Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2008/14517 E. 2011/27190 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2008/14517
- Karar No
- 2011/27190
- Karar Tarihi
Zimmet suçundan şüpheliler ..., ... ...,...,...,...,...,.., ve.... haklarındaki soruşturma evresi sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25.10.2005 tarihli ve 2005/127934-72851 sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığına yönelik itirazın reddine ilişkin mercii SİNCAN Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 19.06.2006 tarihli ve 2006/1335-1652 müteferrik sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 05.09.2008 gün ve 46454 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 17.09.2008 gün ve KYB. 2008-187057 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, müşteki Halk Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü vekilince verilen 06.02.2004 tarihli ve 193 sayılı dilekçe ile anılan Bankanın genel müdürü, yönetim kurulu üyeleri ile ticari krediler müdürü olan sanıklar tarafından çözüm Özel Sağlık Hizmetleri anonim Şirketi ile Sistem endüstriyel Cihazları anonim Şirketine usulsüz krediler kullandırılarak Bankanın zarara uğratıldığından bahisle, haklarında kamu davası açılmasının talep edildiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan hazırlık soruşturması sonucunda, sanıkların eylemleri görevi kötüye kullanmak ve hizmet sebebiyle emniyeti suistimal olarak nitelendirilmek suretiyle suçun türü ve tarihi itibarıyla 4616 sayılı Kanun kapsamında kaldığı ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4.maddesinde yazılı 5 yıllık olağan dava zamanaşım süresinin geçtiği gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, anılan takipsizlik kararına yönelik itirazın mercii Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca reddedildiği, Adı geçen Banka vekili tarafından verilen 11.10.2005 tarihli dilekçe ile sanıkların eyleminin, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.05.2005 tarihli ve 2004/11-158 esas, 2005/58 sayılı ilamı doğrultusunda, 4389 sayılı Bankalar Kaunu'nun 22/3.maddesinde belirtilen zimmet suçunu oluşturduğu ve dava zamanaşımı süresinin 15 yıl olup, 4616 sayılı Kanun kapsamıda bulunmadığı belirtilerek, sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247 ve 4389 sayılı Kanun'un 22/3.maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için kamu davası açılmasının talep edildiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, daha önce kesinleşen takipsizlik kararının ele alınabilmesi için, yeni delillerin ortaya çıkması ve itirazı reddeden mahkeme başkanının dava açılması içi izin vermesi gerektiğinden bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğinin anlaşılması karşısında; Sanıkların eylemleri ile ilgili olarak kamu davası açılması için yeterli delil bulunduğu ve mevcut delillerin mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin 19.06.2006 gün ve 2006/1335-1652 müteferrik sayılı kararının, CMK.nun 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına 19.12.2011 günü oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Kanun yararına bozma talebi ile Halk Bankası genel müdürü, yönetim kurulu üyeleri ile ticari krediler müdürü ve şube müdürü olan şüphelilerin usulsüz kredi verdiklerine dair delil bulunduğu için haklarında bu konuda daha önce verilen takipsizlik kararına yapılan itirazın reddi hakkında Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen kararın kaldırılarak dava açılmasına karar verilmesi istenmiştir. Halk Bankası, Ziraat Bankası ve tasfiye edilmiş bulunan Emlak Bankası personelinin, 29.01.1990 gün ve 20417 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3771 sayılı Kanunun 3.maddesiyle yeniden düzenlenen 11/b maddesine göre banka paralarına karşı işledikleri suçlardan dolayı memur sayılarak haklarında 765 sayılı TCK.nun 2.kitap üçüncü ve altıncı bablarındaki hükümler uygulanacaktır. bu hükme göre Halk Bankası personelinin de banka parasına karşı işledikleri suçlar diğer koşulların varlığı halinde zimmet suçunu oluştaracaktır. Öte yandan 23.06.1999 tarihinde yürürülüğe giren 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22/11.maddesi hükmünde ise kamu bankası personellerinin zimmet suçlarında, daha ağır hükümler bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun zimmetle ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir. Bu düzenlemelere göre kamu bankası görevlilerinin banka paralarına karşı işledikleri suçlarda, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun zimmetle ilgili 202.maddesi hükmü uygulanacağından kuşku bulunmamaktadır. Ancak 25.11.2000 tarihinde yürürlüğe giren 4603 sayılı kanunun 1.maddesinin 5.bendinde yapılan düzenleme ile 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin bankalar hakkında uygulanmayacağı hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereği hiçbir banka personeli, banka parasına karşı işlenen suçlardan dolayı memur gibi cezalandırılamayacaktır. Bu düzenleem lehe yapılmış bir düzenlemedir. Lehe düzenlemelerin, gerek 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 2.maddesi ve gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7/1.maddesi uyarınca önceden işlenen suçlara da uygulanması gerekmektedir. Bu konu ile ilgili öğretide baskın görüşde bu yöndedir. Örneğin Onursal Yargıtay Üyesi Sayın Erol Çetin "Memur Suçları" isimli kitabının 2.baskısının 392 sahifesinde ayın görüşe yer vermektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirdiğimizde; 4603 sayılı Kanunla getirilen lehe düzenleme geriye yürüyeceğinden Halk Bankası personeli olan adı geçen şüphelilerin memur sayılmalarına yasal olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle 765 sayılı ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarında düzenlenen zimmet suçlarından yargılanmaları mümkün değildir. Öte yandan bu şüphelilerin eylemleri 4389 sayılı Bankalar Kanununun yürürlük tarihi olan 23.06.1999 tarihinden önceki tarihlerde gerçekleşmiş olduğundan haklarında Bankalar Kanunu hükümleri de uygulanamayacaktır. Bu durum karşısında şüphelilere yükletilen eylemler, diğer koşulların da varlığı halinde hizmet sebebiyle emniyeti suistimal suçunu oluşturabilecektir. Söz konusu eylemlerin işlenme tarihlerine göre ise dava zamanaşımı süresi soruşturma evresinde dolmuştur. Bu nedenle verilen takipsizlik kararı ve bu karara yönelik itirazın reddine dair verilen Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının kararı yerindedir. Bu gerekçelerle kanun yararına bozma talebinin reddi yerine kabulüne dair çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.