Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/3709 E. 2024/6035 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/3709
Karar No
2024/6035
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/161 E., 2021/109 K. KARAR : Davanın reddi Taraflar arasındaki kadastro öncesi nedene dayalı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve tapu kaydına dayanarak açılan tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk (Kapatılan) Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamış, arazi kadastrosu 2001 yılında yapılmıştır. Kadastro sırasında ... Köyü 143 ada 1 parsel sayılı 463428,31 m² yüzölçümlü taşınmaz, ham toprak niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, itiraz üzerine hükmen orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. 2. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerine ait olan Bingöl ili ... ilçesi ... Köyü ... mezrasındaki taşınmazların 2001 yılında yapılan kadastro tespiti çalışmalarında 144 ada 1, 2, 3 ve 4 nolu parseller senetli olarak tespit edildiğini ve askıya çıkarak kesinleştiğini, yapılan kadastro tespitlerinin baraj yapımı nedeni ile kısmi olarak yapıldığını, 2011 yılında Köyün geri kalanı için kadastro çalışması yapıldığını, bu çalışmada eksik kalan ve kadastro haricinde kaldığını zannettiği yaklaşık 7 dönümlük taşınmazın 2001 yılında tespiti yapılan 144 ada 1, 2, 3 ve 4 nolu taşınmazların hemen bitişiğinde yer alan ve Hazine adına ham toprak vasfı ile tespit gören 143 ada 1 nolu parsel içerisinde kaldığının anlaşıldığını, söz konusu kadastro tespitinin 28.01.2001 tarihinde askıdan indirildiğini ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığını, bu taşınmazlara ait eski tapu kayıtlarının mevcut olduğunu, bu nedenle Bingöl ili ... ilçesi ... Köyü 143 ada 1 nolu parsele ait tapu kaydının keşifte gösterecekleri kısmının iptali ile müvekkiller adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı Hazine temsilcisi cevap dilekçesinde; davacılara ait taşınmaz malların 144 ada 1, 2, 3 ve 4 parsel nolarıyla adlarına tespit edildiğini, dava konusu 143 ada 1 parsel ile herhangi bir ilgi ve alakaları bulunmadığından ve ormanlık saha olduğu anlaşıldığından orman vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, kadastro tespiti öncesi 20 yıllık zilyetlikle tasarruf iddialarının da soyut beyandan öteye gitmediğini, davacıların uzun yıllardan beri Köyü terk ettiğini, köydeki taşınmaz mallarıyla da bilfiil çiftçilik yapmadıkları içi irtibatlarını kestiklerini, davacıların ve vekilinin iddia ve talepleri soyut beyanlarından ibaret olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 11.06.2014 tarihli ve 2012/5 Esas, 2014/130 Karar sayılı kararı ile; "mahallinde yapılan keşif sonucu alınan ve içeriği itibariyle mahkemece muteber kabul edilen orman bilirkişisi raporuna göre dava konusu taşınmazın, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan zilyetlik veya zaman aşımı yoluyla yada başka herhangi bir sebeple özel mülkiyete alınamayacak taşınmazlardan olan orman vasfında olduğu, dava konusu taşınmazın iktisabının bu haliyle mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine" karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 27.05.2015 tarihli ve 2014/10172 Esas, 2015/4779 Karar Sayılı Kararıyla; "...Mahkemece, taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Hükme dayanak yapılan orman bilirkişi raporunda, taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu bildirilmiş ise de, taşınmazın eski tarihli memleket haritasında açık alanda gözüktüğü ve dayanağı hava fotoğrafı ile zikredilen dava dosyasının getirtilerek incelenmediği anlaşılmaktadır. Sözkonusu raporlara dayanılarak hüküm kurulamaz. Bu nedenle; mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi ve bir fen elemanı marifetiyle yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmazın konumu tam olarak belirlenmeli, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanun'lar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45 inci maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 Esas-Karar; 14.03.1989 gün ve 35/13 Esas-Karar ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır. Ayrıca, jeolog bilirkişiye inceleme yaptırılarak taşınmazın dere yatağında kalıp kalmadığı, derenin taşkınlarından etkilenip etkilenmediği konularında ayrıntılı rapor alınmalıdır. Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı ve jeolog bilirkişi raporuna göre de dere yatağında kalmadığı belirlendiği takdirde bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; yapılacak keşifte tarım uzman bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; tesbit tarihine kadar yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri tutanak içeriği ile çeliştiği taktirde 3402 sayılı Kanun'un 30/1 inci maddesi gereğince tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenerek çelişkinin giderilmesine çalışılmalı; 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi uyarınca, davacılar yanında, (murisler) yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanun'un 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2 nci maddesi hükmü dikkate alınarak sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır..." gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "mahalli bilirkişi beyanları irdelendiğinde; dava konusu alanın kullanılmadığı ve köyün ortak kullanım alanı olduğunun beyan edildiği, bu hali ile davacı taraf zilyetliğinin kesin ve net olarak kanıtlanamadığını, tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarından davacıların dava konusu taşınmazda kesintisiz bir zilyetliklerinin olmadığının anlaşıldığı, davacı ve ailesinin terör olayları nedeniyle köylerini terk etmelerinin ve bu durumun gayri iradi bir sebep olarak kabulü gerekse de, köye döndükten sonra kullanmamaları ve mahalli bilirkişi beyanları nazara alındığında terör olaylarından önce de davacının burayı kullanmadıkları ve dava konusu edilen yerin köyün ortak kullanım alanı olduğu hususu nazara alındığında zilyetlik olgusunun oluşmadığı, dosya arasında bulunan ziraat ve jeodezi bilirkişisi raporları incelendiğinde ve Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin örnek ilamları nazara alındığında bilirkişi raporlarına itibar etmek gerektiği, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından denetime elverişli usul ve yasaya uygun bilirkişi raporu, birbiriyle örtüşen mahalli bilirkişi beyanları ve tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere davacı tarafından Malik sıfatı ile davasız aralıksız 20 yıllık süre ile zilyetlik olgusunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine" karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, 10.06.2021 tarihinde yapılan keşif işleminde dinlenen mahalli bilirkişilerin yaşları itibariyle dava konusu taşınmazın 1970 ve 1980 yıllarındaki durumu hakkında görgü ve bilgilerinin bulunmadığını, bozma öncesi yapılmış keşfe katılan mahalli bilirkişilerin beyanlarının yerel mahkeme kararında dikkate alınması veya da davanın esası hakkında bilgi ve görgü sahibi mahalli bilirkişilerin katılımıyla yeniden keşif düzenlenmiş olması gerektiğini, dava dilekçesi ekinde sundukları dava konusu taşınmazların tapu kaydına ilişki bir değerlendirmede bulunulmadığı gibi tapuya dayanan mülkiyet iddialarına ilişkin bir karar da verilmediğini, müvekkillerin dava konusu taşınmazdaki mülkiyet iddiasının sadece zilyetliğe dayanmayıp 03.05.1984 tarihli ve 160 sıra, 66 yevmiye nolu tapu kaydına dayandığını, söz konusu taşınmazın tapulu bir yer olduğu ve tescil yapılırken orman vasfı bulunmadığı belirtilerek müvekkillerine verildiğini, tescil tapusu verilirken gerekli inceleme ve araştırmanın yapılmış olduğu kanaatinde olduklarını, 10.10.2021 tarihinde Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen teknik bilirkişi raporunda da orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirtildiğini, verilen kararla mülkiyet haklarının ihlal edildiğini, Yerel Mahkemece delillerin eksik şekilde değerlendirildiğini, Yargıtayın bozma kararı öncesi yargılamada orman bilirkişisinin sunmuş olduğu raporda dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunun belirtildiğini, bozma sonrası orman bilirkişinden alınan raporda taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirtildiğini, Ziraat bilirkişi raporunda taşınmazda imar, ihyanın olmadığı ve taşınmazın tarla vasfında olduğu şeklinde birbiriyle çelişen ifadeler bulunmasına karşın bu husustaki çelişkinin giderilmediğini, Jeodezi(fotogrametri) bilirkişisinin hazırlamış olduğu raporda 1983-1992-2004 yıllarına ait görüntüler incelenerek rapor hazırlandığını, bu tarihlerde incelenen görüntülerin kanaat oluşturmak için yeterli olmadığını, yerel mahkemece taşınmazın bulunduğu ... Köyünün ne zaman boşaltıldığı ve ne kadar süreyle sakinleri tarafından kullanılamadığı hususunda bir araştırma yapılmadığını, müvekkillerinin 5233 Sayılı Kanun ile kurulan Terörden Zarar Görenlere Tazminat Verilmesi Komisyonuna 2004 yılında yapmış oldukları başvurularında 1987 yılında meydana gelen terör olayları nedeni ile köylerinin boşaltıldığının beyan edildiğini ve ... Köyünün 1991-2004 yıllarına kadar güvenlik nedeni ile boşaltılmış olması göz önüne alınarak başvurularının kabul edildiğini, müvekkillerinin tapularının 1983 yılına ait olup evveliyatında da eski malikin zilyetliğinde olduğunu, bu nedenle söz konusu tarihlerde incelenen fotoğraflarla bir kanaat oluşturulmasının hatalı olduğunu, yerel mahkemenin vermiş olduğu kararın usul ve yasalara, hakkaniyete aykırı olduğunu açıklayarak, hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kadastro öncesi nedene dayalı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve tapu kaydına dayanarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 6831 Sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) 3402 Sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) 3. Değerlendirme Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 346,90 TL'nin temyiz eden davacılardan alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 17.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/3709, K. 2024/6035, T. 17.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2022-3709-e-2024-6035-k-52b5f8d80933