Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/12931 E. 2013/20726 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/12931
- Karar No
- 2013/20726
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 01.08.1998-26.01.2009 tarihleri arasında kalfa olarak en son haftalık ortalama net 250,00 TL. ücret ile çalıştığını, davalı işyerinde hafta içi her gün 08.00-20.00, Cumartesi günleri ise 08.00-17.30 saatleri arasında çalıştığını, ayrıca her yılın en az altı aylık döneminde iş yoğunluğu nedeni ile çalışmaların akşam 21.00-22.00 saatlerine dek uzadığını,dini bayramlar hariç diğer tüm ulusal bayram ve genel tatillerde de çalışmasına rağmen karşılığının ödenmediğini,çalıştığı süre boyunca yıllık izinleri de kullandırılmadığını,iş akdinin 26.01.2009 tarihinde davalı işverence haksız ve hukuka aykırı bir şekilde fesih edildiğini, fesih tarihinde müvekkiline işverence işten kendi isteği ile ayrılıyor- muşçasına düzenlenmiş bir ibranamenin imzalattırılmak istendiğini, müvekkilinin bunu kabul etmemesi üzerinde de herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının çalışma süreleri ile ilgili iddialarının gerçeği yansıtmadığını,11.10.2008- 10.02.2009 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını, aylık ücretinin 638.70 TL olduğunu, davacının 28.01.2009-03.02.2009 tarihleri arasında mazeretsiz ve bildirimsiz işe gelmemesi üzerine iş akdinin haklı sebeple fesih edildiğini, çalışma süresi 1 yılı aşmadığından kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin hakkının doğmadığını,fazla çalışma yapılması halinde ücret bordrolarında gösterilerek ödendiğini, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışması olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacının hizmet süresi taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Somut olayda; davacı davalı işyerinde 01.08.1998- 26.01.2009 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını iddia ederek hizmet tespiti davası açmış, yapılan yargılama sonunda İzmir 2. İş Mahkemesinin 12.08.2010 tarih, 2009/108 Esas ve 2010/421 Karar sayılı ilamı ile davacının 2003 yılı sonuna kadar olan çalışmalarının 506 sayılı Yasanın 79/10.maddesinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin müruru nedeniyle dinlenemeyeceği, 01.04.2004- 31.07.2006 ve 01.08.2007- 25.01.2009 tarihleri arasında ise 1375 gün davalı işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmiş, anılan karar Yargıtay 21. Hukuk Dairesi Başkanlığının 28.06.2012 tarih, 2010/13059 Esas ve 2012/12324 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. Bilirkişi raporunda davacının 01.04.2004- 31.07.2006 ve 01.08.2007-25.01.2009 tarihleri arasında gerçekleşen ve kesinleşen hizmet süresine göre kıdem tazminatı alacağı hesaplanmıştır. 1475 sayılı Yasanın 14/2 maddesi ,işçinin aynı işverene bağlı olarak bir yada değişik işyerlerinde çalıştığı sürelerin kıdem hesabı yönünden birleştirileceğini hükme bağlamıştır. Davacının 2003 yılı ve öncesi hizmetlerinin 506 sayılı Yasa hükümleri gereğince hizmet süresinden sayılmaması sosyal güvenlik hukukuna ilişkin bir sorun olup çalışma gerçeğini ortadan kaldırmaz. Böyle olunca davacının 2003 yılı öncesi çalışmadığı kesinleşmemiştir. Yapılacak iş, bu konudaki tüm deliller toplanarak davacının uyuşmazlık konusu dönemde çalışıp çalışmadığını belirlemek, çalıştığının tespit edilmesi halinde bu çalışma süresinin de eklenmek suretiyle davaya konu kıdem tazminatı alacağını hesaplattırmak ve çıkacak sonuca göre karar vermektir. Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. 4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 nci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir. Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def'i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir. Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def'i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def'inde bulunulabileceği kabul edilmelidir. Cevap dilekçesinde zamanaşımı def'i ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2. maddesi uyarınca zamanaşımı def'i davacının açık muvafakati ile yapılabilir. 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def'ine davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı def'i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def'inin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def'ine davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı def'i dikkate alınmaz. Zamanaşımı def'inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.). Somut olayda dava 13.02.2009 tarihinde açılmıştır. Cevap dilekçesinde zamanaşımı def'i ileri sürülmemiş ise de davacı tarafından 22.11.2012 tarihinde dava miktar yönünden ıslah edilmiştir. Davalı tarafından ıslaha karşı HMK'nun 317/2 ve 319.maddeleri uyarınca süresi içinde zamanaşımı def'inde bulunulmuştur. Mahkemece, ıslah talebine karşı süresinde ileri sürülen zamanaşımı def'i dikkate alınmaksızın fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacağının hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararınyukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA,peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 02.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.