Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/9940 E. 2013/17117 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/9940
Karar No
2013/17117
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Alacak YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1.Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2.Davacı vekili, davacının 01/10/1998-11.05.2012 tarihleri arasında tır şoförü olarak çalıştığını, işveren tarafından işten çıkarıldığını belirterek kıdem tazminatı ile fazla mesai, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil ve ihbar tazminatı alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, harcırahın ücrete dahil olmayacağı, davacının amirlerine saygısız davranması nedeniyle sözleşmeyi haklı feshettikleri gerekçesiyle davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda, davacı asgari ücret yanında 700 Euro sefer primi aldığını iddia etmiş, davalı sefer primi verilmediğini ve değişken olduğunu 700 Euro verilmediğini savunmuştur. Dinlenilen tanıklar sefer primi konusunda tutarlı beyanda bulunmamışlardır. Mahkeme emsal sefer primi araştırması yapmadan bilirkişinin bu dava dosyası ile ilgisi bulunmayan başka dosyalardaki tecrübelerine dayanarak 700 Euro sefer primi verildiği ve bunun 200 Eurosunun araç giderine ilişkin olduğunu ve ayda iki sefer yapıldığını kabul ederek hesaplanan rapor doğrultusunda karar vermiştir. Mahkemenin emsal ücret araştırması yapmadan başka dosyalardaki verileri kabul ederek tanıklarca dolar bazında sefer primi verildiği belirtilmesine rağmen Euro olarak prim verildiğini kabul etmesi hatalıdır. Bu konuda davacının son bir yıl içerisinde gittiği ülkeler tespit edilerek sefer primi miktarı araştırılıp bu şekilde dolar üzerinden ücret tespit edilmelidir. Diğer yandan bilirkişi raporunda davacının 1 yıl 5 gün içerisinde 18 kez yurtdışına çıktığı tespit edilmiş iken resmi evraka itibar etmek yerine tanık beyanları doğrultusunda ayda 2 kere sefere çıktığı kabul edilerek 500 Euro’dan 1000 Euro sefer primi aldığının kabulü de hatalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 22.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/9940, K. 2013/17117, T. 22.10.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-9940-e-2013-17117-k-359b26b948ac