Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2024/1110 E. 2024/1516 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/1110
Karar No
2024/1516
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2014/589-2023/291-Birl. Dava 2005/728 E.-2007/217 E. HÜKÜM/KARAR : Asıl davanın kısmen kabulü, birleşen davanın reddi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen asıl dava da ihraç kararının iptali, konut teslimi ve tazminat, birleşen dava da ise tespit istemi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı asıl davada taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı kooperatif üyesiyken haksız olarak ihraç edildiğini, ihtarların ve ihraç kararının yasaya uygun olarak müvekkiline tebliğ edilmediğini, kooperatife bugüne kadar gecikme cezaları dahil 54.515,80 TL ödeme yaptığını ileri sürerek, öncelikle ihraç kararının iptali ile dairenin kendisine teslimini, olmadığı takdirde bu miktarın ödeme tarihlerinden itibaren faizini ve 2003 yılından itibaren güncel koşullara uyarlanmış kira bedelinin faizini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; kooperatif tarafından müvekkiline tahsis edilen 4. blok 28 no.lu dairenin davalı ...'ya, onun tarafından da diğer davalı ...'ya verildiğini, üyelikten çıkarma kararının haksız olduğunu ve kesinleşmediğini, yerine üye alınmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, dairenin müvekkiline ait olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Asıl davada davalı Kooperatif vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, tebligatların emniyet araştırması ile tespit edilen adreste yapıldığını ve geçerli olduğunu, ayrıca davacının bugüne kadar yaptığı ödemeleri geri istemediğini ve müvekkilinin temerrüde düşmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davalı ... cevap dilekçesinde özetle; ...'dan üyeliğini 26.10.2004 tarihinde devralarak kooperatife üye olduğunu, üyelik nedeniyle dava konusu konutun kendisine tahsis edildiğini, ortaklığa girişinden sonra genel kurullara katılarak üyelik aidatını ödediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davalı ... duruşmadaki beyanında; davanın yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 23.12.2009 tarih 2005/728 Esas 2009/1033 Karar sayılı dosyasında, davacıya çıkartılan ihtarların ve ihraç kararının usulüne uygun tebliğ edilmediği, davanın hak düşürücü süre içinde açıldığı ihraç kararının geçersiz olduğu gerekçesi ile ihraç kararının iptaline, davacı halen kooperatife borçlu olduğundan dairenin teslimi talebinin reddine, ihraç kararı iptal edildiğinden asıl davadaki tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın ...' nın pasif husumet ehliyeti bulunmadığından bu davalı yönünden husumetten reddine, ... yönünden ise davacının kooperatife borcu olduğundan konut tahsisi isteyemeyeceği gerekçesi ile reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada taraflar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Yargıtay 23.(Kapatılan) Hukuk Dairesi 7.12.2011 tarih 2011/2819 Esas ve 2011/2852 Karar sayılı ilamı ile davalı kooperatif vekilinin ihraç kararının iptali istemi ile ilgili hükme yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiş, davacı vekilinin konut teslimi, tazminat ve tesbit istemi ile ilgili hükme yönelik temyiz itirazları yönünden ise, kooperatif defter ve kayıtları, genel kurul ve yönetim kurulu kararları getirtilip, tereddüte yer vermeyecek şekilde davacının kooperatife borcunun bulunup bulunmadığı belirlenmesi, eğer borcu bulunmuyorsa ve diğer ortaklara daire tahsisi yapılmış ise eşitlik ilkesi gereğince davalı kooperatifin, davacıya konut tahsisinden kaçınmasının hukuken mümkün olmayacağı, davacının borcu olduğu saptandığı takdirde ise, benzer durumdaki ortaklara daire tahsisi yapılıp yapılmadığı ve aynı durumdaki kişileri de kapsayacak şekilde ferdi mülkiyete geçilip geçilmediği üzerinde durulması, bilirkişiler ... ve ...' den tüm bu hususları da kapsayacak şekilde ayrıntılı, açıklamalı, denetime elverişli ek rapor alınarak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek, eksik incelemeye dayalı verilen kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, dava konusu taşınmazın kooperatif taşeronu olarak alacağına karşı daire tahsis edildiği anlaşılan ... tarafından 26.10.2004 tarihinde ...'a devredildiği, dava tarihi itibariyle davacının kooperatife borcu bulunduğu, davacı ile aynı durumda olup daire tahsisi yapılan üye bulunmadığı anlaşılmakla daire tahsisi talebinin reddi gerektiği, Yargıtay içtihatları doğrultusunda tazminat miktarını hesaplayan 29.08.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre davacının 188.336,3 TL tazminat alacağının olduğu, asıl dava yönünden davanın kısmen kabulü ile 54.515,80 TL'nin dava tarihinden itibaren; 88.619,81 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı kooperatiften tahsili ile davacıya ödenmesine; birleşen davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada taraflar vekillerinin temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kiraya talebinin reddinin hatalı olduğunu,davalı kooperatifin aidat ödemesinde geciken üyelerde gecikme cezası olarak %12 gecikme tazminatı almasına rağmen hükümde yasal faiz üzerinden hüküm kurulmasının hakkaniyete uygun olmadığını beyan ederek, kararın düzelterek onanmasını talep etmiştir. Asıl davada davalı kooperatif vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkeme kararının gerekçesinin açık ve anlaşılır olmadığını, hükümde 04.01.2023 tarihli rapora atıf yapıldığı ancak, gerekçede 29.08.2022 tarihli raporun benimsendiği dolayısıyla hükümle gerekçe arasında çelişkinin doğduğu, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı, talep artırımının yapılamayacağı, bozma sonrasında ıslahta yapılamayacağı, iki kez ıslahın mümkün olmadığı, 27.09.2022 tarihli ikinci ıslahın yapılamayacağını, davacının tüm taleplerinin zamanaşıma uğradığını, davacının yaşı nedeniyle akıl sağlığının yerinde olup olunmadığının araştırılması talep edilmesine rağmen dikkate alınmadığını, 29.08.2022 tarihli rapor ve 04.01.2023 tarihli rapor arasında çelişki olduğu, rayiç daire bedellerin farklı hesaplandığını, taşınmaz değerinin fahiş hesaplandığını, emsal karşılaştırma yönteminde örnekler raporda sunulmadığını, diğer kooperatif üyelerine 2006 da daireleri natamam şeklinde teslim edilmiş iken raporda dava konusu taşınmazın tam bir daire gibi hesaplandığı, dosyaya sunulan Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 2006/406 Esas sayılı dosyada alınan raporda emsal bir dairde 2006 yılı taşınmaz değerinin 65.000,00 TL olduğunun yine İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/92 E. sayılı dosyada emsal bir dairnin 2019 yılı değerinin 310.000,00 TL olduğu göz önüne alınınca dava konusu taşınmazın değerinin fahiş hesaplandığının anlaşılacağı, yanlış hesaplama ile karar verildiğini, hesaplamada %10 luk inrimin eksik olduğunu natamam teslim edilen evde kooperatif üyelerinin tamamlamak için daha fazla harcamada bulunduğu hangi kriterlere göre indrim yapıldığının anlaşılamadığını, tamamlamak için yapılan işçiliklerin bedellerinin araşırılmadığını beyan ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C.Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl davada ihraç kararının iptali, konut teslimi ve tazminat, birleşen dava da ise tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 ncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 nci ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasanın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda yer verilmiştir. Hükümde yer alması gereken hususların neler olduğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 297. maddede düzenlenmiş olup maddenin 2. fıkrasına göre; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Kararlarda bulunması gereken gerekçeler sayesinde taraflar, hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi karar aleyhine kanun yoluna başvurulduğunda da Yargıtay incelemesi sırasında ancak bu gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı saptanabilecektir. Diğer bir anlatımla Yargıtay denetimi ancak verilen kararın gerekçeli olması halinde mümkün olabilir. Yargıtay HGK'nın 07.12.2011 tarihli 15-708 Esas, 737 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 298/2. maddede ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur. HGK'nun 24.02.2010 Tarihli 2010/1-86 Esas, ve 2010-108 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.” Hüküm ve gerekçenin çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece verilen kararda kira alacağı talebine yönelik davanın reddine dair hükmün hangi maddi ve hukuki gerekçe ve nedenlere dayandığı belirtilmemiş diğer bir ifdeyle gerekçesi açıklanmaksızın hüküm kurulmuştur. Öte yandan mahkemece gerekçeye esas alınan 29.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda davacının 188.336,34 TL alacağının bulunduğunun belirtilmesine rağmen 04.01.2023 tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamada 143.135,61 TL alacağının bulunduğu belirtilmiş ve hükümde de bu miktar üzerinden asıl dava kısmen kabul edilmiş olup bu haliyle hüküm ile gerekçe arasında çelişki meydana meydana gelmiştir.. Reddine kira alacağı yönünden gerekçesiz olarak karar verilmesi kabul edilen miktar yönünden de hüküm ile gerekçe arasında çelişki oluşturacak şekilde karar verilmesi HMK 297 ve 298. madde hükümlerine aykırı olup usulüne uygun gerekçeyi kapsar biçimde ve hüküm ile gerekçe çelişkisini ortadan kaldırır şekilde mahkemece yeniden karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; 1- Temyiz olunan kararın re’sen BOZULMASINA, 2-Bozma nedenine göre, asıl davada taraflar vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan harcın ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/1110, K. 2024/1516, T. 15.05.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-hukuk-dairesi-2024-1110-e-2024-1516-k-c80e7cb9130d