Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/13080 E. 2013/20156 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/13080
- Karar No
- 2013/20156
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Davacı, yaş şartı dışında diğer emeklilik şartlarını taşıması nedeniyle emekli olmak için işyerinden ayrılmasına rağmen kıdem tazminatını ve bazı işçilik alacaklarının ödenmediğinden bahisle ödetilmesini istemiştir. Davalı, davacının emekli olmadığının, başka yerde çalışmak için ayrıldığını hatta başka işyerinde işe de girdiğini bu nedenle haklı neden olmaksızın işten ayrıldığını, işçinin kıdeminin çalıştığı sürelere göre hesaplanması gerektiğini, tüm haklarının ödendiğini, hatta dava devam ederken kıdem tazminatının da ödendiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, yıllık izin ücreti talebinin reddine diğer alacak taleplerinin kabulüne karar verilmiştir. Anayasanın 141 inci maddesi uyarınca, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297 nci maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler gereğince yargıcın, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır Somut olayda, mahkemece hüküm altına alınan alacakların hükmedilen rakamlarına nasıl ulaşıldığı, bilirkişi raporunda belirtilen hangi seçeneğin kabul edilerek sonucu ulaşıldığı anlaşılamamakta olup kararın doğruluğu denetlenememektedir. 2-Hukuk yargılamasında ispat araçlarından olan “Yemin” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 225 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yasanın 225 nci maddesine göre, yeminin konusunu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar teşkil eder. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Yasa Md. 226). Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf da yemin teklif edebilir. Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez. Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır. Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır . Yemin için davet edilen kimse, tayin edilen gün ve saatte mahkemede geçerli bir özrü olmaksızın bizzat hazır bulunmaz yahut hazır bulunup da yemini iade etmez ya da yemini eda etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır. Kendisine yemin iade olunan kimse, yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıa ispat edilememiş sayılır. Yasanın bu açık hükmüne rağmen mahkemece, davalının, ısrarla davacıya yemin teklif etmek isteğini mahkemeye iletmesine göre, herhangi bir gerekçe sunulmadan, davalının delil sunma ve dolayısıyla da savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde yeminle ilgili usuli işlemlerin yapılmamış olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. 3-Ayrıca mahkemece, hüküm kurulurken davacının, dava dilekçesinde ve ıslah dilekçesinde talep etmemesine rağmen HMK 26. Maddesindeki açık düzenlemeye aykırı olarak talebi aşmak suretiyle zaten ödenmiş olan “13.687,30 TL brüt kıdem tazminatı alacağının 08/03/2011-29/04/2012 tarihleri arasında işleyen mevduata uygulanan en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” şeklinde karar verilmiş olması da kabule göre hatalı olmuştur. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA,bozma nedenlerine göre davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 25.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.