Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/2939 E. 2024/7571 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/2939
Karar No
2024/7571
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/1053 E., 2021/262 K. KARAR : Davanın reddi Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 13.05.1993 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması ile 05.03.2010 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 4999 sayılı Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4999 sayılı Kanun) sayılı Kanunla Değişik 9 uncu madde kapsamındaki yüzölçümü ve fennî hataların düzeltilmesi çalışmaları ile birlikte yapılan kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre sınır düzeltme çalışmaları bulunmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Mezitli Belediyesi hudutları dahilinde ... mevkinde, kuzeyi ..., batısı ..., .. .., doğusu .. .., .. .., güneyi .. .., .. .. .. hudutları ile çevrili taşınmazı üzerinde 400 limon ağacı ve 60 zeytin ağacı ile birlikte annesinden 20 yıl önce satın aldığını, ağaçların 30-40 yaşlarında olduğunu, taşınmazın 60-70 yıldan bu yana ziraat arazisi olarak kullanıldığını, 1992-1993 yıllarında 23 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından taşınmazın bulunduğu mahallede 2/B uygulaması ile birlikte sınır çalışmaları yapıldığını, söz konusu taşınmazın 42, 43 ve 44 OS noktalarının çok uzağında olduğu ve taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunun tespit edildiğini, çalışmaların sonucunun 13.05.1993 tarihinde askı suretiyle ilan edildiğini ve kesinleştiğini, hak düşürücü sürenin geçtiğini, aradan 20 yıl geçmesi nedeniyle mülkiyet hakkı ve tescil isteme hakkı doğduğunu, 2009 yılında Orman Kanunu'na muhalefetten Mersin 1. Sulh Ceza Mahkemesinde açılan kamu davası sonucunda taşınmazın üzerinde en az 40 yaşlarında zeytin ve narenciye ağaçları olduğu, en yakın ormanlık alana 4 km mesafede ve toprağının orman muhtevası barındırmayan kırmızı tarım toprağı olduğundan bahisle 13.02.2013 tarih ve 2009/759 Esas, 2013/146 Karar sayılı ilam ile beraat kararı verildiğini, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin tarımsal niteliği korunacak alan olarak ilan edildiğini, ancak Mersin Asliye Hukuk Mahkemesi ve Sulh Ceza Mahkemesindeki davalar devam ederken kanuna aykırı olarak Kadastro Komisyonu tarafından orman sınır noktaları tespit edildiğini, bu tespitin iptali için Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/493 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na ve Orman Kanunu'na aykırı olarak tesis edilen kanunen yok sayılan tapu kapsamına alındığını belirterek, 01.08.2014 tarihinde orman olarak Hazine adına tapuya tescil edilen 546 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 24.06.2015 tarihli celsede ise dava konusu ettikleri taşınmazın kadastro sırasında 307 parsel olarak tespit gördüğünü ancak Orman İdaresinin açtığı dava sonucu tespit dışı bırakılmasına karar verildiğini beyan etmiştir. İlk Derece Mahkemesince, dava konusu yerin orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle mahkeme kararıyla tapulama dışı bırakılmasına karar verildiği ve mahkeme kararıyla orman sayılan yerlerin zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi'nin 02.05.2018 gün ve 2018/44 E., 2018/3349 K. sayılı kararı ile "...mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu çekişmeli 307 sayılı parselin Mersin Tapulama Mahkemesinin 1965/42 E. - 1971/119 K. sayılı dosyasında verilen karar sonucu orman olarak tespit dışı bırakılmasının kararlaştırıldığı, davacının da aralarında bulunduğu birden fazla kişi tarafından 307 sayılı parsele ilişkin açılan ve Mersin 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/388 Esas sayılı dosyasında görülen tescil davası sonucu verilen ret kararının onanarak kesinleştiği tespit edilmiş ancak bu dava dosyaları celbedilmeden ve dava konusu taşınmazın aynı yer olup olmadığı hususunda mahallinde keşif yapılmadan karar verilmiş, dava konusu taşınmazın 2010 yılında yapılan 4999 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmalarda orman sınırları içinde bırakıldığı gerekçesiyle orman sınır noktalarının iptali için Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/493 Esas sayılı dosyasında dava açıldığı iddia edilmiş olup, mahkemece bu dosya da celbedilmeden hakkında inceleme yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca, yörede 1993 yılında orman kadastrosu ve 2010 yılında ise 4999 sayılı Kanun kapsamında çalışmalar yapılmış olup, mahkemece çekişmeli taşınmazın tahdit haritasındaki konumu keşif yapılmak suretiyle saptanmamış, 2010 yılında yapılan 4999 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmalara ilişkin belgeler getirtilmemiştir. Eksik incelemeye dayalı hüküm kurulamaz." gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının eksik inceleme ve araştırma nedeniyle bozulmasına karar verilmiş, davalı Hazine vekili tarafından karar düzeltme kanun yoluna başvurulması üzerine aynı Dairenin 04.12.2018 tarihli ve 2018/3778 Esas, 2018/7878 Karar sayılı ilamı ile talebin reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, taşınmaz başında yapılan keşif sırasında kurumlardan getirtilen tüm kayıtların ve hava fotoğraflarının zemine aplike edilmesi sonucu dosyaya sunulan fen bilirkişisi ve heyet raporuna göre dava dilekçesinde sınırları belirtilen davaya konu taşınmazın orman sayılan alan içerisinde kaldığı, orman sayılan yerlerin Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, zilyetlikle kazanılamayacağı, bu nedenle orman niteliği ile Hazine adına kayıtlı bulunan 546 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline ilişkin davanın sübut bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili, dava konusu taşınmazın 13.05.1993 tarihinde kesinleşen 23 nolu Orman Kadastro Komisyonu kararı ile orman sayılmayan yerlerden olduğunun tespit edildiğini, hak düşürücü sürenin geçtiğini, dolayısıyla taşınmazın müvekkilinin zilyetliği ve tasarrufu altında olduğunun kabul edildiğini, 20 yıllık sürenin geçmesi nedeniyle mülkiyet ve tescil isteme hakkının da doğduğunu, taşınmazın Hazine ile ilişiğinin bulunmadığını, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 5 inci maddesine göre Kadastro Müdürlüğü çalışmalarında işe başlamadan önce mahalli Hukuk Mahkemesinde bu alandaki taşınmazlar hakkında görülmekte olan kadastro ile ilgili davalarda hükme bağlanmış olup da henüz kesinleşmeyen davaların listesinin alınması gerektiğini, Orman Kadastro Komisyonunca orman sayılmayan yer dendiği halde orman idaresinin 2006 yılında bir protokol ile müvekkilinin 40-50 yaşlarındaki narenciye ağaçlarını görmezden gelerek taşınmazı sanal olarak teslim ettiklerini, teslim işleminin hukuka dayanmadığının anlaşılması üzerine 2010 yılında Mersin Asliye Hukuk Mahkemesi ve Sulh Ceza Mahkemesindeki davalar devam ederken kanuna aykırı olarak Kadastro Komisyonu tarafından orman sınır noktaları tespit edildiğini, bu sınırın iptali için Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/493 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, 546 ada 7 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tescilinin yapıldığını, yapılan bu işlemlerin hukuka aykırı ve yok hükmünde olduğunu, aynı zamanda 3402 sayılı Kanun'un 22 nci maddesine de aykırı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararını temyiz etmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ : Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 346,90 TL'nin temyiz edenden alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 16.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/2939, K. 2024/7571, T. 16.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2022-2939-e-2024-7571-k-16408e2552f8