Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/3655 E. 2026/1111 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3655
Karar No
2026/1111
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/357 E., 2025/1425 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/390 E., 2024/490 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 260 42... parsel sayılı taşınmazın kayden malik olan müvekkili tarafından 01.02.2020 tarihinde dava dışı ........ kiraya verildiğini, kira sözleşmesinin kiralayan .... tarafından da imzalanması için kefil ... bırakıldığını, uzunca süre geçtiği hâlde imzalanmış olarak sözleşme müvekkiline iade edilmeyince 06.10.2021 tarihinde ihtar gönderilerek kira sözleşmesinin gereklerinin yerine getirilmesinin kiralayandan istendiğini, ancak ihtarın "şirket yetkilisi" ibaresi ile ...... tarafından tebliğ alınması üzerine yaptığı araştırmada taşınmazı davalı şirketin işgal ettiğini öğrendiğini, kira sözleşmesinin 7. maddesinde alt kiraya verme yasağı bulunduğundan davalının kullanımının haksız olduğunu ileri sürerek davalı Şirket tarafından yapılan el atmanın önlenmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; kendileri ile işbirliği içinde olan ve başka şirketlerde de yetkili bulunan ... ... davacı ile görüşmeler yaparak taşınmazın kiralanması konusunda anlaştığını, ofis olarak kullanılacağının davacıya bildirildiğini, tarafların anlaşması üzerine iş yeri olarak kullanılan taşınmaz hakkında ......... İstanbul'da ikamet etmesi nedeniyle davacı ile irtibat sağlanamadığını, bir araya gelip kira sözleşmesini imzalayamadıklarını, ancak Mart 2020 itibariyle kira ilişkisinin mevcut olup ödenmiş kira bedelleriyle de bu ilişkinin sabit olduğunu, şirket yetkilisi Birsel Güler ile davacı arasında whatsapp yazışmalarının mevcut olup gönderilen kira bedellerini davacının kabul edip iade etmediğini, haksız işgalin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Kira sözleşmesinin davacı ile dava dışı... arasında imzalandığı, alt kira olarak başkasına kiralanmasına izin verilmediği, taraflar arasında geçerli bir kira sözleşmesi bulunmadığı, yapılan kira ödemelerinin ise... tarafından yapıldığı zannedildiğinden davacı ve davalı arasında sözlü kira sözleşmesinin yapıldığının kabul edilmeyeceği, davalı tarafça bu hususun aksi ispatlanmadığı gibi davalı tarafça tanık deliline dayanılsa da süresinde cevap dilekçesi sunulmadığından tanıkların dinlenilmeyeceği, davacıya ait taşınmaz üzerinde davalının haksız müdahalede bulunduğu" gerekçesiyle; davanın kabulü ile, .... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 260 42... parselde, ... ... Mahallesi 2114. Sokak, No:4 .../... adresindeki taşınmaza davalının haksız işgali sebebiyle el atmasının önlenmesine ve taşınmazdan tahliyesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 hükmü gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ Davalı vekili temyiz dilekçesinde; cevap dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaları temyiz dilekçesinde de aynen tekrar etmiş ilave olarak taraflar arasında geçerli bir kira sözleşmesi bulunduğunu, ödenen bedellerin kira sözleşmesi bulunduğuna delalet ettiğini, davacının kira ödemelerini kabul etmiş olup Whats App yazışmaları ile de sabit olduğu üzere zımnen kurulu kira sözleşmesine itibar edilmesi gerektiğini, aradaki kira ilişkisi nedeniyle haksız bir kullanım söz konusu olmadığını, kira sözleşmesinden kaynaklı müvekkilinin şahsi hak sahibi olduğunu, müvekkili Şirket ile... arasında bir alt kira ilişkisi ya da kefalet akdinin söz konusu olmadığını, hesap bilirkişisi aracılığıyla ödemelerin tespiti gerektiğini, davanın nitelemesinin de hatalı yapılmış olup davanın sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerekirken görevsiz mahkemede karara bağlandığını, tanıklarının dinlenmemiş olup savunma hakları kısıtlanmak suretiyle hukuka aykırı karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi ve tahliye istemlerine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi

K A R Ş I O Y

1. Uyuşmazlık, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi ve tahliye taleplerine ilişkindir.

2. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın tahliyesine ve el atmanın önlenmesine karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf talebi esastan reddedilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm onanmıştır.

3. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık müdahalenin men'i davası yönünden esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır.

4. 492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."

5. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.

6. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.

7. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir.

8. Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır.

9. Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir.

10. Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir.

11. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir.

12. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir.

13. Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır.

14. Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir.

15. Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmazda kiracı sıfatının bulunduğunu savunduğu, bu yönüyle davalının mülkiyet iddiasında bulunmadığı, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taraflar arasında kira sözleşmesi ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre müdahalenin men'i davası yönünden dava değerinin yoksun kalınan kullanım bedeli üzerinden hesaplanması gerektiği düşünülmektedir.

16. Açıklanan nedenlerle BAM kararının harç yönünden bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki düzeltilerek onama kararına iştirak edilememiştir.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/3655, K. 2026/1111, T. 27.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2025-3655-e-2026-1111-k-5edee83f9d65