Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2026/2401 E. 2026/2809 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2401
- Karar No
- 2026/2809
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/148 E., 2025/430 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının murisi ...'in 28.01.2017 tarihinde vefat ettiğini, ölmeden önce 12.11.2013 tarihinde vasiyetname düzenlediğini, bu vasiyetnamenin murisin tasarruf ehliyetinin bulunmadığı dönemde yapıldığını, 81 yaşında olup unutkanlık, görme ve işitme kaybı, nefes darlığı, böbrek yetmezliği, kanser gibi ciddi hastalıklarla mücadele etmekte olduğunu, yaptığı hukuki işlemin sonuçlarını anlayabilme, bu sonuca uygun hareket edebilme yeteneğinden uzak olduğunu, murisin hiçbir ihtiyacının karşılanmayacağını söyleyerek davalının murisi tehdit ettiğini, uzun süre muris üzerinde baskı kurarak vasiyete konu taşınmazın kendisine devredilmesini talep ettiğini belirterek vasiyetnamenin iptalini, olmadığı takdirde müvekkilinin saklı payını ihlal eden kısmının tenkisi ile 7 54... parselde kayıtlı olan arsanın müvekkilinin saklı payı oranındaki kısmının tapusunun iptaliyle müvekkili adına tescilini, taşınmazın bölünmesinin mümkün olmaması durumunda saklı payına isabet eden kısmın bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; murisin kısıtlı olmadığını, vesayet altına alınmamış olduğunu, tasarruf ehliyetine sahip olduğunu, sağlık raporunun mevcut olduğunu, murisin tehdit edildiği iddiasının ise tamamen gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin bu yönde bir eylemi olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI İlk Derece Mahkemesinin 23.03.2021 tarihli kararıyla; vasiyetnamenin iptali ve tenkis talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 10.10.2022 tarihli kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 10.10.2022 tarihli kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 14.02.2024 tarihli ve 2022/7254 Esas, 2024/826 Karar sayılı kararında belirtilen; "... 1. Mahkemece vasiyetnamenin iptali sebeplerinin ispatlanmadığı gerekçesiyle bu talebin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine. Davacı vekilinin tenkis talebi yönünden temyiz itirazlarına gelince; Dosya içeriği ve toplanan delillerden; murisin terekesinde ölüm tarihi itibariyle aktif olarak bulunan malvarlığı değerini hesaplayan inşaat bilirkişi raporu ile saklı payın zedelenmediği kanaatini bildiren hukukçu bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır. 2. Şöyle ki; gayrimenkul değerleme uzmanı bilirkişi 06.07.2020 havale tarihli raporunda vasiyetname konusu 7 54... parsel sayılı taşınmazın değerini 1.045.975,00 TL, murisin vasiyetnameye konu olmayan diğer malvarlığı değerlerinin toplamını 230.659,00 TL olarak belirledikten sonra vasiyetname konusu taşınmazda dahil olmak üzere murise ait taşınmazların toplam değerini 1.276.634,85 TL olarak belirlemiştir. 3. Gayrimenkul değerleme uzmanına ait raporda temlik dışı tereke 230.659,00 TL olarak hesap edildiği halde 16.11.2020 tarihli hukukçu bilirkişi raporunun değerlendirme ve hesaplama başlıklı bölümünde temlik dışı tereke 1.276.634,85 TL olarak hesap edilmiş; terekenin aktifi hesaplanırken bu değere 1.045.975,00 TL ilave edilerek terekenin aktifinin 2.322.609,85 TL olduğu belirlenmiştir. Hâl böyle olunca murisin terekesinin aktifi hesaplanırken temlike konu taşınmazın değeri, iki kere hesaba dahil edilmiş olmaktadır. 4. Bu nedenle mahkemece; davacının saklı payının zedelenip zedelenmediğini tespit için iki rapor arasındaki çelişkiyi giderir şekilde yeniden rapor alınarak tenkis talebi yönünden işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik ve hatalı inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir...” gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; davaya konu vasiyetname ile davacının saklı payının aşıldığı, sabit tenkis oranının 0, 2...7 olarak tespit edildiği, taşınmazın bu oranda bölünebileceğinin rapor edildiği ve fen bilirkişisinden ifraz haritasının hazırlatıldığı gerekçesiyle vasiyetnamenin iptali talebinin reddine, davacının terditli tenkis talebinin kabulüne, dava konusu 7 54... parsel sayılı taşınmazın 16.07.2025 tarihli fen bilirkişi raporunda F harfi ile gösterilen 1215,89 m²’lik alanın ifraz edilerek aynı adanın son parsel numarası verilmek suretiyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. VI. TEMYİZ Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile sonuca gidildiğini, dava dilekçesinde ifade edilen hususların hukuk sınırlarının dışında kaldığını, murisin tehdit altında vasiyetname yapmadığını, murisin iradesinin vasiyetname doğrultusunda bulunduğunu, itiraz ve beyanlarının dikkate alınmadığını ve tenkis hesaplamasının hatalı yapıldığını beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, vasiyetnamenin iptali, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir. Bilindiği üzere; mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 17. maddesi). Mirasbırakan 01.01.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Kanun'un hükümlerinin, 01.01.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. 4721 sayılı Kanun'un 560. maddesine göre, "Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler". Buna göre tenkis davası, mirasçıların saklı paylarını elde edememiş olması hâlinde açılabilir. Saklı payın zedelenip zedelenmediği ise mirasın açıldığı tarihteki terekenin durumuna göre belirlenir. Tereke; mirasbırakanın ölüm tarihi itibari ile sahip olduğu ve mirasçılarına intikal edebilen mal, hak, alacak ve borçların tümüdür. Mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünün belirlenebilmesi için terekenin ölüm tarihindeki değerinin tespit edilmesi gerekir. Tereke denildiğinde akla ilk olarak mirasbırakanın ölüm tarihinde sahip olduğu ve mirasçılara intikali elverişli olan mal ve haklar gelse de; tasarruf nisabının belirlenmesinde esas alınan tereke, yalnızca aktif değerlerden ibaret değildir. Net terekenin hesaplanabilmesi için mirasbırakanın mal varlığının aktifine; mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı, denkleştirmeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalar ile hayat sigortası satın alma bedeli değerlerinin terekeye eklenmesi gerekir. Saklı paya el atmanın doğru olarak belirlenmesi için temlik konusu olmayan, mirasbırakana ait her türlü mal varlığı değerinin saptanmalıdır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. 4721 sayılı Kanun'un 507/2 hükmü ile tasarruf nisabının hesaplanması için terekeden çıkarılması gereken değerler düzenleme altına alınmıştır. Hükme göre hesap yapılırken; mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri terekeden indirilir. Bunlar terekenin pasifini oluşturur. Mirasbırakanın, saklı payı zedeleyip zedelemediği "net tereke" üzerinden hesaplanır. Net tereke ise, terekenin aktifinden terekenin pasifin indirilmesi ile bulunur. Net tereke bu şekilde tespit edildikten sonra davacıların net tereke üzerinden miras payı bulunur ve daha sonra davacıların saklı payları belirlenir. Tereke bu şekilde belirlendikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılıp parasal olarak miktarının tespiti gerekir. Tasarrufun saklı payı ihlal edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Ayrıca sabit tenkis oranı hesaplanırken de bu rakam esas alınır. Uygulamada mirasbırakanın ölüm gününe göre bulunan tenkis oranına, sabit tenkis oranı denilmektedir. Sabit tenkis oranı, 11.11.1994 gün ve 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile "tasarrufun tümünün değeri ile davalılara yapılan fazla teberru arasında kurulan orandır". Sabit tenkis oranı, el atılan saklı payın (ihlal edilen saklı pay), tasarrufun değerine (kazandırma tutarı) oranı olup bunun her davalıya yapılan tasarruf tutarları yönünden ayrı ayrı belirlenmesi gerekir. Diğer taraftan, lehine kazandırma yapılan davalının da saklı pay mirasçısı olması durumunda, ona yapılan kazandırma tutarından saklı payı indirildikten sonra tenkise tâbi kazandırma miktarının dikkate alınması gerekmektedir (Yargıtay 2. HD 2007/21515 Esas sayılı kararı). Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiğinde, tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (4721 sayılı Kanun'un 564. maddesi) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm hâlinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir. Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde, sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmayacağından davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse de sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir. Mahkemece, bozma kararına uyulmasına rağmen bozmanın gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Somut olayda, tenkis hesabına esas olmak üzere alınan bilirkişi raporunun yukarıdaki ilkelere göre denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğunu söylemek mümkün değildir. Şöyle ki; net tereke üzerinden davacının saklı payına isabet eden miktardan temlik dışı (artık) terekeden davacının miras payına düşen rakam mahsup edilmeden sabit tenkis oranının belirlendiği anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle usulüne uygun şekilde sabit tenkis oranı tespit edilmemiştir. Hâl böyle olunca, murisin ölüm tarihine göre saptanan net tereke üzerinden davacının saklı payına isabet eden miktardan temlik dışı (artık) terekeden davacının miras payına denk gelen rakamın mahsup edilmesi, ondan sonra tespit edilen bu değer üzerinden sabit tenkis oranı belirlenerek yukarıda izah edilen ilkeler doğrultusunda davacının tenkis talebi hakkında dosya kapsamına uygun bir karar verilmesi gerekirken hatalı saptanan sabit tenkis oranı baz alınarak yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir. Kabule göre de, tenkise tâbi taşınmazın ifrazının mümkün olup olmadığı konusunda Belediye Encümeninden karar alınmadan tapu iptali ve tescil kararı verilmesi de hatalıdır. VII. KARAR Yukarıda belirtilen sebeplerle temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,20.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.