Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/12738 E. 2013/19862 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/12738
Karar No
2013/19862
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, 10.07.2006 tarihinden 01.07.2009 tarihine kadar davalı şirkette çalıştığını, ihbar yapılmadan 30.04.2009 tarihinde işten çıkartıldığını ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma ve asgari geçim indirimi alacaklarının tahsilini istemiştir. Davalı, davacının 10.07.2006-01.07.2009 tarihleri arasında davalı şirkette şube müdürü olarak görev yaptığını, davacının ücretinin asgari geçim indirimi dahil brüt 697.83 TL, net 559.93. TL olduğunu, davacının bizzat kendi işini kurmak için istifa ettiğini, istifa ederken tüm yasal haklarını da aldığını, 30.04.2009 tarihinde feshedilip, 01.07.2009 tarihinde fiilen işine son verilmiş ise, bu halde davacıya ihbar önelinde bulunulduğunun kabulünün gerektiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, ispat yükü üzerinde olan işveren tarafından haklı nedenle iş akdinin feshedildiğinin ispat edilemediği kanaati ile davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yıllık izin kullanıldığının da ispat yükü kendisinde olan işveren tarafından ispat edilemediği düşüncesi ile yeterli gerekçeyi içerir, denetime elverişli bilirkişi raporu benimsenerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti taleplerinin rapor ve ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulüne, asgari geçim indirimi alacağı yönünden işverenin bu alacaktan sorumlu olmadığı düşüncesi ile ve diğer talepler yönünden bilirkişi raporundaki miktarlar gözetilerek fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermek gerektiği, dava dilekçesinde ücret miktarına ilişkin bir iddia bulunmaması, kurum kayıtları gözetilerek davacının rapora itirazının kabul edilmediği, harcı yatırılan miktar ve 09/08/2011 tarihli davacının açıklama dilekçesi ve duruşmadaki beyanına göre fazla mesai talebinin dava konusu yapılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Davacı dava dilekçesinde aylık ücretinin ne olduğu konusunda beyanda bulunmamıştır. Davalı davacının ücretinin brüt 697,83 TL, net 559,93. TL olduğunu savunarak imzasız ücret bordrosu sunmuştur. Davacı tanığı kendisinin 800,00 TL aldığını, davacının kendisinden fazla aldığını, davalı tanığı ise davacının 600,00 TL civarında ücret aldığını beyan etmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde davacının 930,00 TL net ücret aldığını beyan etmiştir. Mahkemece davacının dava dilekçesinde ücret miktarına ilişkin bir iddiada bulunmaması ve kurum kayıtları gözetilerek davacının ücretinin imzasız ücret bordrosunda görülen 697,83 TL olduğu kabul edilmiştir. Taraflar arasında davacının aldığı ücret konusunda ihtilaf bulunmakta olup bordrolar imzasız olmakla birlikte kurum kayıtlarının her zaman gerçeği yansıtmadığı da malumdur. O halde davacının yaptığı iş, işyerindeki ve meslekteki kıdemi, çalışma tarihleri belirtilmek suretiyle ilgili meslek odalarından davacının alabileceği ücretin sorulması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır. 3-Davacı dava dilekçesinde 500,00 TL fazla çalışma ücreti talep etmiş olup davacının fazla mesai ücretinden feragat ettiğine dair beyanı bulunmamaktadır. Mahkemece davacıdan kıdem ve ihbar tazminatı taleplerin açıklamasının istenmesi üzerine verilen 22.03.2011 tarihli dilekçede fazla mesai talebinin bulunmaması feragat mahiyeti taşımadığı gibi davacının 09.08.2011 tarihli dilekçesi için daha sonra ıslah harcı yatırılmıştır. Davacının fazla mesai alacağı bulunup bulunmadığı konusunda bilirkişiden ek rapor alınmalı ve davacının fazla mesai ücreti talebi hakkında dava dilekçesinde talep ettiği miktar göz önünde bulundurularak bir karar verilmelidir. 4-Davacının asgari geçim indirimi alacaklarını talep ettiği, ancak Mahkemece asgari geçim indirimi yönünden işverenin bu alacaktan sorumlu olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Dosyaya sunulan ücret bordrolarında asgari geçim indirimi tahakkuku var ise de bordrolar imzasız olduğundan asgari ücret alacaklarının davacıya ödendiği işverence ispat edilememiştir. Mahkemece, davalı taraftan davacının imzasını taşıyan ücret bordroları varsa sunulması istenmeli, davacının ücretinin banka kanalıyla ödenip ödenmediği araştırılmalı, banka kaydı varsa getirtilerek bordrolarla kayıtlar karşılaştırılarak asgari geçim indirimi alacaklarının davacıya ödenip ödenmediği tespit edilmelidir. Banka kaydı veya imzalı ücret bordrosu sunulmaması halinde davacının asgari geçim indirimi alacakları Mahkemece hüküm altına alınmalıdır. Belirtilen eksiklikler giderildikten sonra ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile talebin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/12738, K. 2013/19862, T. 21.11.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-12738-e-2013-19862-k-463a8edf7138