Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/12415 E. 2013/18268 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/12415
Karar No
2013/18268
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı.Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1.Davalı temyizi açısından: 6100 Sayılı HMK geçici 3. Madde 1. Fıkrasına göre; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” 2. Fıkrasına göre; Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/09/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.nun 427/2 maddesi uyarınca temyiz edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz. Birleştirilen davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı belirlenir. İhtiyari dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir. Karşılık davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir. Tespit davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının miktar ve değerine göre belirlenir. Temyiz sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde, hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak kesinlik belirlenir. Alacağın bir kısmının dava edilmesi halinde, kısmi davada kesinlik sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında,“ 5521 sayılı yasada açık düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği HUMK.nun 427 maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği” açıkça belirtilmiştir. 2013 yılında mahkemelerce verilen kararların temyiz edilebilmesi için temyize konu dava değerinin 1.822,00 TL'sını geçmesi gerekir. Dosya içeriğine göre temyize konu edilen miktar 117,85 TL olup 1820,00 TL kesinlik sınırı kapsamında kaldığından davalının temyiz isteminin HUMK.nun 427/2, 432/4 maddeleri, uyarınca REDDİNE, karar verilmelidir. 2.Davacı temyizi açısından: Davacı vekili, davacının davalı şirkette yazılım destek uzmanı olarak aylık net 2059.74 TL ücretle çalıştığını, iş akdinin davacı tarafından ücret alacağı ve diğer sosyal haklarının ödenmemesi sebebi ile 09/02/2012 tarihinde feshedildiğini, davalı aleyhine alacakların tahsili için İzmir 24. İcra Müdürlüğünün 2012/3278 takip sayılı dosyası ile icra takibi başlatılıp davalının yaptığı itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilerek haksız itiraz nedeni ile asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere hükmedilecek icra-inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili; banka kayıtları ile yapılan ödemelerin sabit olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık talebe konu ücret alacağının davalı tarafça ödenip ödenmediği noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 37 nci maddesine göre, işçiye ücretin elden ya da banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan “ücret hesap pusulası” verilmesi zorunludur. Uygulamada çoğunlukla “ücret bordrosu” adı altında belgeler düzenlenmekte ve periyodik ödemelerde işçinin imzası alınmaktadır. Banka aracılığı ile yapılan ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren belge niteliğindedir. Ücretin ödendiğinin ispatı işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir. 4857 sayılı Yasa'nın 32 nci maddesinde, “Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının, brüt ya da kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, belli koşulların varlığı halinde ödemeler işçi adına açılacak banka hesabına yatırılmalıdır. Somut olayda davacı, aylık net 2059.74 TL ücretle çalıştığını, 2011 yılı Aralık ayına ilişkin 1059.74 TL, 2012 Ocak ayına ilişkin 2059.74 TL ve Şubat ayına ilişkin de 9 günlük ücret alacağı olan 617.90 TL'nin ödenmediğini iddia etmiş, davalı ise banka kayıtlarına dayanmıştır. Mahkemece resen hesaplama yoluna gidilmiş ve davacının ücret ödemesinin yapıldığı ... Şair ... Şubesi hesap ekstresi nazara alınarak davacıya 16.12.2011 tarihinde 1559,74 TL,25.01.2012 tarihinde 1000,00 TL ,23.12.2011 tarihinde 2059,74 TL olmak üzere toplam 4619,48 TL ödeme yapıldığı, hak kazanılan ücret alacağından yapılan ödemelerin düşülmesi neticesinde davacının bakiye 117,85 TL ücret alacağının bulunduğunun tespitiyle anılan istek hakkında hüküm kurulmuştur. Ancak hükme esas alınan hesap ekstresinde tarih sırası gözetilmeyerek işlem dökümü yapıldığı, maaş başlığı altında yapılan ödemelerin hangi aya ilişkin olduğunun açıkça belirtilmediği anlaşılmaktadır. Yapılacak iş, ilgili bankaya yeniden müzekkere yazılarak son bir yıllık hesap hareketlerini tarih sırası ile gösterir dökümünü ve varsa dayanak makbuzlarını getirtmek, dosyada bulunan ücret bordroları ile karşılaştırmak suretiyle değerlendirme yapılması için konusunda uzman bir bilirkişi görevlendirilerek ayrıntılı, açıklayıcı ve hesap şeklini net olarak gösterir denetime elverişli rapor almak, davacının ücret alacağı bulunup bulunmadığı varsa miktarını tereddüte mahal vermeyecek şekilde tespit ettirmek ve çıkacak sonuca göre bir karar vermektir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozma nedenidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz dilekçesinin reddine, davacının temyiz itirazlarının kabulüyle temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine 04.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/12415, K. 2013/18268, T. 04.11.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-12415-e-2013-18268-k-8d84958b6ef8