Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2021/15098 E. 2022/9371 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/15098
- Karar No
- 2022/9371
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Uygulama Kadastrosu Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Mahkemece verilen önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; “Mahkemece, tesis kadastrosu sırasında sınırlandırma, ölçü, çizim veya hesaplama hatası yapılıp yapılmadığı, tesis kadastrosunun gerçek sınırları yansıtıp yansıtmadığı ve uygulama kadastrosunda bir hata bulunup bulunmadığı hususlarını irdeler tarzda olmayan, bu nedenle uygulama kadastrosunun açıklanan ilke ve esaslara göre yapılıp yapılmadığını denetime imkan vermeyen, 157 ada 38 (eski 798) ve 41 (eski 803) parsel sayılı taşınmazlar ile davacının taşınmazı arasındaki sınırın sabit sınır niteliğinde bulunduğunu, paftasıyla uyumsuz gibi görünse de sınırlarda hata olmadığını, ancak kırıklı sınırın düz, düz sınırın ise kırıklı ölçülmesinden kaynaklı uyumsuzluk olduğunu, ancak sınırlarda hata olmadığını bildiren, kendi içinde çelişkili bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmuş olmasının isabetsiz olduğu açıklanarak, doğru sonuca ulaşılabilmesi için mahkemece, harita mühendisi sıfatına sahip önceki bilirkişi dışında oluşturulacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu eliyle yukarıda belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılması, sınırların fotoğraflarıyla bilirkişi raporu desteklenmesi, temyize konu sınırların tesis günü ve öncesinden itibaren sabit sayılmasını gerektirecek unsur bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, bundan sonra toplanan ve toplanacak deliller ile birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın reddine, çekişmeli 157 ada 6 parsel, 157 ada 38 parsel, 157 ada 39 parsel, 157 ada 41 parsel,157 ada 43 parsel, 157 ada 44 parsel ve 157 ada 46 parsel sayılı taşınmazların uygulama kadastrosu gibi tespit ve tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin olup, uygulama kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermektir. Uygulama kadastrosuna itiraz davaları, kadastro faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yöneliktir. Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve tesis kadastrosu tarihinde mevcut olan sabit nokta ve sınırlardan, aynı döneme ya da yöreye ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan teknik çalışmalarla, tesis kadastrosuna ait pafta haritaları ortofoto üzerine işlenmekte; haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı tespit edilip varsa hatalar yöntemine uygun şekilde giderilmekte, düzenlenen ada raporu ile yapılan teknik çalışmalar ve gerekçeleri açıklanmakta; bundan sonra yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak, uygulama tutanağı düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. İşte, uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Somut olayda; Mahkemece, mahallinde yapılan 10.09.2020 tarihli keşifte, dava konusu taşınmaz ile davalı komşu taşınmazlar arasında kadim taş duvar bulunduğunun belirtilmiş ve mahalli bilirkişiler ile tespit bilirkişileri de bu yönde beyanda bulunmuşlar ise de, dava konusu taşınmazlara ilişkin ilk tesis kadastrosunun 1956 yılında yapıldığı anlaşılmakta olup, keşif sonrası dosyaya sunulan 08.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda, 1957 ve 1982 tarihli hava fotoğraflarına göre, davacıya ait taşınmaz ile dava konusu komşu taşınmazlar arasında zemindeki sabit sınırların çok net olmadığı, çalılık, fundalık, dağınık taş duvar gibi sınırların nokta hassasiyetinde görülemeyeceği belirtilmiştir. Bu itibarla, davacıya ait taşınmaz ile dava konusu komşu taşınmazlar arasındaki sınırın sabit sınır olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Uygulama kadastrosunun amacı, tesis kadastrosu sırasında yapılan hataları yöntemince düzelterek tesis kadastrosu sırasındaki fiili duruma ulaşmaya çalışmaktır. Davacıya ait taşınmaz ile dava konusu komşu taşınmazlar arasında sabit sınır vasfında bir sınırın bulunmadığının anlaşılmış olması karşısında, yapılan yüzölçümü düzeltmelerinin mülkiyet ihtilafının çözümüne yönelik olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca; Mahkemece, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurularak, davanın kabulü ile uygulama tutanaklarının iptaline, taşınmazın tesis kadastrosunda tespit edilen yüzölçümü miktarı ile tescili için Kadastro Müdürlüğüne iadesine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı ... Müdürlüğüne iadesine, 23.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.