Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/715 E. 2025/1348 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/715
Karar No
2025/1348
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2006/182 E., 2011/549 K. MÜDAHİL DAVACI : ... vekili Avukat ... DAVALILAR : ... vd. vekili Avukat ... vd. Mahkeme kararı davacı ... vekili, müdahil davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, asli müdahil ...'ın adli yardım isteminin, devamında asli müdahilin ve davacının temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin ...Köyündeki meyve bahçesini, yukarısında bulunan dere yatağındaki sızıntı su ile suladığını, davalıların kullandıkları iki adet kaynağının kuruması sonrasında müvekkilinin bahçesini suladığı suya müdahale ettiklerini, davalıların başka yerden de sulama imkanları olduğu halde elektrik sarfiyatı olacağı düşüncesiyle diğer kaynağı kullanmayıp, müvekkilinin kullandığı suyu keserek sulama yaptıklarını, tespit istemli dosyadan da bu durumun anlaşıldığını ileri sürerek; suya davalılar tarafından yapılan müdahalenin önlenmesini talep etmiştir. Müdahale talep eden ... vekili: Müvekkilinin yedi - sekiz yıldır bahçesini dava konusu su kaynağından suladığını, kullanabileceği başkaca su kaynağının da bulunmadığını belirterek; suya davalılar tarafından yapılan müdahalenin önlenmesini talep etmiş, davaya müdahale harcını yatırmıştır. II. CEVAP Bir kısım davalılar vekili; davacının iddialarını kabul etmediklerini, mahkemece yapılan tespitin müvekkillerinin yokluğunda icra edilmiş olması sebebiyle kabul edilemeyeceğini, davacının sanki kadimden beri dava konusu su ile arazisini sulamaktaymış gibi iddialarda bulunduğunu, oysa böyle bir durumun olmadığını belirterek; davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile; "...Bahçelerdeki ağaç yaşlarının belirlenebilirliği karşısında kadim haktan bahsedilemeyeceği, nizalı sudan sulama amaçlı faydalanıldığından öncelikli yararlanma hakkının düşünülemeyeceği, kadim ve öncelikli yararlanma hakkı bulunmayan yetersiz genel sudan yararlanma konusunda davacı ... ve bir kısım davalılar arasında önceden akdedilen yazılı tevzi şekline göre nizalı suyun bir müddet nizasız, fasılasız kullanıldığı, davacı ...'in bu tevziye göre suladığı taşınmazların sayısını ve alanını arttırması sonucunda kaynaktan daha fazla su alması nedeniyle davalıların, davacı ...'in eylemine müdahaleleri üzerine iş bu davanın açıldığı, her ne kadar davacı ...'in sonradan sulamaya açtığı taşınmazların ihtiyacını karşılamak için başkaca su kaynağı yok ise de bilirkişi raporlarıyla sabit olduğu üzere nizalı suyun miktarının az oluşu, taşınmazların alanının fazla ve sulama aralığının çok uzun olması, nizalı sudan beklenen faydanın sağlanamaması, bu durumda taraflar arasındaki önceki kullanım şeklinin muhafazası gerekip yeni açılan bahçelerin su ihtiyacının dikkate alınmaması gerektiği; öte yandan müdahil davacı ...'in su talep ettiği taşınmazına evvelden beri hububat ektiği, yakın zamanda ise aynı taşınmaza zeytin fidanları da diktiği, küçük fidanların ise nizalı suyla hiç sulanmadığına karine teşkil ettiği, kaldı ki İbrahim'in su istediği taşınmazıyla su kaynağı arasındaki kot farkına ve suyun cazibesine bakıldığında İbrahim'in su ihtiyacının karşılanmasının fiilen mümkün olmadığı, o halde müdahil davacı ...'in sonradan sulamaya açtığı taşınmaz ile davacı ...'in sonradan sulamaya başladığı taşınmazlara yetersizlik nedeniyle su verilmemesi gerektiği; davacı ... ve bir kısım davalıların nizalı su kaynağı üzerinde kadim ve öncelikli kullanma hakları yok ise de taraflar arasındaki tevzi şekline göre suyun çekişmesiz kullanılmış olması sebebiyle, nizalı suyun bu taraflar arasında belli bir zaman diliminde ve bilirkişinin asıl ve ek raporu dikkate alınarak, bu yararlanma durumuna riayet edilerek kullanılması gerektiği..." gerekçesiyle; müdahil davacı ... tarafından açılan davanın reddine, davacı ... tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile; ... ilçesi, ...Köyü'ndeki dava konusu suyun davacı ... ile davalılar arasında tevzi edilerek nizalı sudan her 15 günde bir 26 saat 45 dakika süre ile davacı ...'ın yararlandırılmasına, diğer günlerde ve saatlerde davalıların yararlandırılmalarına, dava konusu suyun bu şekilde tevzi edilmesine, davacı ...'ın fazlaya ilişkin taleplerinin reddine, karar verilmiştir. IV. TEMYİZ Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... vekili ve davacı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı ... vekili; kadimlik konusunun yeterince incelenmemiş olduğunu, kurulan su rejiminin dava konusu taşınmazlar yönünden yetersiz olup ağaç yaşı, adedi, cinsi, bölgedeki su kaynaklarının çok kısıtlı oluşu ve ihtiyaç durumu dikkate alındığında müvekkilinin suya ihtiyacının hat safhada olup bu hususlarda gerekli yeterli inceleme yapılmadan hazırlanan raporun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. 2.Müdahil (Davacı) ... vekili; öncelikle adli yardım istemleri olduğunu, ...'ın istinaf/temyiz masraflarını karşılama imkanı olmadığından temyiz masraflarının devlet ödeneğinden karşılanmasını talep ettiklerini, müvekkilinin dava konusu suyu yıllardır kullanagelmiş olması sebebiyle su üzerinde kadim kullanım hakkı bulunduğunu, müvekkilinin bahçesinin de su hakkı tanınan diğer kişilerle sınırdaş olduğu halde kurulan hükümde müvekkiline su hakkı tanınmamasının haksız olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; suya müdahalenin önlenmesi istemine ilişkindir. 1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 718. maddesi gereğince; Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Bu madde hükmüne paralel olarak düzenlenen Türk Medeni Kanununun 756. maddesi gereğince de; "Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz. Arazi maliklerinin yer altı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır." Gerek Türk Medeni Kanununun 718. maddesi, gerekse 756/2. maddesinde sözü edilen kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır. Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tabi ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su, kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun, kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması halinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Yeraltı Suları Kanununa tabidir. Başka bir ifadeyle; kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa, genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera,orman vb.) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise, kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir. Özel su ise; tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur. Arazinin mülkiyetine tabi olan kaynak suyu yani, özel su üzerinde, hak sahibi dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Bu suyu kendisi kullanabileceği gibi kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak hakkı da tanıyabilir. Ayrıca mülkiyet hakkına dayanarak kaynağa elatma varsa elatmanın giderilmesi için davalar açmak yetkisi de bulunmaktadır. Türk Medeni Kanununun 756/2. maddesi gereğince "Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur." hükmü doğrultusunda kaynak hakkı ancak tapuda düzenlenecek resmi senetle tapu malikinin rızası ile kurulabilir. Yine benzer şekilde Türk Medeni Kanununun 837. maddesi de "Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak hakkı, bu arazinin malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar. Bu hak, aksi kararlaştırılmadıkça başkasına devredilebilir ve mirasçıya geçer. Kaynak hakkı, bağımsız nitelikte ve en az 30 yıl için kurulmuş ise tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Madde hükmünde belirtildiği üzere, kaynak irtifakı doğrudan kişiye bağlı olarak kurulabileceği gibi hakkın başkalarına devri de kararlaştırılabilir. Bağımsız ve daimi bir hak olarak tesis edildiğinde tapu kütüğüne ayrı bir sayfaya kaydı da mümkündür. Kaynak hakkının kazanılmasına ilişkin, kanunda açık bir hüküm olmamakla birlikte eşyaya bağlı diğer irtifakların kazanılması hükümleri uyarınca Türk Medeni Kanununun 780. maddesinden kıyasen yararlanarak taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir (m.704/2). Bu durumda kaynak hakkının, resmi şekilde düzenlenecek sözleşme ile tapu siciline tescil ile kazanılması mümkündür. Gerçekten Türk Medeni Kanununun 756/2 ve 837. maddesinde belirtilen kaynak irtifakına konu olabilecek su, özel su olup genel su niteliğindeki yeraltı suyu bu düzenlemelerin dışındadır. Nitekim genel sular taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemez. 3.Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında so... olaya gelince; dosya kapsamındaki delillerin incelenmesinden, davaya konu suyun, genel su niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Genel sulardan ise kadim ve öncelik hakkı nazara alınmak koşulu ile herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir. Su rejimi kurulması, uzmanlık gerektiren bir husus olup Mahkemece, bilirkişilerden su rejimi kurmaya elverişli, bilimsel, yeterli ve denetime uygun rapor alınmalı, tarafların ihtiyaçları oranında (içme suyu ihtiyacının kullanma suyuna göre öncelikli olduğu da dikkate alınarak), dava konusu sudan yararlanma şekil ve şartları (haftalık ya da günlük süreler esas alınarak; ayın kaçıncı günü, kim, kaç saat ya da haftanın hangi günü kim, kaç saat) belirlenmek suretiyle, taraflar arasındaki nizayı çözümler nitelikte infaza elverişli su rejimi oluşturularak muarazanın giderilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. O halde; müdahil davacı ...'in ve davacı ...'in suya ihtiyaçları ve temyiz itirazları da gözetilerek yukarıda belirtilen şekilde yapılacak araştırma neticesinde oluşacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve hatalı değerlendirme üzerine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 4.Kabule göre de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/2. maddesi; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." hükmünü amir olup, buna göre hüküm fıkrasının, tarafların taleplerini karşılayacak, infazda tereddüt yaratmayacak şekilde açık ve maddeler halinde oluşturulması gerekir. Bu kapsamda; Mahkemece davanın kabulü ile su rejimi kurulmasına karar verilmişse de kurulan hükmün infaza elverişli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Bilirkişiden yeniden rapor alınmak suretiyle, dava konusu sudan yararlanma şekil ve şartları (haftalık ya da günlük süreler esas alınarak; aylık kullanma rejimi kurulacak ise ayın kaçıncı günü, kim, kaç saat veya haftalık kullanma rejimi kurulacak ise haftanın hangi günü kim, kaç saat kullanacak) belirlenmek suretiyle, infaza elverişli hüküm kurulması gerekirken, usul ve yasaya aykırı, yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru görülmemiştir . VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı ...'ın ve müdahil davacı ...'ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine, 06.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/715, K. 2025/1348, T. 06.03.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2025-715-e-2025-1348-k-8ec7a1a3c07f