Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/3040 E. 2025/4459 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/3040
Karar No
2025/4459
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/3752 E., 2024/531 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/147 E., 2023/120 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ... vd. vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.10.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davalılar ... vd. vekili Avukat ..., diğer taraftan davacı asil ... ile davalı ... vekili Avukat ... geldiler. Başkaca gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ve ... vekili ... ...'in ... 1. Noterliğince düzenlenen 01.08.1995 tarih ve ... yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile dava konusu ... ilçesi, ... Mahallesi, 74 parseldeki hak ve hisselerini 15.000,00 TL, 95 parseldeki hak ve hisselerini 88.000,00 TL, 114 parseldeki hak ve hisselerini 20.000,00 TL, 117 parseldeki hak ve hisselerini 20.000,00 TL, 151 parseldeki hak ve hisselerini 82.000,00 TL bedelle kendisine sattığını ve bedellerini peşin olarak nakden aldığını; ancak bugüne kadar tapuda devir işleminin gerçekleştirilmediğini belirterek davalılar adına kayıtlı olan ... ilçesi, ... Mahallesi, 74, 95, 114, 117, 151 (ifrazen 668, 669, 670) parsel sayılı taşınmazların tapu kaydının iptali ile kendisi adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının kötü niyetli olarak ve dava konusu taşınmazları bedelsiz olarak elde etmek maksadıyla ... Noterliğinin 30.01.19 95... yevmiye No.lu vekaletnamesinde dava dışı ... ... ile birlikte aynı yetkileri haiz vekil olarak yer aldığını, davalı ...'ın mirasbırakanı ...’nın okuma-yazması olmadığını, davacının kendisine miras kalan taşınmaz hisselerinin intikalini yapacağını söyleyerek, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde adına kayıtlı yahut kendisine intikal edecek olan tüm taşınmazları üzerinde sınırsız tasarruf yetkisini taşıyan vekili olarak atanmasını sağladığını, davacı ile dava dışı ... ...'in haksız olarak aldıkları genel vekaletnameye dayanarak ve vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle vekiller arası işlemle, kendi aralarında ... Noterliğinin 01.08.1995 tarih ve ... sayılı Satış Vaadi Sözleşmesini düzenlediklerini, söz konusu satış sözleşmesinde, mirasbırakan ... ve diğer davalıların mirasbırakanı ... vekili olarak hareket ettiği belirtilen ... ..., davacı ... ile yaptığı satış vaadine karşılık 400.000.000,00 TL bedeli aldığını ve hissedarlara hisseleri oranında ödediğini, davacının vekaletnamede açıkça yetkili olmasına rağmen evvelce taşınmazların miras bırakan adına intikalini gerçekleştirmediğinden, satış vaadi sözleşmesine yönelik ifa olanağı yokluğu iddiasına dayanmasının mümkün olmadığını, davacının söz konusu satış vaadi sözleşmesine dayalı talebinin Borçlar Kanunu hükümlerine göre 10 yıl geçmesi nedeniyle zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Dahili davalılar ..., ..., ... ve ... vekili cevap dilekçelerinde ve duruşmalardaki beyanlarında özetle; davacının ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/549 Esas sayılı dosyasında ... Köyü, 74, 95, 114, 117, 151 parsel sayılı taşınmazlar için dahili davalılara karşı satış vaadine davalı tapu iptali ve tescil talebi ile dava açtığını, Mahkemece açılan davanın reddine karar verildiğini ve kararın taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleştiğini, davacının aynı parsellerle ilgili yine dahili davalılar aleyhine aynı satış vaadine dayalı olarak tapu iptali ve tescil davası açtığını, davanın konusunun, talebinin, tarafların ve diğer hususların aynı olduğunu belirterek davacının davasının kesin hüküm nedeni ile reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalılar murisi ... ve ...'un noterde düzenlenen taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesi ile murislerinden intikal etmiş veya edecek olan davaya konu taşınmazlardaki hisselerini davacıya satmayı vadettikleri, satış bedelinin tamamının haricen ve nakit olarak ödendiği, davaya konu taşınmazlarda davalıların iştirak halinde miras hisselerinin bulunuyorken, iştirakin 2015 yılında müşterek mülkiyete dönüştürüldüğü, sözleşmenin ifa imkanının bu tarih itibarıyla başladığı, zamanaşımının da bu tarihten itibaren işlemeye başladığı gözetildiğinde davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, davalı tarafça vekaletin kötüye kullanıldığı iddiasının ispatlanamadığı, taşınmazlar üzerinde satış vaadi şerhi bulunması ve bu şerhin bazı hisseler üzerinde halen devam ettiği gerekçesiyle dahili davalıların iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle tapu iptali, tescil davasının ve üçüncü kişilere husumet yöneltilmeyerek bazı parseller yönünden bedele yönelik davanın bilirkişi raporu doğrultusunda dava tarihindeki değerleri üzerinden kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı davalıların murislerince satış vaadi sözleşmesine dayanak vekaletnamede ölümden sonra da yetkinin devam ettiği düzenlenmiş olduğundan istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalılar ... ve diğerleri vekili; ölü kişinin vekaleti ile yapılan işlemlerin geçersiz olduğunu, davacının tüm talepleri dava açıldığı tarihten önce zamanaşımına uğradığını, tarafları ve konusu aynı başka bir davada verilen zamanaşımından ret kararı kesinleşmiş olup huzurdaki dosyaya emsal teşkil ettiğini, davacı tarafından 2 kez ıslah yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, okuma- yazma bilmeyen kişinin ibraname düzenlemesinin mümkün olmadığını, ibranamede yazılı tarihin, satış vaadi sözleşmesinden 1 yıl önce olmasının mantığa, hukuka ve vekillik görevine aykırı olduğunu, davacı tarafından bedelin ödendiğine ilişkin yazılı delil sunulmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar ... ve diğerleri vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davalılar ... ve diğerleri vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümleri uyarınca vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanunu'nda sadakat ve özen borcu vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu olarak benimsenmiş ve Kanun'un 390. maddesinde vekilin müvekkiline karşı vekaletini iyiniyetle ifa ile mükellef olduğu hükme bağlanmıştır. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve gerçek iradesine uygun hareket etmek, onu zararlandırıcı her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanun'un 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen bütün özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yapılan sözleşme vekil edeni bağlar ve geçerlidir. Bu gibi durumlarda vekil vekalet görevini kötüye kullanmış olsa dahi bu sorun vekil ile vekalet eden arasında nihayet bir iç sorun olarak kalır. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya durumun özelliği icabı bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması Medeni Kanun'un 2. maddesinde yazılı dürüst davaranma kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilir. Somut olayda; düzenleme şeklinde yapılan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde vekilin görevini kötüye kullandığı iddia edilmekte olup, bu hususta Mahkemece yapılan araştırmanın yeterli olduğunu söyleme imkanı yoktur. Şöyle ki; davalı vaat borçlusunun vekili sıfatıyla satış vaadi sözleşmesini imzalayan dava dışı ... ... gibi davacı da vaat borçlusunun aynı vekaletname ile yetkilendirdiği bir diğer vekilidir. Her iki vekil de vaat borçlusunun gerçek iradesini bilmesi gereken kişilerdir. Buna rağmen gerçek irade dışına çıkılarak vekalet görevinin kötüye kullanılması durumu olup olmadığının açıklığa kavuşturulması önem arz etmektedir. O halde Mahkemece, davaya konu edilen taşınmazların başında keşif yapılarak gayrimenkul satış vaadi sözleşme tarihi esas alınmak suretiyle taşınmazların o günkü rayiç değerleri tespit edilmeli, bu değerler ile sözleşmede belirtilen değerler karşılaştırılmalı, gerçek değer ile sözleşmede belirtilen değer arasında aşırı nispetsizlik olup olmadığı tespit edilmelidir. Aşırı nispetsizlik olduğu tespit edildiği takdirde dosyadaki diğer deliller ile birlikte bir değerlendirilme yapılarak vekalet görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususunda Mahkemece eksik inceleme ve araştırmaya dayanan kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Yargıtay duruşma vekalet ücreti 28.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalılar ... mirasçılarına verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.10.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 511. maddesine göre; bir kişiye birlikte vekâlet verenler, vekile karşı müteselsil olarak sorumludurlar. Vekâleti birlikte üstlenenler, vekâletin ifasından müteselsil olarak sorumludurlar ve yetkilerini başkalarına devir hakları olmadıkça, vekâlet vereni, ancak birlikte yaptıkları fiil ve işlemleriyle borç altına sokabilirler. Dava konusu satış vaadi sözleşmesi, 30... tarihli ... Noterliğince ...’ya ve 9 Aralık 1994 tarihli ... Noterliğince ...’a birlikte vekil tayin edilen ... ... ve ... arasında yapılmıştır. Satış vaadinde bulunan ile satın almayı kabul eden kişiler (... ... ve ...) aynı vekâletnameler ile birlikte ve ayrı ayrı işlem yapmak üzere ... ve ... tarafından vekil tayin edilmiştir. Birden fazla vekilin ya da vekâlet verenin birlikte iş gördükleri tüm hallerde birlikte vekâlet ilişkisi söz konusudur. Şu halde, vekillerin birlikte vekâleti üstlenmesi ya da birden fazla vekâlet verenin bulunması halinde, vekiller ya da vekâlet verenler birlikte hareket iradesine sahip olmasalar ya da görülen işte ayniyet bulunmasa dahi birlikte vekâlet söz konusu olur. Vekiller ... ve ..., birlikte bir sözleşmenin (satış vaadi sözleşmesinin) tarafı olarak hareket ettiklerinden vekillerine karşı müteselsilen sorumlulukları söz konusudur. Vekil olarak hareket eden ...’in vekil edenlere karşı iç ilişkiden doğan sorumlu olacağını, ...’ın sorumlu olmayacağını kabul etmek Kanunun hükmüyle çelişeceği gibi hayatın olağan akışına da ters bir değerlendirme olacaktır. Sonuç olarak, satış bedelinin vekil edenlere ödenmesinden sadece vaatte bulunan vekil ... değil, aynı zamanda satın alma vaadinde bulunan ve birlikte vekil tayin edilen ... da müteselsilen sorumludur. İlk Derece Mahkemesi davanın kabulüne ilişkin gerekçesinde, “…taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesiyle murislerinden intikal etmiş veya edecek olan davaya konu taşınmazlardaki hisselerini davacıya satmayı vadettikleri, satış bedelinin tamamının haricen ve nakit olarak kendisinden tamamen aldıklarını, resmi senet metnine derç ettikleri anlaşılmıştır.” ibaresine yer vermek suretiyle satış vaadi sözleşmesinin birlikte vekil edilenler arasında yapıldığını gözardı etmiştir. Sözleşme, taşınmazda hak sahibi olanlarca bizzat yapılmamıştır. ... ... bahsi geçen vekaletnamelere dayanarak satış vaadinde bulunmuş, ... ise aynı vekaletnamelerle davaya konu taşınmazlar hakkında vekil tayin edildiğini bir kenara bırakarak bu taşınmazlardaki vekil edenlerinin hak ve hisselerini almayı taahhüt etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin, sözleşmenin birlikte vekil olanlar arasında yapıldığını gözden kaçıran tespiti hatalı olup, birlikte vekil olanlar vekil edenlerine karşı müteselsil sorumlu olacaklarından, “…bedelin ödenmediği iddiasının resmi metin karşısında dinlenemeyeceği, davalı tarafça vekaletin kötüye kullanıldığı iddiasının da ispatlanamamış olduğu, dosya içeriğinde bu iddianın ispatı için bildirilmiş bir delil bulunmadığı”na yönelik değerlendirmesi ispat yükünün davacı tarafta olması nedeniyle hatalıdır. Satış vaadi sözleşmesindeki bedelin vekil edenlere veya mirasçılarına ödendiğini ispat etme yükü, sözleşmeyi düzenleyen ve birlikte vekil tayin edilen, vekil edenlere karşı müteselsil sorumluluğu bulunan davacı ...’a aittir. Davacı ..., dosya kapsamına göre satış vaadi sözleşmesine konu bedeli vekil edenlerine veya mirasçılarına ödediğini ispat edemediğinden, davalı tarafın vekil ... ve ...’ın vekalet görevini kötüye kullandıklarını ispat etmesine gerek bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına yönelik sayın çoğunluğun kararına katılmakla birlikte, davanın açıkladığım bu gerekçelerle reddine karar verilmek üzere bozulması görüşünde olduğumdan bozma gerekçesine katılamıyorum.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/3040, K. 2025/4459, T. 20.10.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2024-3040-e-2025-4459-k-c8fe08f98a33