Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/4460 E. 2026/2237 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4460
- Karar No
- 2026/2237
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1287 E., 2024/1476 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Edirne 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/84 E., 2024/241 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile davacının kardeş olduğunu, murislerinin ölümü üzerine taşınmazların paylaştırıldığını, 2248 parsel sayılı taşınmazın da davalı adına tescil edildiğini, fakat tescilden önce, bu taşınmazın 3 hisseye ayrılacağına ilişkin sözleşmenin imzalandığını, sözleşmeye uygun şekilde taşınmazın davacıya ait 368 m²'lik kısmının tel örgüyle ayrılarak davacı tarafından kullanıldığını ileri sürerek, 2248 parselin 368 m²'lik kısmının davacı adına tescilini bunun mümkün olmaması halinde tespit olunacak bedelin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; her ne kadar anlaşma imzalanmış ise de anlaşmanın değiştiğini ve aynı gün tapuda davaya konu taşınmazın davalıya satıldığını, bu nedenle inançlı işlem olarak değerlendirilebilecek bir durumun olmadığını, davacının taraf muvazaasının dinlenmeyeceğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin karar başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "davacı ile davalı ve dava dışı üçüncü şahıs arasında düzenlenen miras taksim sözleşmesi ile dava konusu taşınmazın ...'e 368 m², ... Tahtakesen'e 489 m², ...'ya 489 m² olmak üzere üç hisseye ayrılmasının kararlaştırıldığı, ancak daha sonra dava konusu taşınmazın davacı adına kayıtlı iken tapuda davalıya satış yolu ile devredildiği, tarafların tapuda yapılan devir işlemi ile düzenledikleri miras taksim sözleşmesinden davacı tarafın kendi iradesi ile döndüğünden sözleşmeye dayalı olarak talepte bulunamayacağı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin karar başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "davaya konu taşınmazın tarafların murisi ... ... adına kayıtlı iken ölümü üzerine 09.03.2021 tarihinde mirasçılar ..., ..., ..., ... ve ... adına tescil edildiği, 10.03.2021 tarihli satış işlemi ile diğer mirasçılar tarafından hisselerin davacı ...'ye satış suretiyle devredildiği, akabinde 16.03.2021 tarihinde davacı ... tarafından hissesinin davalıya satıldığının belirlendiği, bu halde, sözleşme tarihinde davacı tarafından dava konusu taşınmazın davalıya satılarak sözleşmeden dönüldüğünün kabulü gerekmekte olup yerel mahkemece yazılı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; taraflar arasında inanç sözleşmesinin olduğunu, tanıklarca da bu hususun doğrulandığını, tanık beyanlarına göre taraflar arasındaki anlaşmadan sonra tescil işleminin yapıldığını, aynı gün yapıldığını, bu halde sözleşmeden dönüldüğü şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, inanç sözleşmesinden kaynaklı tapu iptal ve tescili, terditli tazminat istemine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 676. maddesi "Mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları .... Paylaşma sözleşmesiyle mirasçılar, tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul edebilirler. Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır." şeklinde düzenlenmiştir. 4721 sayılı Kanun'un 676. maddesi uyarınca miras paylaşımı (taksim) ancak taksim sözleşmesinin yapıldığı sırada miras ortaklığına dahil, paylaşılmamış olan miras malları için söz konusudur. Paylı mülkiyete dönüştürülmüş ya da diğer mirasçıların oluruyla bir veya birkaç mirasçı adına tescil edilen durumlarda miras taksim sözleşmesi yapılması sonuç doğurmaz. Miras ortaklığına (terekeye) dahil taşınmazlara ilişkin miras taksim sözleşmesinin geçerliliği için tüm mirasçıların katılımı ile adi yazılı şekilde düzenlenmesi yeterlidir. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Somut olayda, davaya konu taşınmazdaki elbirliği mülkiyetinin, 16.03.2021 tarihli sözleşmeden önce sona erdiği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda yukarıda bahsedildiği üzere miras taksim sözleşmesi sonuç doğurmayacaktır. Eldeki 16.03.2021 tarihli sözleşme ve tapu kayıtları bir bütün halinde incelendiğinde; davaya konu taşınmazda tam malik olan davacı tarafından, 16.03.2021 tarihinde davalı ...'e taşınmazın tapuda satış suretiyle devredildiği, aynı tarihte davacı ile davalı ... arasında 16.03.2021 tarihli sözleşmenin imzalandığı, sözleşmeye göre taşınmazın bir kısmının devir yapan davacı ...'ye ait olacağının kararlaştırıldığı görülmekle taşınmazın 3 68... 'lik kısmının mülkiyetinin davacıya ait olduğuna ilişkin yapılan iş bu sözleşmenin inanç sözleşmesi niteliğinde olduğu açıktır. Taşınmazın bir bölümünün inanç sözleşmesine dayalı devri istendiğine göre, bu bölümün ana taşınmazdan ifrazının mümkün olup olmadığının yöntemince araştırılması gerekmektedir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda taşınmazın ifrazının mümkün olmadığı belirtilmiş ise de, ifraz krokisi makamlara gönderilmek suretiyle mevzuata göre ifrazının ya da taşınmazda davacı lehine hisse oluşturmanın mümkün olup olmadığı belirlenmemiştir. O halde İlk Derece Mahkemesince, bilirkişiden ek rapor alınıp dava konusu yere ilişkin ifraz krokisi hazırlatılarak ifraz krokisinin Lalapaşa Kaymakamlığı'na gönderilmek suretiyle ifrazının ya da taşınmazda davacı lehine hisse oluşturmanın mümkün olup olmadığının tespit ettirilmesi; ifrazın mümkün olmadığının anlaşılması halinde ise bu kez davacının tazminat istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.