Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/13976 E. 2013/21119 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/13976
- Karar No
- 2013/21119
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, davalı işyerinde çalışmakta iken işçilik hak ve alacaklarının ödenmemesi üzerine iş akdini 16/08/2010 tarihinde feshederek bu tarihten sonra işe gitmediğini, ihtarnamenin 18/08/2010 tarihinde davalı şirketin eline ulaşmasına rağmen müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı ile ikramiye, ücret, sosyal yardım, izin ücreti, asgari geçim indirimi alacakların ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacının, 28/07/2010 tarihinde babasının sağlık sorunları nedeniyle istifa ettiğini, bu istifadan sonra davacının istifa etmesiyle kıdem tazminatı alamayacağını anlayınca istifa nedenini değiştirmek için Uşak 5. Noterliği'nin 16/08/2010 tarih ve 5532 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkili şirketten bir takım taleplerde bulunduğunu, davacının bu ihtarnameden önce kendi iradesiyle istifa dilekçesini şirket üretim müdürüne verdiğini, bu nedenle iş sözleşmesinin İş Kanunun 17. maddesi kapsamında işçinin istifasıyla sona ermiş olması nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazanamadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, “istifa, tek taraflı irade beyanı olup karşı tarafın kabulüne bağlı olmadan hüküm ve sonuçlarını doğuran hukuki işlem olması nedeniyle davacının işverene ulaşan 28.07.2012 tarihli istifa dilekçesinde bildirdiği babasının (şeker hastası ve çok sigara içmesi şeklindeki) sağlık sorunlarının davacıya iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı vermediği, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davacının istifası ile sona erdiği, geri alınmayan istifa dilekçesinin işleme konulmadığı şeklindeki iddianın istifanın niteliği gereği yerinde olmadığı, aynı tarihte davacıya yıllık izin verilmesi şeklindeki işveren işleminin de davacının istifasını işleme koymadığı şeklinde yorumlanamayacağı, davacının yıllık iznini kullandıktan sonra işyerinde 1 gün çalışarak iş sözleşmesini işçilik hakları ödenmediği gerekçesi ile feshettiğini bildirmesinin de sonucu etkilemeyeceği, yani davacının haklı sebep olmaksızın davalı ile iş ilişkisini sürdürmek istemediğini istifa dilekçesiyle ortaya koyduktan sonra işverenin iyi niyetli olarak istifa düşüncesini yeniden değerlendirmesi için verdiği yıllık izin süresinin sonunda yine çalışmak iradesi olmayan davacının bu kez işverenin bu iyi niyetini kötüye kullanarak ücretleri ödenmediğinden iş sözleşmesini feshettiğini bildirmesinin haklı dayanağı bulunmadığı, davacının iş sözleşmesinin istifa ettiği tarihte sona erdiği, yıllık izin kullandıktan sonra 1 gün çalışmışsa bunun yeni bir iş sözleşmesine dayalı olarak çalışma sayılması gerektiği, önceki dönem çalışmaları nedeniyle TİS'den kaynaklanan işçilik haklarının ödenmediği sabit olmakla birlikte davacının istifasından sonra yıllık izin süresi ve varsa 1 günlük çalışması karşılığı yeni dönem çalışma süresi 1 yılın altında kaldığından kıdem tazminatına hak kazanamayacağı, önceki dönem iş sözleşmesinin de istifa nedeniyle sona erdiği” gerekçesi ile davacının kıdem tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir. İşçinin ödenmeyen işçilik hakları sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshedip feshetmediği konusu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. 5953 sayılı Basın İş Kanununun 14 üncü maddesinin aksine, 4857 sayılı Yasada ücretin peşin ödeneceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sora ödenmelidir. Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür. 1475 sayılı Yasa döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 Sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97 inci maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır. Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir. Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanması gerekir 4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkânı bulunmaktadır İşçinin ücretinin işverenin içine düştüğü ödeme güçlüğü nedeniyle ödenememiş olmasının sonuca bir etkisi yoktur. İşçinin, ücretinin bir kısmını Yasanın 33 üncü maddesinde öngörülen ücret garanti fonundan alabilecek olması da işçinin fesih hakkını ortadan kaldırmaz. Bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan aynî yardımların yerine getirilmemesi de (erzak ve kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin “haklı fesih” hakkı bulunduğu kabul edilmelidir. İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi, sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da Dairemizin 1475 sayılı Yasa döneminde istikrar kazanmış olan görüşü, 4857 sayılı İş Kanunu döneminde de devam etmekte olup, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkânı vardır Somut olayda, mahkemece her ne kadar davacının iş ilişkisini 28.07.2010 tarihli istifa dilekçesi ile sona erdirdiği, izin sorası yeniden işe başlamasının yeni bir iş ilişkisi olduğu gerekçesi ile davacı tarafından yapılan feshin haklı fesih olmadığı kabul edilmiş ise de, davacının 28.07.2010 tarihli “ babasının sağlık sorunları nedeni ile istifa ettiğine “ dair dilekçenin davalı işveren tarafından işleme konulmadığı, davacının yıllık izne çıkartıldığı, yıllık izin bitimi sonrası gelip işe başladığı ve 16.08.2010 tarihinde ise iş akdini alacaklarının ödenmemesi nedeni ile ihtarname ile feshettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının 28.07.2010 tarihli istifa dilekçesi vermesine rağmen bunun işleme konulmadığı, davacının da yıllık izne ayrılıp, izin sonrası tekrar gelip işbaşı yapması ile istifanın geçersiz hale geldiği anlaşılmaktadır. Davacının 16.08.2010 tarihli ihtarname ile haklarının ödememesi nedeni ile iş akdini haklı olarak feshettiği yolundaki fesih ise, davacının fesih tarihinde ödenmemiş ikramiye ve Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan sosyal haklarının olması nedeni ile işçi tarafından yapılan haklı fesihtir. Mahkemece kıdem tazminatı talebinin kabulü yerine reddine karar verilmesi hatalıdır. 3-Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan ikramiye ve sosyal yardım alacaklarının faiz başlangıcı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Somut olayda, mahkemece ikramiye ve sosyal yardım alacağı isteklerinin faiz başlangıcı dava ve ıslah tarihi olarak belirtilmiş ise de dosyaya sunulan 26.10.2009 tarihli Toplu İş Sözleşmesinin 40. maddesinde “ Bu ikramiye ödemeleri 4 eşit taksitte Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarının 25. gününde ödenir. Ödeme günü genel tatil ve resmi tatil günlerinden birisine rastladığı takdirde ikramiyeler bir gün öncesinde ödenir..” hükmü karşısında ikramiyelerin ödenme zamanı, Toplu İş Sözleşmesinin 50 . ve 51. maddesinde de "giyim yardımı, aylık sosyal yardımın" ödeneceği tarihler belirtildiğinden ikramiye ve sosyal yardım alacaklarına dava ve ıslah tarihinden itibaren değil, Toplu İş Sözleşmesi uyarınca öngörülen ödeme tarihlerinden itibaren temerrüt söz konusu olacaktır. Bu durumda mahkemece ikramiye ve sosyal yardım alacaklarının ödenmesi gereken tarih belirlenerek söz konusu Toplu İş Sözleşmesi uyarınca ödenmesi gereken tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekirken faiz başlangıçlarının dava ve ıslah tarihi olarak kabulü hatalı olup bozma nedenidir. O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 05.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.