Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/13936 E. 2013/23495 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/13936
- Karar No
- 2013/23495
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla) Av.Alparslan Çay Dava Türü : Alacak Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, davalı şirkette 28.12.2002 ile 18.04.2011 tarihleri arasında bekçi olarak geceleri çalıştığını, haksız olarak iş akdinin davalı tarafından feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil ve hafta tatili alacaklarının tahsilini istemiştir. Davalı, davacının davalı işyerinde 28.12.2002- 18.04.2011 tarihleri arasında bekçi olarak çalıştığını, 23.12.2003 tarihinde davalı şirketin bir şantiyesinde bekçilik yaparken uyuduğunun tespit edildiğini, davacının bu durumu ikrar ettiğini, davacıya gerekli eğitimlerin verildiğini ve uyarıldığını, davacının 15.04.2011 tarihinde yine görevi başında uyuduğunun tespit edildiğini, davacının can ve mal güvenliği ile özellikle patlayıcıları kontrol etme güvenliğini ortadan kaldırdığını, davacının işyerinde görevi başında uyuması nedeniyle iş sözleşmesinin haklı ve geçerli nedenle feshedildiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının iş akdinin İş Yasasının 17.maddesi gereğince feshedildiği, kendisine ödenmesi gereken hakların ödendiğine ilişkin davalı tarafça bir itirazda bulunulmadığı gibi ödendiğine ilişkin herhangi bir belge de dosyaya sunulmadığı, davacının ücret, fazla mesai ve ihbar tazminatı alacağının bulunduğu ancak davacının formlarına itibar edilmek suretiyle yıllık ücretli izin alacağının brüt olarak 2060,36 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında iş akdinin işverence haklı nedenle feshedilip feshedilmediği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Davacının bekçi olarak çalıştığı sabittir. Davacı tanıkları davacıdan önce işten ayrılmış olup davacının iş akdinin feshi konusunda bilgi sahibi değildir. Davalı tanıklarından biri tutanak mümzi olup davalı tanıkları davacının iş akdinin nöbeti sırasında uyuması nedeniyle feshedildiğini beyan etmişlerdir. Mahkemece davacının iş akdinin İş Kanununun 17.maddesine göre feshedildiği kabul edilmiş ise de dosyada bulunan işten ayrılış bildirgesinde de davacının iş akdinin fesih sebebi “29” yani “işverenin işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile feshi” olarak gösterilmiştir. Dosyadaki tutanak ve tanık beyanlarından davacının iş akdinin nöbeti sırasında uyuması nedeniyle feshedildiği sabit olup işçi de nöbette uyumadığını iddia etmemiştir. Görevi bekçilik olan davacının iş akdinin nöbeti sırasında uyuması nedeniyle işverence haklı nedenle feshedildiğinden kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken mahkemece kabulüne karar verilmiş olması isabetsiz olmuştur. 3-Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. 4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7'nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447'inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir. Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir. Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir. Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir. 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz. Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K). Somut olayda, davalı tarafa ıslah dilekçesi 05.10.2012 tarihinde tebliğ edilmiş olup davalı taraf 14.10.2012 havale tarihli dilekçesi ile süresi içinde ıslaha karşı zamanaşımı def’i ileri sürmüş ve bu savunmasınıda 14/11/2012 tarihli son duruşmada da tekrarlamış olup Mahkemece, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil alacakları yönünden ıslah talebine karşı davalı tarafın zamanaşımı defi dikkate alınmamış ve yargılamanın geldiği aşamaya göre ek rapor talebinin reddine karar verilmiştir. Mahkemece bu alacaklar yönünden ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımı defi değerlendirilip ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı defi dikkate alınmadan sonuca varılmış olması hatalı olup bozma nedenidir. 4-Kabule göre de Mahkeme karar gerekçesinde davacının ücret talebi olmadığı halde davacının ücret alacağının olduğunun belirtilmiş olması doğru olmamıştır. O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 26.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.