Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/8071 E. 2013/14958 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/8071
- Karar No
- 2013/14958
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine, 2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunu'nun 323 ncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasa'nın 8 nci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, ... ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanun'un 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından ve özellikle ilgili meslek odasından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda; davacı son aylık ücretinin brüt 1.400,00 TL olduğunu iddia etmiş, davalı ise davacının ücret bordrolarına göre asgari ücret aldığını savunmuştur. Davacı tanıkları davacının haftalık 300,00 TL ücretle çalıştığını beyan etmişlerdir. Davalı tanığı davacının ücreti konusunda bilgi sahibi olmadığını belirtmiştir. Mahkemece emsal ücret araştırması yapılmamıştır. Mahkeme bilirkişi raporunda davacının ücretinin brüt 1.400,00 TL olarak kabul edilerek yapılan hesaplamaya itibarla davacının alacak taleplerini kabul etmiştir. Mahkemece davacının ücretinin ne olabileceği yaptığı iş, branşı, eğitim durumu, meslekte ve davalı işyerindeki kıdemi, çalıştığı süreler bildirilmek suretiyle ilgili meslek odalarından sorularak ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek alabileceği gerçek ücret belirlenerek hakettiği işçilik alacakları bu ücrete göre hesaplanarak çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir. 3-Taraflar arasında davacının davalı işyerinde geçirdiği hizmet süresi konusunda da uyuşmazlık bulunmaktadır. Davacı 06.12.2000 tarihinden itibaren çalıştığını iddia etmiş, davalı ise davacının 15.04.2005 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını savunmuştur. Bilirkişi, davacı iddiası ve sigorta kayıtları ile uyumlu davalı beyanı doğrultusunda, alternatifli olarak hesaplama yapmıştır. Mahkemece, davacının, 06.12.2000 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı kabulü ile yapılan hesaplamaya itibar edilerek hüküm kurulmuştur. Oysa ki davacının SSK Sigortalı Hizmet Dökümü Cetveline göre 07.10.2004-28.02.2005 tarihleri arasında 1041711 sicil no'lu işyerinde ve 14.03.2005- 14.04.2005 tarihleri arasında 1081319 sicil no'lu işyerinde çalıştığı görülmektedir. Mahkemece bu işyerlerinin işverenlerinin kimler olduğu, davalı işyeri ile irtibatlarının bulunup bulunmadığı araştırılmadığı gibi bu husus ile ilgili taraf beyanlarına veya tanık beyanlarına da başvurulmamıştır. Yapılacak iş, davacının hizmet cetvelinde görülen işverenlerin kimler olduğu SGK'dan sorularak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle hizmet süresi belirlenerek çıkacak sonuca göre bir karar vermektir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde karar verilmiş olması bozma nedenidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 18.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.