Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/13419 E. 2013/20193 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/13419
Karar No
2013/20193
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı.Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı vekili, müvekkilinin 10.09.2007-15.02.2011 tarihleri arasında davalı kurumda gişe memuru olarak çalıştığını, ancak son dönemlerde" enspektör" tabir edilen- iskele amiri pozisyonundaki ... ile kişisel anlaşmazlığa düştüğünü,...'ın müvekkili ile sürekli uğraştığını ve çeşitli bahanelerle hukuki açmaza düşürmeye çalıştığını,2011 yılı Şubat ayında, son dakikada gemiye binmeye çalışan iki yabancı turistin, bilet ücreti olan 4,00 TL yi gişeye bırakıp,biletlerini dahi almadan gemiye koştuklarını, bunun üzerine müvekkilinin bu tür son saniyeciler için genelde önceden kesip hazır bulundurduğu birkaç biletten ikisini yırtıp adı geçen ...'a doğru attığını, bunu fırsat bilen ...'in hemen müvekkilinin bilet kesmediği yönünde tutanak tutmak suretiyle disipline sevk ettiğini ve soruşturma sürecinde pek iskelede görünmemesini, bunun aleyhine olacağını ,bu arada evde beklemesini, ücretinin soruşturma boyunca yatırılacağını söylediğini,ancak müvekkilinin 15.03.2011 tarihine kadar beklemesine rağmen ücretinin yatırılmadığını, hakkındaki işlemlerle ilgili bilgi almak için yaptığı yazılı ve sözlü müracaatlarına cevap alamadığını ileri sürerek öncelikle davacının işe iadesini, işe başlatılmadığı takdirde 8 aylık maaşı tutarında tazminatın davalıdan tahsilini, talebinin kabul edilmemesi halinde kıdem,ihbar ve kötüniyet tazminatı ile ücret ve fazla çalışma alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının çalıştığı dönemde görevinde kayıtsızlık, dikkatsizlik, düzensizlik göstermesi, işi konusunda verilen ödevleri yerine getirmemesi, bilet satışlarında şüpheli davranış ve keyfiyet sergilemesi, müşterilerden sürekli şikayet alınması, yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine defalarca hatırlatılmasına rağmen yapmamakta ısrar etmesi nedeniyle Türkiye Denizciler Sendikası 2.Dönem Toplu İş sözleşmesinin 52.maddesi uyarınca 20.12.2010 tarihli disiplin kurulu kararı ile iş akdinin haklı nedenle feshedilmesine oybirliği ile karar verildiğini, bu karar gereğince davacının iş akdinin Şirket Genel Müdürlüğü tarafından 15.02.2011 tarihinde son erdirilmesinin uygun görüldüğünü savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, tefrikine karar verilen işe iade davasının süresinde açılmaması nedeniyle reddedildiği ve kararın kesinleştiği,4857 sayılı İş Kanunun 25/II maddesi gereğince ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerlerinin işverene haklı nedenle fesih imkanı verdiği, toplanan kanıtlara göre davalı işverence yapılan feshin 4857 sayılı İş Kanunun ve Toplu iş Sözleşmesi kapsamında haklı fesih olduğu,kötüniyet tazminatının şartlarının oluşmadığı,davacının haftalık 45 saati aşan çalışması ile çalışmadığı ve çalışılmış sayılan günlerden hakedişi bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık iş sözleşmesinin hak düşürücü süre içinde feshedilip feshedilmediği noktasında toplanmaktadır. İşçi veya işveren bakımından haklı fesih nedenlerinin ortaya çıkması halinde, iş sözleşmesinin diğer tarafının sözleşmeyi haklı nedenle fesih yetkisinin kullanılma süresi sınırsız değildir. Bu bakımdan 4857 İş Kanununun 26 ncı maddesinde, fesih nedeninin öğrenildiği tarih ile olayın gerçekleştiği tarih başlangıç esas alınmak üzere iki ayrı süre öngörülmüştür. Bu süreler içinde fesih yoluna gitmeyen işçi ya da işverenin feshi, haklı bir feshin sonuçlarını doğurmaz. Bu süre, feshe neden olan olayın diğer tarafça öğretilmesinden itibaren altı işgünü ve herhalde fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıl olarak belirlenmiştir. 4857 sayılı İş Kanununda, işçinin maddî çıkar sağlamış olması halinde bir yıllık sürenin işlemeyeceği öngörülmüştür. O halde, haklı feshe neden olan olayda işçinin maddî bir menfaati olmuşsa, altı işgününe riayet etmek koşuluyla olayın üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin işverenin haklı fesih imkânı vardır. Altı iş günlük süre işçi ya da işverenin haklı feshe neden olan olayı öğrendiği günden itibaren işlemeye başlar. Olayı öğrenme günü hesaba katılmaksızın, takip eden iş günleri sayılarak altıncı günün bitiminde haklı fesih yetkisi sona erer. İşverenin tüzel kişi olması durumunda altı işgünlük süre feshe yetkili merciin öğrendiği günden başlar. Bu konuda müfettiş soruşturması yapılması, olayın disiplin kurulunca görüşülmesi süreyi başlatmaz. Olayın feshe yetkili kişi ya da kurula intikal ettirildiği gün altı iş günlük sürenin başlangıcını oluşturur. Bir yıllık süre ise her durumda olayın gerçekleştiği günden başlar. Haklı fesih nedeninin devamlı olması durumunda hak düşürücü süre işlemez. Örneğin, ücreti ödenmeyen işçi ödeme yapılmadığı sürece her zaman haklı nedenle iş sözleşmesini feshedebilir. Bu örnekte işçi açısından haklı fesih nedeni her an devam etmektedir. Ancak işçinin daimî olarak bir başka göreve atanması veya iş şartlarının esaslı şekilde ağırlaştırılması halinde, bu değişikliğin sonuçları sürekli gibi görünse de işlem anlıktır. Buna göre sözleşmesini feshetmeyi düşünen işçinin bunu altı işgünü içinde işverene bildirmesi gerekir. Yine işyerinde işi yavaşlatma ve üretimi düşürme eyleminin süreklilik göstermesi durumunda, altı iş günlük süre eylemin bittiği tarihten başlar. İşçinin ücretinin ödenmemesi temadi eden bir durum olmakla birlikte fesih hakkı ödemenin yapıldığı ana kadar kullanılabilir. Aksi halde Yasanın 24/III-e maddesinde öngörülen neden ortadan kalkmış olur. Fesih iradesinin altı iş günü içinde açıklanması yeterli olup, bu süre içinde tebligatın muhatabına ulaşmış olması şart değildir. 4857 sayılı Yasanın 26 ncı maddesinde öngörülen altı işgünlük ve bir yıllık süreler ayrı ayrı hak düşürücü niteliktedir. Bir başka anlatımla fesih hakkının öğrenmeden itibaren altı iş günü ve olayın gerçekleşmesinden itibaren bir yıl içinde kullanılması şarttır. Sürelerden birinin dahi geçmiş olması haklı fesih imkânını ortadan kaldırır. Hak düşürücü sürenin niteliğinden dolayı taraflar ileri sürmese dahi, hâkim resen dikkate almak zorundadır. Bu maddede belirtilen süreler geçtikten sonra bildirimsiz fesih hakkını kullanan taraf, haksız olarak sözleşmeyi bozmuş sayılacağından ihbar tazminatı ile şartları oluşmuşsa kıdem tazminatından sorumlu olur. Yukarıda değinilen altı iş günlük ve bir yıllık hak düşürücü süreler, işçi açısından 24/II madde, işveren açısından ise 25/II maddede belirtilen sebeplere dayanan fesihler yönünden aranmalıdır. Bu itibarla, geçerli nedene dayanan fesih durumlarında, 26 ncı maddede öngörülen hak düşürücü süreler işlemez. Dairemizin istikrar kazanmış uygulaması bu yönde olup, geçerli nedene dayanılarak yapılan fesihlerde belirtilen hak düşürücü sürelerin yerine “makul süre” içinde sözleşmenin feshedilebileceğini kabul etmektedir. Somut olayda; davacı hakkında gemiye binmek için gelen iki yabancı turiste ücretini ödediği halde bilet vermediği ve çalıştığı dönemde görevinde kayıtsızlık, dikkatsizlik,düzensizlik gösterdiği, işi konusunda verilen ödevleri yerine getirmediği, bilet satışlarında şüpheli davranış ve keyfiyet sergilediği, müşterilerden sürekli şikayet alındığı ve yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine defalarca hatırlatılmasına rağmen yapmamakta ısrar ettiğinden bahisle 09.09.2010 ve 15.10.2010 tarihlerinde tutanak tutulmuş,tahkikat tamamlandıktan sonra 20.12.2010 tarihli disiplin kurulu kararı ile işlenen fiillerin 01.09.2009- 31.12.2010 tarihleri arasında yürürlükte bulunan TİS 'in 1. ve 11 . Paragraflarını ihlal ettiği gerekçesiyle davacının iş akdinin feshine karar verilmiş ve Çanakkale Noterliğinin 29.12.2010 tarih ve 12065 yevmiye no'lu ihtarnamesinde ise iş akdinin Genel Müdürlük onayında 15.02.2011 tarihinden itibaren tazminatsız olarak feshedileceği belirtilmiştir. İş yerinde yürürlükte bulunan Toplu İş sözleşmesinin "Disiplin" başlıklı 52/E madde ve fıkrasına göre genel müdür verilen disiplin cezalarını affetme yada değiştirme yetkisine sahip olup bu düzenlemeye göre feshe yetkili makam genel müdürdür. Feshe ilişkin disiplin kurulu kararı 21.12.2010 tarihinde feshe yetkili makam olan Genel Müdürlük onayına sunulmuş, Genel Müdürlük tarafından ise 18.01.2011 tarihinde olur verilmiştir. Yapılan bu tespitler karşısında işverence doğduğu iddia edilen iş akdini haklı nedene dayalı olarak feshetme hakkının feshe yetkili makam tarafından 4857 sayılı İş Kanununun 26.maddesi hükmünde düzenlenen altı iş günü içerisinde kullanılmadığı ve ayrıca TİS hükümlerine uygun fesih yapılmadığı anlaşılmıştır. Böyle olunca Mahkemece davacının kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi yönünde karar verilmiş olması bozma nedenidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/13419, K. 2013/20193, T. 25.11.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-13419-e-2013-20193-k-4120e40b999f