Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2024/1131 E. 2024/1531 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/1131
Karar No
2024/1531
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/35 E., 2023/1819 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Red İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/337 E., 2021/543 K. 1- İlk derece mahkemesince tespit ve alacak davasında, davacı bankanın geçici mühlet tarihi itibariyle alacağının bilirkişi raporu ile tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/691 E. sayılı dosyasında tasdikine karar verilen konkordatoya tabi olan 505.618,51 TL alacağın davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, gayri nakdi alacağının 20.450,00 TL miktar üzerinden kabulüne, davacının alacağının borçlunun malları ile rehinle teminat altına alınmadığından kesin mühlet tarihinden itibaren faiz işlemeye devam edeceğinin tespitine ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. 2- İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 3- Bu karara karşı davacı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Konkordato uygulamalarında kanun koyucu rehinli alacaklılarla adi alacaklıları aynı muameleye tabi tutmamış ve rehinli alacaklıların adi alacak nisabına dahil edilmesine mani olmuştur. Bunun doğal sonucu bu alacağın konkordatoya tabi adi alacak olarak kabul edilmesi ve faiz işlememesidir. Alacaklı İİK’nın 303/1 maddesi uyarınca konkordatoya olumsuz oy kullanmışsa 3. kişiye karşı tüm hakları muhafaza edeceğinden faiz talebini ancak borçtan birlikte sorumlu olan bu 3. kişiye karşı ileri sürebilecektir. Üçüncü kişi rehni ile teminat altına alınan alacak Dairemizin yerleşik içtihatları uyarınca nisapta adi alacak olarak nazara alınmaktadır. Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, keza; davalının mülkiyetinde bulunan taşınır ve taşınmaz malları üzerinde davacı banka lehine tesis edilen herhangi bir teminat bulunmadığı, davacı banka lehine tesis edilen ipotek ve menkul rehninin üçüncü kişilerin taşınmaz ve taşınır malları üzerinde tesis edildiği anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi kararına ilişkin davacı vekilinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, alınması gereken harç davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.05.2024 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Konkordato talebi açısından İcra İflas Kanunu'nun 308/h maddesinde ipotekli alacaklar için ayrı bir prosedür öngörülmüş olup, borçlu tarafından verilen rehinle veya üçüncü kişi tarafından verilen rehinle teminat altına alınan alacaklar arasında bir ayrım yapılmamıştır. Her ne kadar yerleşik uygulamada üçüncü kişi ipoteği ile teminat altına alınan alacakların adi alacaklar arasında değerlendirileceği kabul edilmekte ise de 7101 Sayılı Kanunla iflas erteleme müessesesi kaldırılmış ve konkordato önceki düzenlemeden çok farklı bir şekilde yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenleme karşısında artık eski uygulamaların yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Yerleşik uygulamanın bu şekilde gelişmesi esasen konkordato kapsamındaki borçlunun korunması amacı taşımaktaydı. Zira 2003 yılından önceki yasal düzenleme kapsamındaki uygulamaya göre, rehinli alacağın teminatını oluşturan taşınmazın konkordato talep eden borçluya mı, üçüncü kişiye mi ait olduğuna bakılmaksızın icra yoluyla satışı mümkündü. Bunu engellemek için de borçlunun teminat yatırması gerekiyordu. Uygulama da konkordato teklif eden borçlunun mallarının korunması amacı gözetiliyordu. Ancak 17.07.2003 tarih ve 4949 sayılı Kanun ile İİK’nın 289. maddesi değişmiş ve muhafaza tedbirlerinin alınması ve rehinli malların satışı yasaklanmıştır. Ancak daha önceki düzenlemeye dayanan ve konkordato sürecinde bulunan borçlunun malvarlığının korunması amacıyla bir refleks olarak getirilen uygulama yeni düzenleme karşısında hiç sorgulanmamış ve aynen sürdürülmüştür. Esasen 7101 sayılı Kanun'la düzenlenen İİK’nın 295. maddesi de aynı içeriğe sahiptir ve buna göre, aynı şekilde rehinli mallar hakkında icra takip yapılması mümkündür, ancak, muhafaza tedbiri alınması ve satış yapılması yasaklanmıştır. Bu konuda değerlendirme yaparken 7101 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerin birlikte ele alınması, önce düzenlemelerin lafzına bakılması ve daha sonra da amacının konkordatonun bütünü ile birlikte değerlendirilmesi gerekmemtedir. İİK’nın 295. maddesinin başlığı kesin mühletin rehinli alacaklar bakımından sonuçları olup, içeriğinde de hiçbir şekilde rehinin konusunun borçluya veya üçüncü kişiye ait olması gerektiği konusunda bir ayrım yapılmamıştır. İİK’nın defter tutulması ve rehinli malların kıymetinin takdiri başlıklı 298. Maddesinde de herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Yine İİK’nın rehinli malların muhafazası ve satışı ile finansal kiralama konusu malların iadesinin ertelenmesi başlıklı 307. maddesinde de herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Tam tersine tasarı TBMM’ye sunulduğunda başlığı, “ borçluya ait rehinli malların muhafazası ve satışı ile finansal kiralama konusu malların iadesinin ertelenmesi” iken, meclis alt komisyonda verilen önerge ile bilinçli olarak maddenin başlığından “borçluya ait” ifadesi çıkartılmıştır. Değişikliğe ilişkin önerge gerekçesinde de, “rehinli malın üçüncü kişiye ait olması durumunda da madde uyarınca erteleme kararı alınabilmesi sağlanabilmekte” ifadesi ile bu husus özellikle vurgulanmıştır. Konkordatonun amacının borçlunun malvarlığını korumak ve bu şekilde alacaklılara da iflasa göre daha iyi bir imkan sağlamak olduğu ileri sürülmekte ve üçüncü kişilerin malvarlığı ile teminat altına alınan alacakların adi alacak sayılması gerektiği ileri sürülmektedir. Ancak bu kabul de bu düşünceye hizmet etmemektedir. Zira, bu şekilde bu alacakların adi alacak sayılması halinde, alacaklı olan kişi nasıl olsa kendisinin alacağı üçüncü kişinin malvarlığı ile teminat altına alındığını düşünerek konkordato teklifine hayır oyu verecektir. Bu durumda da diğer adi alacaklıların, konkordato teklifinin iflasa göre kendilerine göre daha iyi bir fırsat sunmasını değerlendirme fırsatları kalmayacaktır. Dolayısıyla bu alacakların adi alacak kabul edilmesi tam tersi sonuç doğurmaktadır ve konkordatonun genel amacına da hizmet etmemektedir. Diğer yönden, alacağı üçüncü kişi rehiniyle teminat altına alınan kişi İİK’nın 303. maddesi değil, İİK’nın 308/h maddesi hükmüne tabi olacaktır. Zira 308/h maddesinin son fıkrasında açıkça, “bu madde münhasıran adi konkordatoda borçlunun, alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarını yapılandırılması teklifinde bulunması halinde uygulanır. 285 ila 309/ı maddeleri, açıkça belirtilmedikçe rehinli alacaklar hakkında uygulanmaz” hükmü yer almaktadır. Buna göre İİK’nın 303. Maddesi hükmünün üçüncü şahıs rehni ile teminat altına alınan alacaklı açısından uygulanması mümkün değildir. Üçüncü kişinin malvarlığı ile teminat altına alınan alacakların adi alacak sayılmasının önemli bir sakıncası da bulunmaktadır. Bu şekilde kabul halinde bu alacak adi alacak sayılacak ve konkordato projesi kapsamında yapılandırılacaktır. Bu durumda kabul edilen vadeler gelmeden borçluya karşı takip yapılamayacaktır. Borçtan birlikte sorumlu olan kişilere karşı tek başına icra takibine geçilmesine de İİK’nın 149/b maddesi engel olmaktadır. Bu durumda alacaklının borçtan birlikte sorumlu olanlara da zamanında başvuramaması ve bu şekilde iflasta dahi korunan güvencesinin işlevsiz kalması gibi bir durum ortaya çıkacaktır. Netice itibariyle, İİK’nın 308/h maddesi gereğince rehin konusunun kime ait olduğuna bakılmaksızın rehninin bu madde kapsamına dahil olduğu, rehinli alacağın ancak teminatsız kalan kısmının adi alacak olarak nisaba dahil olacağı, İİK’nın 302 maddesi gereğince, konkordato projesinin oylanmasında ancak projeden etkilenecek olanların oy kullanabileceği, üçüncü kişinin malvarlığı ile teminat altına alınan alacak sahiplerinin oy kullanmalarının kabul edilemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, üçüncü kişinin rehniyle teminat altına alınmış olan alacakların adi alacak sayılması ve bu şekilde oylamaya dahil edilmesi mümkün değildir. Tüm bu hususlar dikkat alınarak davalı bankanın temyiz isteminin kabul edilmesi gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.

Atıf: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/1131, K. 2024/1531, T. 15.05.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-hukuk-dairesi-2024-1131-e-2024-1531-k-4c709ce03d2b