Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2026/2770 E. 2026/2737 K. – İhtilafın Yani

Konu: İhtilafın Yani, Men'i Müdahale

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2770
Karar No
2026/2737
Karar Tarihi
Konu
İhtilafın Yani, Men'i Müdahale

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2725 E., 2025/1252 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 15. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/77 E., 2024/257 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Antalya İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 110 91... parsel numaralı 4/464 arsa paylı D Blok 2. Kat 7 No.lu bağımsız bölümü satın aldığını, taşınmazda ...'nın kiracı olduğu zannı ile müvekkilinin .... Noterliği 05.01.2023 tarihli ve ... yevmiye No.lu ihtarname ile söz konusu taşınmazı satın aldığını ve meskenin tahliyesini talep ettiğini, davalının ise taşınmazda kiracı olmadığını, kira bedeli ödemediğini, taşınmazın vefat eden kocasının babasına ait olduğunu ileri sürerek fuzuli şagil durumda bulunduğunu beyanla davalının taşınmaza müdahalesinin önlenmesine ve tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde; eşinin ölümü nedeni ile çocukları ile yalnız kaldığından eşinin babasına ait evde ikamet etmeye başladıklarını, eşinin babasının muvazaalı satış yaptığını, davacının asil malik olmadığını hile ile tapuda alıcı olarak göründüğünü savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın davacının kendisine ait bağımsız bölüme davalının el atmasının önlenmesi ve taşınmazın tahliyesi istemine ilişkin olduğu, davalı tarafça görev itirazında bulunulmuş ise de taraflar arasında kiracı- kiraya veren ilişkisi mevcut olmadığı, davacının Antalya İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 110 91... parsel numaralı 4/464 arsa paylı D Blok 2. Kat 7 No.lu bağımsız bölümün maliki olduğu, taşınmazın davalının kullanımında olduğu konusunda çekişme bulunmadığı, davalının müdahalesinin ve dolayısıyla haksız işgalin sabit olduğu gerekçesiyle Türk Medeni Kanununun 683. maddesinden kaynaklanan mülkiyet hakkına üstünlük tanınarak el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne ve davalının taşınmazdan tahliyesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden 110 91... parsel sayılı arsa vasfındaki taşınmazın D Blok 7 No.lu bağımsız bölümün mesken sıfatıyla davacı adına kayıtlı olduğu, 04.01.2023 tarihinde satış yoluyla edinildiği, davacının maliki olduğu taşınmaza davalı tarafından el atıldığı hususunun mahkeme gözlemi ve tanık beyanı ile sabit olduğu; davacının, mülkiyet hakkı karşısında taşınmazı davalının kullanmasının haklı ve geçerli nedeni bulunmadığından mülkiyet hakkına üstünlük tanınmak suretiyle sübut bulan davanın kabulüne dair verilen ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı ...'nın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğunu, tüm dairenin davalının egemenliğinde olmadığını, evde iki kilitli oda bulunduğunu, taşınmaz değerinin fahiş olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "mülkiyet hakkının içeriği" başlıklı 683. maddesinde; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. 492 sayılı Harçlar Kanununun "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasında; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." Müdahalenin men'i ve ecrimisil talepli davalar çoğunlukla taşınmazın aynına ilişkin olduğundan, bu tarz davalarda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 120. ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddesi uyarınca, dava değeri ve buna göre alınacak harç, el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil bedelinin toplamından (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İ.B.K.) ibarettir. Dairemizin yerleşik içtihatlarında da el atmanın önlenmesi davaları kural olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak nitelendirilmekte ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bununla birlikte; müdahalenin men'i davalarının tamamının, taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp, taraflar arasındaki ihtilafın yani, men'i müdahale davasının davalısının, dava konusu taşınmaz üzerinde mülkiyet iddiasında bulunup bulunmadığının, her somut uyuşmazlıkta belirlenmesi gerekir. Bu belirleme sonucunda, dava taşınmazın aynına ilişkin ise, harcın da gayrimenkulün değerine göre belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle; yukarıda anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ancak sonuç olarak temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus, hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil, belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında, davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta, karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken, davalı taraf ise evlilik, kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmekte, dolayısıyla, taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle; taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık, dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu tür davaların taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek, harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanması hâlinde, tarafların hak arama ve savunma hakkının ölçüsüz biçimde ihlal edilmesi söz konusu olacağı gibi, bu durumun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçları ortaya çıkartabilecektir. Bu çerçevede; her iki tarafın taşınmaz mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda, dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında, ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğunun iddia edildiği durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı kabul edilmelidir. Somut olayda; davacı mülkiyet hakkına dayanarak dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin men'i talebinde bulunmuş, davalı taraf ise taşınmaza el atılmadığını beyan ederek kira ilişkisine dayanmıştır. Yukarıda anılan hususlar göz önüne alındığında taşınmaz mülkiyetinin davacıya ait olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmadığı gibi, davalının bu yönde bir savunması da mevcut değildir. Bu itibarla; dava konusu taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf mevcut olmadığından maktu oranda harç hesaplanması ve davacı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ekinde mevcut tarifenin, ikinci kısım, ikinci bölümünde yer alan Asliye Mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, el atılan taşınmazın değeri üzerinden harç alınması ve davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. 3. Hükmün belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının REDDİNE, Peşin yatırılan harcın istek hâlinde yatıranlara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y Dava, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince mülkiyet hakkı üstün tutularak dava kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteği esastan reddedilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine Dairenin sayın çoğunluğu tarafından işin esasına yönelik temyiz isteği reddedilerek harç ve vekalet ücreti yönünden hüküm bozulmuştur. Dairenin sayın çoğunluğu ile aramızda işin esasıyla ilgili verilen kararın doğru olduğu yönünde görüş aykırılığımız bulunmamakla beraber yargılama gideri yönünden aramızda görüş aykırılığı bulunmaktadır. Harçlar Kanunu'nun 16. maddesinde; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." hükmü düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesinde ise; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir." hükmü yer almaktadır. Bilindiği üzere, harçlar kanunla düzenlenir. Kanuni düzenleme olmayan bir hususta mahkemeler harç alamayacağı gibi, kanunun düzenlediği bir harcın türünü ve oranını belirleme hak ve yetkisine de sahip değildirler. Yukarıda belirtilen Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi, el atmanın önlenmesi davası yönünden herhangi bir ayrıma gitmeye, bu anlamda sayın çoğunluğun kabul ettiği gibi mülkiyet hakkı sahibi davacının taşınmazına mülkiyet iddiası olmaksızın elatmaları hariç tutmaya ihtiyaç duymamıştır. Çünkü mülkiyet hakkının içeriğini tanımlayan Türk Medeni Kanunun 683/1. maddesinde; bir şeye malik olanın onu dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olduğu belirtilmiş olup bunlardan herhangi birinin başkası tarafından kısıtlanması doğrudan mülkiyet hakkının içeriğini ihlal anlamını taşıyacaktır. Harçlar Kanununun 16. maddesinde yer alan "aynına taallük eden" ibaresinin çok uzun zamandan bu yana Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesindeki tanımlama ile beraber malikin her türlü kısıtlanmasını kapsadığı kabul edilmiş ve uygulama bugüne gelinceye dek istikrar kazanmıştır. Gözden kaçırılmaması gereken husus, elatmanın önlenmesi davasının davacı yönünden mülkiyet hakkına dayanıyor olmasıdır. Davayı ayni dava yapan en önemli özellik işte davacının sahip olduğu bu haktır, yoksa davalıya bağlı bir durum değildir. Bu nedenle de (ayni hak olması), el atma devam ettiği sürece dava hakkı zamanaşımına uğramamaktadır. Bu açıklamalara göre; sayın çoğunluğun eldeki davada maktu harç alınması yönündeki gerekçesinin hiç bir kanuni bir dayanağı bulunmadığı, buna bağlı olarak vekalet ücretinin de hesap edilemeyeceği gözetilerek hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2026/2770, K. 2026/2737, T. 14.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2026-2770-e-2026-2737-k-ba1ed8942c99