüne göre yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında tapuda hali arazi vasfında Hazine adına kayıtlı olduğu, söz konusu tapu kaydının önceki tarihte idari yoldan tescil sonucu oluştuğu gözetilmeden "olumsuz orman kadastro harita ve tutanağı" düzenlenmiş olduğu kabul edilerek, davanın orman kadastrosuna itiraz, mera sicil kaydının iptali ve tescil davası olarak nitelendirilmesi suretiyle esas hakkında karar verilmesi için hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de; açıklandığı üzere davanın, tapuda hali arazi vasfıyla Hazine adına kayıtlı taşınmaza karşı orman iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptal tescil davası olduğu değerlendirildiğinden önceki Yargıtay bozma ilamının maddi hataya dayandığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; Mahkemece davanın orman iddiasına dayalı tapu iptal tescil davası olduğu ve Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gözönünde bulundurularak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile işin esası hakkında karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan bu nedenle yerinde görülmüştür. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı ... İdaresi vekili , davalı Hazine vekili, davalı ... vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden Bozkır Belediye Başkanlığına iadesine, 10.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/4317, K. 2022/7862, T. 10.10.2022, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2022-4317-e-2022-7862-k-b702ef3e1315