Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/5662 E. 2023/6080 K.

Konu: Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/5662
Karar No
2023/6080
Karar Tarihi
Konu
Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1803 E., 2022/1621 K. HÜKÜM/KARAR : Davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2005/659 E., 2020/157 K. Taraflar arasındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacıların başvurusunun kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; ..., ... ve ...'ın öz kardeş olduklarını,1959 yılında 3 kardeşin ... Mah., ... Cad., ... Sok., No.18, ..., İstanbul adresindeki taşınmazı 5.500,00 TL mukabilinde ...'den satın aldıklarını, lakin senede sadece davalının babası olan ...'ın isminin yazıldığını, ardından arsanın üzerine inşaat yapıldığını, alt katın dükkan, üst katların ise ev olarak kullanıldığını, dükkanı 3 kardeşin birlikte işlettiğini, vergi levhasının ise ... ile ... adına düzenlendiğini, anlatılan ortaklık durumuna rağmen ...'ın 1983 yılında kendi adına gecekondu başvuru formu düzenlediğini, 2003 yılındaki vefatının ardından terekesinin tek mirasçısı olan davalıya kaldığını ve davalının davacılara fuzuli işgalden söz ederek tahliye ihtarnamesi göndermesi nedeniyle 1983 tarihli gecekondu başvuru formunun iptalini ve taşınmazın 3 kardeş adına 1/3 nispetinde ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; gecekondu başvuru formu verilmesinin idari işlem niteliği taşıması nedeniyle davanın adli yargıda görülemeyeceğini, işlemin üzerinden 46 yıl geçmiş olması nedeniyle zamanaşımı süresinin dolduğunu, tapu tahsis belgesine esas tüm kayıtların ve zilyetliğin davalı ile muris adına olduğunu, satış bedelinin de davalının murisi tarafından ödendiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yargılamanın başlangıcında dava konusu taşınmazın malik hanesi tapu kütüğünde açık durumda iken İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin Kadastro Mahkemesi sıfatıyla gördüğü 2004/5 Esas sayılı davanın kesinleşmesi neticesinde Hazine adına tescil edildiği, 2 katlı binanın ...'a ait olduğuna yönelik şerh konulduğu, davacıların ilk talebi başvuru formunun iptaline yönelik olup idari yargının görevinden söz edilebilmesi için kamu kurumları tarafından cebren gerçekleştirilen bir işlem bulunması gerektiği, davacının belediye başkanlığına başvurmasının bu nitelikte bir işlem olmadığını, bu nedenle yargı yoluna yönelik itirazın yersiz olduğu, şayet talep kabul edilir ve taşınmaz davalı adına tescil edilirse ancak o zaman tapu iptal davası açılabileceği, bu aşamada başvurunun iptalinin istenilmesinde hukuki yarar olmadığı, davacıların ikinci kademede talebi taşınmazda hak sahibi olduklarının tespiti olmakla, sebep olarak noter senedinde aslında davacıların da taraf olduğu ileri sürülerek "İnanç Sözleşmesi" iddiasında bulunmuşlarsa da davalının veya babasının elinden sadır ve ispata yeterli olmasa da fikir verici özelliği bulunan delil başlangıcı olarak kabul edilebilecek belge bulunmaması ve davalı vekilinin tanık dinlenmesine 35 inci celse karşı çıkması sebebiyle yanılgılı değerlendirmenin ardından dinlenen tanıkların anlatımlarına itibar edilmemiş, ikrâr da söz konusu olmadığından davacı vekiline yemin teklif etme ... hatırlatılmış ancak 32 nci celse olumsuz beyanda bulunulduğundan inanç sözleşmesi ve buna bağlı hak sahipliği iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri ve İstinaf Aşamasındaki Süreç Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece tanık dinlenmesine yönelik ara karardan rücu edilmesi, davacılar tanıklarından birinin dinlenmemiş olması, dinlenmiş olan tanıkların beyanlarının ise kurulan hükümde dikkate alınmaması, dava konusu arsanın "ihya, imar, tapuya rapt, tescil ve zilyetlik" hakkını devralan ve arsa üzerinde dükkan ve evleri yapan 3 kişinin öz kardeş olmaları ve bu nedenle dava konusu uyuşmazlıkta 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 203/1-a maddesi uyarınca tanık dinlenmesinin mümkün ve zorunlu olması, davanın kabulüne karar verilmesi gerekli iken davanın reddine karar verilmesi, davanın, dava şartı yokluğu (hukuki yarar olmadığı) gerekçesi ile reddi durumunda avukat ile kendisini temsil ettiren davalı yararına hükmedilecek vekalet ücretinin maktu vekalet ücretini geçemeyeceğine yönelik düzenlemenin aksine davalı yararına toplamda 37.540,00. TL. vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda tespit davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edildiğinden davacılar tarafından bu yönde herhangi bir sebep ve gerekçenin öne sürülmediği, taşınmazın davalı adına tescil edilmesi durumunda tapu iptal ve tescil davası açabilecekleri, bu aşamada davacıların başvuru dilekçesinin iptali ve taşınmaz üzerindeki hisselerin kendi adlarına olduğunun tespiti yönünde talepte bulunmalarında hukuki yarar bulunmadığı, davacıların yazılı delil yada delil başlangıcı niteliğinde belge ibraz etmedikleri, vergi levhaları, vergi beyannameleri ve ödeme belgeleri, kira sözleşmeleri, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri gibi dosyaya ibraz edilen belgelerin hiçbirinde tarafların imzasının bulunmadığı, taraflarca düzenlenen belgeler olmadığı, davalı vekilinin tanık dinlenmesine muvafakatinin bulunmadığı yönündeki beyanı, davacı vekilinin kesin delil niteliğindeki yemin deliline dayanmayacakları yönündeki beyanı da dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesi kararında sonuç olarak isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmış ise de taşınmazın tapu kaydı üzerinde muhtesat bilgileri kısmında yazılı olan açıklamanın düzeltilmesi ve hisseler oranında aidiyetin tespiti talep edilmiş olmakla; eda davası açılması gereken konuda tespit davası açılamayacağından davacıların hukuki yararı bulunmadığından davanın reddine şeklinde hükmün düzeltilmesi ve istinaf dilekçesinde davanın reddi durumunda vekalet ücretinin maktu olarak takdir edilmesi gerektiği halde mahkemece belirlenen taşınmaz değerinin zilyetlik değeri olarak değil mülkiyet değeri üzerinden vekalet ücretinin yüksek takdir edildiği ileri sürerek kararının kaldırılması talep edilmiş olup, vekalet ücretine ilişkin davacı tarafın istinaf sebeplerinin yerinde olduğu kanaatine varılarak davacılar vekilinin vekalet ücreti yönünden istinaf başvurusunun kabulüne, diğer istinaf sebeplerinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararma karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu uyuşmazlıkta 6100 sayılı Kanun'un 203/1-a maddesi uyarınca tanık dinlenmesinin mümkün ve zorunlu olduğunu, olgular ve tanık anlatımlarının davacıların davasında haklı olduğunu ortaya koyduğunu, dava konusu arsa ve yapılara ilişkin kamu kurumlarına yapılan ödemelerin 3 kardeş tarafından birlikte karşılandığını, dava konusu arsanın "ihya, imar, tapuya rapt, tescil ve zilyetlik" hakkının ve arsa üzerindeki dükkan ile evlerin 1/3 hissesinin ... mirasçıları ve 1/3 hissesinin ise ... mirasçıları adına olduğunun tespitinde hukuki yarar bulunduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muhdesat aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK. mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. 2. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir. (HMK mad.114/1-h, 115). 3. Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup özellikle Bölge Adliye Mahkemesince kanunun somut olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği anlaşıldığından, istinaf başvurusunun vekalet ücreti ve kararın gerekçesi yönünden kısmen kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,07.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/5662, K. 2023/6080, T. 07.12.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2022-5662-e-2023-6080-k-1490f78bdfa8