Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2025/678 E. 2025/9601 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2025/678
- Karar No
- 2025/9601
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2018/265 E., 2022/885 K. SUÇ : 4733 sayılı Tütün,Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'a muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, eşya ve araç müsaderesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî ret, kısmî onama, kısmî bozma Suç tarihinde nakil aracının sahibi olmadığı anlaşılan ...'nun davaya katılma ve hükmü temyize yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260. maddesi gereğince, katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için yasa yollarının açık olduğu, kamu davasından haberdar edilmeyen malen sorumlu ...'in hükmü temyize hakkı bulunduğu ve hüküm yasa yolu gösterilirken temyiz süresinin 1 haftalık temyiz süresinin 15 gün olarak gösterilmesi suretiyle malen sorumlunun yanıltıldığı ve temyizin süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Sanık ... malen sorumlu ...'in temyiz istemleri yönünden; sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I- ... Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Müsaderesine karar verilen nakil aracı ... adına tescilli ise de, ...'nun malen sorumlu sıfatıyla ifadesi ve tüm dosya kapsamına göre aracı haricen sattığı ve aracın suç tarihinde ...'e ait olduğu anlaşılmakla; kamu davasında katılan sıfatının ve aynı Kanun’un 260/1. maddesi gereği hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı anlaşılmakla, malen sorumlu sıfatıyla ... vekilinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi gereği Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, II- Sanığın ve Malen Sorumlu ...'in Temyiz İstemleri Yönünden; 1-21.10.2012 tarihli eyleme ilişkin Dairemizin bozma ilamı sonrasında dosyaya celp edilen HTS kayıtlarının incelenmesinde, sanığın suç tarihinde baz istasyonu sinyal bilgilerinin Ankara ili olduğu, sanığın suç tarihinde suç yeri olan Bitlis ilinde bulunmadığı, sanığın aşamalardaki savunmasında da olay yerinden kaçan kişinin kendisi olmadığını beyan ederek atılı suçu kabul etmediği ve tüm dosya kapsamına göre sanığın 21.10.2012 tarihli eyleme ilişkin atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, 2-07.12.2012 tarihli eylem yönüyle, sanık soruşturma aşamasında atılı suçu kabul etmekle birlikte, kovuşturma aşamasında, dosyanın beraat eden sanığı ...'ın talebi üzerine suçu üstlendiğini beyan etmesi karşısında, maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için sanığın suç tarihinde kullandığı, soruşturma aşamasında beyan ettiği cep telefonu numarasının baz kayıtlarını da içeren HTS kayıtlarının celbi ile suç tarihi ile öncesinde sanığın olay yeri ve yakınında baz istasyonu kaydının bulunup bulunmadığının tespitinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi, 3- Dosya kapsamına göre aracın temyiz dışı sanık ... tarafından kiralandığı, malen sorumlunun iyiniyetli 3. kişi durumunda olduğu anlaşılmakla nakil aracının iadesi yerine müsaderesine karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir. Açıklanan nedenlerle, sanığın ve malen sorumlunun temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, 24.06.2025 tarihinde karar verildi. KISMİ KARŞI DÜŞÜNCE Sanık ... hakkında, 4733 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükmün, sanık ... malen sorumlu vekili tarafından temyizi üzerine sayın çoğunluğun sanık hakkındaki 21.10.2012 tarihli yargılamaya konu eylem yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmemesi yerinde değildir. Şöyle ki; Ceza Genel Kurulunun 20/03/2012 gün, 2012/108 karar; 28/02/2012 gün, 2012/58 karar nolu ilamlarında da belirtildiği gibi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 üncü (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. Ceza hukukunda yasadaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak bazı hallerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, yasanın öngördüğü miktarda bir artırım da yapılması söz konusudur. Zincirleme suç, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 80 inci maddesinde “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır.” şeklindedir. Bu maddenin karşılığı olarak koyulan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1 inci maddesinde; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hallerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. Dolayısıyla zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında esas alınan suçlardan herhangi birisi hakkında, yargılama aşamasında şikâyetten vazgeçme veya zamanaşımı gerçekleşmesi gibi kovuşturma yapılmasına engel bir nedenin ortaya çıkması halinde, bu suçun zincirleme suç uygulaması kapsamı dışına çıkarılarak açılan kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, 21.10.2012 ve 07.12.2012 tarihlerinde işlediği kaçakçılık suçlarının 5237 sayılı TCK.nun 43. maddesi kapsamında kaldığı ve zamanaşımı süresinin dolmadığına Daire tarafından karar verilmiş ise de yukarda anlatılan nedenlerle TCK.nun 43. maddesi kapsamındaki eylemin zamanaşımını kesmeyecek olması karşısında, incelemeye konu 21.10.2012 suç tarihli eylem yönünden, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği 8 yıllık olağan ve 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, anılan Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği suçun işlendiği 21.10.2010 tarihinden temyiz incelemesi tarihine kadar 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmakla sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle CMK.nun 223/8. madde ve fıkrası uyarınca düşürülmesine karar verilmemesi yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.24.06.2025